Kapanmamış defter ve İstanbul: 25 yılın ardından 'deprem'

Büyük Marmara depreminin ardından 25 yıl geçti. Hem 1999 depreminde yaşananlar hem de onu takip eden diğer depremler, doğal afetlere karşı ne kadar savunmasız olduğumuzu, bunun bedelini ne kadar ağır ödediğimizi ve ödeyeceğimizi hatırlatıyor. Peki biz, bununla ne ölçüde yüzleşebiliyoruz?
Kapanmamış defter ve İstanbul: 25 yılın ardından 'deprem'

Spektrum

Spektrum

Her perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.

18 bin 373 kişi…

Rakam yazmak kolaydır, hayat öyle değil.

Bu dünyada rutine en fazla şükreden insanlar, durup dururken, ansızın, birdenbire büyük bir kayıp yaşayan insanlardır.

Sıralı ölümü dileyenler, isyan ettiklerinde daha büyüğünü yaşamaktan korkanlar, hayatlarını bir gölge ile geçirenler…

Düşünün, bir dakika önce büyük bölümünden sıkıldığınız hayatın ne kadar büyük, ne kadar güzel, ne kadar bütünlüklü olduğunu bir dakika sonra anlamak zorunda kalıyorsunuz.

Artık her şey eksik ve bir daha tam hissedemeyeceğiniz bir hayat önünüzde duruyor.

18 bin 373 kişi… Resmî rakamlara göre, kayıplar dahil edilmeksizin TBMM’de açıklanan rakamlara göre, bundan 25 yıl önce, 17 Ağustos 1999’da, gecenin bir kör yarısında hayatını kaybetti.

Her birinin yakın ailesini düşündüğünüzde yaklaşık 100 bin kişi. Geniş ailelerini düşündüğünüzde belki 1 milyon kişi ölümle, yoklukla, gerçekle tanıştı. Hiçbir suçları olmadan, yaşamak dışında hiçbir suçları olmadan. Başlarını sokacakları bir evlerinin olmasına şükrettikleri bir gecenin yarısında…

Ders çıkar(ama)mak

İstanbul, 1999’daki Marmara Depremi’nden bu yana depremi tartışıyor: Büyük depremi, yıkıcı depremi, büyük felaketi.

İstanbul depremi beklenirken, Türkiye’nin birçok kenti afetle tanıştı. 6 Şubat 2023 Maraş depremlerinin bilançosu, Marmara depremini bile aştı. Başta Antakya olmak üzere, Maraş depreminin ardından yaşanan görüntüler, sadece deprem ânı kayıplarını değil, İstanbul depreminin olası sonuçlarını da açık biçimde gösterdi.

Antakya’da bile bu kadar çaresiz kalınırken İstanbul’un akut yaraları için harekete geçilemeyeceği görüldü. Ortaya çıkacak maliyetin Türkiye’yi nereye sürükleyeceği net biçimde anlaşıldı.

Gerçekten anlaşıldı mı?

Bekleyen karanlık günler

İyimser tahminlere göre, 7 şiddetindeki olası bir İstanbul depreminin bilançosu en az 100 bin ölü, 4,5 milyon evsiz. Ekonomik maliyeti tam olarak tahmin edilemediğinden, “Türkiye için beka sorunu oluşur” diye özetleniyor.

Yaraları sarmak için İstanbul’un ekonomisi gerektiğinden, yaraların nasıl sarılacağı bütünüyle belirsiz. Olası bir depremden sonra kaosun nasıl, kaç günde aşılabileceği de…

Kötüsü, İstanbul’dan kaçanların fazla bir seçeneği yok. Büyük çoğunluğun kaçma gücü de yok. Tıpkı yaşadıkları binaları güçlendirme, depreme dayanıklı hâle getirme güçleri olmadığı gibi.

Bugün İstanbul’da insanlar başlarını sokabilecek daire bulmakta zorlanırken, depreme dayanıksızlığı tespit edilmiş binalardan bile çıkmak istemiyorlar.

Koca bir kent, kaderine razı hâlde bekliyor. Üç-beş kişinin İstanbul’u depreme hazır hâle getirmek için verdiği çaba ise siyasi mücadelelere kurban ediliyor.

Düşünün, İstanbul depremi üzerine en çok kafa yoran isimlerden İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı bünyesindeki Tayfun Kahraman cezaevinde. Maraş depremlerinden sonra en çok eleştirilen isimlerin başında gelen ve buna rağmen AKP tarafından yerel seçimde İstanbul adayı yapılan Murat Kurum yeniden bakanlık koltuğunda. Ve rakibi İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu ile eşgüdüm içerisinde depreme karşı çalışmaları gerekiyor.

Tablo bu…

Hafızada ve hukukta zamanaşımı

Maraş depremlerinde tablo görüldüyse de akılda tutulması, anımsanması için bir neden yok. Unutmak, yok saymak toplumdan bireye bir gelenektir Türkiye’de. Bunu yaparsan, birkaç gece daha huzurlu uyuyabilirsin. 25 yıl önce yaşanan Marmara Depremi’yle ilgili defterin kapanmaması aslında bugün neden İstanbul depremine hazırlıksız olunduğunu da açıklıyor.

Marmara depreminin itinayla unutturulması gerekiyordu, yoksa bugün, risk altında bu insanları yaşatabilmek mümkün değildi. 

1999’da, 45 saniye içerisinde onbirlerce insanın canını alan deprem kader değil cinayetti elbette. Deniz kumu ile yapılmış binalar, kullanılmayan demirler, yıkılmış kolonlar, planı değiştirilmiş apartmanlar, uygulanmayan, hatta olmayan yönetmelikler, denetlenmemiş yapılar…

Hiçbiri kader değildi.

Çöken 133 bin 683 bina, depremin büyüklüğünden değil, depreme uygun olmamasından, bırakın depremi kırık dökük mevzuata bile uygun olmadığından yıkıldı.

Farklı düzeylerde de olsa 20 milyon insanı etkileyen depremin hesabının sorulması gerekiyordu. Ancak o zaman bürokrasi, müteahhit, yapı denetmeni, mimar depremi hesaba katacaktı.

Öyle olmadı.

Depremden sonra yıllarca zamanaşımı süresinin ne zaman başlayacağı tartışıldı. Davalar bir yandan açılıyordu ancak sürenin belli olmaması mahkemelerin elini kolunu bağlıyordu. Kimi, binanın yapıldığı tarihin kimi, depremin olduğu tarihin esas alınması gerektiğini belirtiyordu.

  • Binanın yapıldığı tarih esas alındığında ortada sorumlu kalmıyordu. Zira o dönem 20 yıl olan zamanaşımı süresi çoktan dolmuş oluyordu. Birilerini yargılamak olanaksız hâle geliyordu.

Bu belirsizlik tam 8 yıl, 2007’ye kadar sürdü. Artık öyle bir noktaya gelinmişti ki açılan toplam 2.100 ceza davasından 1.800’ü için zamanaşımından düşme kararı verilmişti. Yargıtay Ceza Genel Kurulu, kalan davaların sonuca bağlanması için içtihat kararı verdi ve zamanaşımı süresinin depremle başlayacağını açıkladı.

Kalan 300 davadan sadece 110’u ceza ile sonuçlandı ve bu cezaların çoğu 1999’da yürürlüğe giren "Rahşan Affı" kapsamına girdiği için ya da cezanın ertelenmesine karar verildiği için ertelendi. Çok az sayıda davada sorumlular cezaevine girdi. 981 kişinin öldüğü İstanbul’da açılan davaların hiçbirinde ceza çıkmadı.

Cezaevine giren az sayıda isimden biri, sembol hâline gelen müteahhit Veli Göçer’di. Göçer, birkaç yıl önce yeniden müteahhitlik yapabilmek için ruhsat aldı.

Kapatılan defterler: Yargılama uzun, ceza yok

Hukuk davaları vardı elde… O davalardan birini, İstanbul Küçükçekmece'deki sekiz katlı binanın altında kalan, boynu eğik biçimde enkaz altında yatarken çekilen fotoğraf ile tarihe geçen Ömür Kınay’dı. Depremde annesini kaybeden Kınay, enkaz altından 4,5 saat sonra çıkartıldı. O zaman 20 yaşındaydı. Hayatta kaldı ancak hem beden fonksiyonlarını önemli ölçüde kaybetti, hem yakınlarını yitirdi.

Kınay’ın enkazı altında kaldığı binanın taşıyıcı sisteminde hatalı ve eksik malzeme kullanıldığı, işçiliğin yetersiz olduğu ortaya çıktı. Binanın müteahhitleri kayıplara karışmıştı. Haklarında dava açıldı ancak dava zamanaşımına girene kadar ortaya çıkmadılar.

Kınay ise hakkını aramaya başladı. 2000 yılında belediye ve müteahhitler hakkında suç duyurusunda bulundu, tazminat davası açtı. Sadece iki yıl, bulunamayan müteahhitlere tebligat yapılması çabası ile geçti. Beş yıl, Kınay’ın engellilik durumunun tespiti ile…

2014’e gelindiğinde, belediye ile müteahhitlerin dosyası ayrıldı. Kınay, sonunda 2015’te Anayasa Mahkemesi’ne başvurdu. Bu başvuru karara bağlanmadan, yerel mahkeme 25 bin lira tazminat ödenmesine hükmetti. Ancak Yargıtay aşaması 2020’ye gelindiğinde halen bitmemişti.

Anayasa Mahkemesi de davada, makul özen ve hızda hareket edilmediği gerekçesiyle yaşam hakkının usul boyutunun ihlal edildiğine karar verdi. 27 bin lira manevi tazminata hükmetti. Ceza yok, Kınay 40’lı yaşlara geldiğinde verilen, anlamsız tazminat kararları var. Üstelik hak ihlali kararına rağmen yeniden yargılama yapılması olanağı da yok.

Kınay sadece bir örnek.

Her bir ölüm, her bir yaralanma, her bir yıkılan bina bir başka kapanmamış defter. Bir bölümünün kapanma ihtimali yok. Kalan bir bölümü için de tazminat ödenmesi dışında yol kalmadı.

“Unutun defterleri” dedi devlet, unuttu defter sahipleri dışında herkes…

Kapanmamış deftere Olimpiyat başlığı

Şimdi İstanbul’un 2036 Olimpiyat adaylığı tartışılıyor. Maliyeti, getireceği, götüreceği normal bir kent için tartışılabilir elbette.

Ama İstanbul için hep yanına, “Ya deprem olursa?” diye büyük bir soru işareti koymak gerekiyor.

Kaynakların verimli kullanımını da geçin, ya 25 yıldır atılmayan temel ve basit adımlar yine kısa süre içerisinde atılmaz ve deprem olursa?

Defter kapatmamak böyledir. İnsan hayatı için de devletler için de…Kapanmayan defterlerin satırları gün gelir insanın da ülkelerin de yüzüne vurur.

Ve hazır değilseniz bu yüzleşmeye, gerçekten sonuçları çok ama çok ağır olur.

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

Spektrum

Spektrum

Her perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.

NEREDE YAYIMLANDI?

SpektrumSpektrum

BÜLTEN SAYISI

🎤 Röportaj tutuklaması, Kılıçdaroğlu davası

İfade özgürlüğü. Can Atalay oturumu. AK Partili 23 yıl. Depremin ardından çeyrek asır. Kılıçdaroğlu polemikleri. Paris 2024 muhasebesi. Köpek cinayetleri. Mahmud Abbas'ın duyurusu.

15 Ağu 2024

🎤 Röportaj tutuklaması, Kılıçdaroğlu davası

YAZARLAR

Gökçer Tahincioğlu

Gazeteci ve yazar. 1997-2018 yılları arasında Milliyet Gazetesi’nde muhabir, haber müdürü ve köşe yazarı olarak çalışan Tahincioğlu, 2019’dan beri T24 internet sitesinde Ankara Temsilcisi ve yazarlık görevlerini üstleniyor.

Spektrum

Her perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.

İLGİLİ OKUMALAR

SpektrumSpektrum

HİKAYE

Görünmeyene ulaşmak için görünmez olanlar: Gazetecilikte kimlik gizleme yöntemi

BirGün muhabiri Ebru Çelik'in "figüran" haberi, gazetecilikte kimlik gizleyerek haber yapma yöntemini yeniden gündeme taşıdı. Peki bu yöntemin kökleri nereye uzanıyor, etik sınırı nerede başlıyor ve kamu yararı bu tartışmanın neresinde duruyor?

Merve Us Acıoğlu

·

04 Ağu 2026

Görünmeyene ulaşmak için görünmez olanlar: Gazetecilikte kimlik gizleme yöntemi
SpektrumSpektrum

HİKAYE

Çin’in Türkiye’deki yeni ağı: DÜNYA-MER'in yol haritası nasıl çiziliyor?

Çin’in siyasi partiler, düşünce kuruluşları ve yayıncılık faaliyetleri üzerinden Türkiye’de kurduğu ilişki ağı genişlerken, bu hattın yeni merkezlerinden biri DÜNYA-MER oldu. Merkezin Başkanı Prof. Dr. Semih Koray, Aposto’ya yaptığı açıklamalarda DÜNYA-MER’in Çin’in Küresel Medeniyet Girişimi’yle kesişen hedeflerini, güvenlik konferanslarını neden öne aldıklarını ve “yeni bir medeniyetin Asya’dan yükseldiği” tezini anlattı.

Emircan Yaman

·

04 Ağu 2026

Çin’in Türkiye’deki yeni ağı: DÜNYA-MER'in yol haritası nasıl çiziliyor?
SpektrumSpektrum

HİKAYE

JD Vance üzerinden İran-ABD savaşını okumak

ABD yönetimi geniş çaplı bir İran işgaline hazırlanıldığı iddialarını doğrulamıyor. Ancak Hürmüz Boğazı’ndaki geçişi güvenceye almak, stratejik adaları veya askerî altyapıyı hedef almak amacıyla sınırlı kara operasyonları ihtimali gündemde kalmayı sürdürüyor. Başkan Yardımcısı JD Vance ise rejim değişikliğine ve uzun süreli savaşa karşı çıkarken, gerektiğinde sınırlı askerî güç kullanılmasını ve diplomasinin açık tutulmasını savunuyor.

Faik Bulut

·

01 Ağu 2026

JD Vance üzerinden İran-ABD savaşını okumak
SpektrumSpektrum

HİKAYE

Yeni Parti'nin yol haritası: Kurucuları kurultay, örgütlenme ve seçim hazırlıklarını anlattı

Yeni Parti kurucularından Utku Çakırözer ve Burhanettin Bulut’un Aposto’ya verdiği bilgilere göre, ilk olağan kurultayın Ekim sonu ile Kasım başı arasında yapılması planlanıyor. Kurultayda yalnızca yönetim organları değil, parti programı ve tüzüğüne ilişkin son düzenlemeler de ele alınacak. Kurultayın ardından ise Yeni Parti odağını tamamen seçim hazırlıklarına çevirecek. Önümüzdeki üç aylık süreçte örgütlenme çalışmalarına ağırlık verilecek.

Melisa Gülbaş

·

30 Tem 2026

Yeni Parti'nin yol haritası: Kurucuları kurultay, örgütlenme ve seçim hazırlıklarını anlattı
SpektrumSpektrum

HİKAYE

Yeni Parti, CHP ve olasılıklar: Ankara kulislerinde ne konuşuluyor?

Mutlak butlan kararıyla Kemal Kılıçdaroğlu’nun CHP yönetimine dönmesi, Özgür Özel ve arkadaşlarının Yeni Parti’yi kurmasıyla sonuçlandı. Ankara kulislerinde şimdi Yargıtay’ın kararı kaldırıp kaldırmayacağı, milletvekillerinin dokunulmazlıklarının gündeme gelip gelmeyeceği ve CHP’de yeni bir kurultay sürecinin başlayıp başlamayacağı tartışılıyor. Yeni Parti yönetimi ise butlan kararı kaldırılsa bile CHP’ye dönmeme ve seçime kendi çatısı altında girme eğiliminde.

Yeni Parti, CHP ve olasılıklar: Ankara kulislerinde ne konuşuluyor?