Karanlığa bakmak: Şiddet üzerine kitaplar

İnsanlık hâlinin en karanlık yüzü şiddet, onunla karşılaşan herkesi, bir yandan kafasını çevirmeye bir yandan da gözünün içine bakmaya, yapabileceklerinin sınırlarıyla ilgili düşünmeye zorluyor. Dinden hukuka, edebiyattan felsefeye, sosyolojiden psikolojiye, şiddet üzerine kitaplardan bir seçki.
Karanlığa bakmak: Şiddet üzerine kitaplar

Seçki: Uğur Ugan, Deniz Kaynak

Şiddet her gün sokakta, evde, televizyonda, haberlerde... Bazen surlardan aşağı atılan kesik bir uzvun vahşetiyle dehşete sürüklüyor, bazen körü körüne bağlanılmış bir idealin arkasına gizleniyor; bazen bir kelimeye sıkıştırılıp gergin bir kahkahayla bastırılıyor, bazen bir bakışla ürpertiyor. Bazen "münferit," bazen "organize," bazen de devletler eliyle eyleme geçiyor. Ama şiddet, onunla karşılaşan herkesi, bir yandan kafasını çevirmeye bir yandan da gözünün içine bakmaya, yapabileceklerinin sınırlarıyla ilgili düşünmeye zorluyor. 

Dinden hukuka, edebiyattan felsefeye, sosyolojiden psikolojiye, şiddet üzerine üretilen düşüncelerin geniş bir bilişsel coğrafyası var. Soykırım, savaş, terör, katliam, holiganlık, kadın cinayetleri gibi toplu şiddet gösterileri kadar tohumlarını iki birey arasındaki mesafeye eken şiddet vakaları da bu coğrafyaya dahil. Ritüel olduğu için "normal" karşılanan kadar, norm kabul edilenin fersah fersah ötesine düştüğü için tahayyül dahi edilemeyen de burada serpilip büyüyor. Ve ona doğrudan maruz kalmayanları bile yalnızca ihtimaliyle dehşete düşürüp, hayatını küçültmeye zorluyor şiddet.    

Bu yüzden de onu her veçhesiyle anlamak, bir varlık-yokluk savaşına dönüşüyor. Düşünülemez olanı düşünmek yolunda en büyük adımları atan kitaplardan oluşan bir seçki bekliyor bugün sizi.

Sineklerin Tanrısı - William Golding

Mina Urgan'ın deyişiyle bir roman­dan çok "insanın doğasındaki şiddetin bir alegorisi" olan Sineklerin Tanrısı, R.M. Ballantyne'ın Mercan Adası adlı çocuk kitabına gönderme yapar. Ancak kahramanı çocuklar olmakla birlikte bu bir çocuk kitabı olmaya en uzak romanlardan biridir. 

  • 3. Dünya Savaşı'ndaki bir atom savaşı sırasında güvenli bir yere götürülen çocukların uçağı bir mercan adasına düşer ve okur, "yetişkinlerin gözetimi" olmadan yeni bir düzen kurmaya çalışan 6-12 yaş arasındaki bu çocukların gün geçtikçe "vahşileşmesine" şahitlik eder.

1983 Nobel Edebiyat Ödülü'nü alan roman, bir eğitimci olan Golding'in hep iyilik ve masumiyetle anılan çocuklara dair somut gözlemlerine de dayanır elbette. Yüzeyde, büyüklerin kuralları olmadan kendi başlarına bırakıldıklarında, çocukların insan doğasında bulunan şiddeti açığa çıkaracakları önermesini takip ederiz. Ancak bunun ötesinde 2. Dünya Savaşı'nın, iki atom bombası felaketinin halen hafızalarda canlılığını koruduğu, Soğuk Savaş'la birlikte nükleer savaş ihtimalinin kapıda olduğu 1954 yılında yayımlanan kitap, daha genel bir toplum alegorisi de sunar. 

Avın karın doyurma aracından çıkıp giderek bir kan dökme saplantısına dönüşmesi, çocuklar yüz boyalarından yarattıkları maskelerin arkasına gizlendiklerinde öldürmenin kolaylaşması, dağın doruğundaki umut ateşinin sönmesiyle ilk domuzun öldürülmesinin aynı ana denk gelmesi, ilk kan döküldükten sonra öldürmenin giderek normalleşmesi ve bu sırada aklın ve sağduyunun sesi Domuzcuk'un, faşizmi temsil eden avcı Jack tarafından gözlüklerinin kırılmasıyla karanlığa mahkum edilmesi... Ardından hayalî bir Canavar'ın topluluğu ortak bir korku etrafında birleştirerek zorba bir lidere yaklaştırması... Ve son olarak kalp (Simon) ve aklın (Domuzcuk) korkudan filizlenen toplu bir cinnet ve şiddetin kurbanı olması...

Hepsi o dönem yaşayan insanlar için olduğu kadar bugün de tanıdık bir gerçekliği çağrıştırır. Öte yandan bu karanlık hikayenin ucu, insanın doğası gereği mutlak kötü olduğunu öneren karamsar bir tabloya da çıkmaz. Sineklerin Tanrısı'nın temsil ettiği kötülük, insanın içinde yaşadığı kadar, iyilik de insanın içindedir; hiçbiri mutlak ya da değişmez değildir. Doğru tarafı bilinçli bir şekilde seçmek içinse güç ve cesaret gerekir.

Şiddet Üzerine - Hannah Arendt

Kötülüğün Sıradanlığı'nda Eichmann davası üzerinden Nazi rejiminin yarattığı yıkımı ve bu yıkıma neden olan eylemlerin arkasında yatanları adalet kavramıyla birlikte tartışmaya açan Arendt, 1970'de yayımlanan Şiddet Üzerine'de ise "20. yüzyıl, Lenin'in öngördüğü gibi savaş ve devrimlerin, dolayısıyla şimdilerde bu iki olgunun ortak paydası olduğu­na inanılan şiddetin yüzyılı oldu" diyerek söze başlar. 

Ağırlıklı olarak Cezayir kurtuluş savaşının ideologu Frantz Fanon'un fikirlerinden etkilenen öğrenci hareketleri ve Siyah Hareketi'nin öne çıktığı Yeni Sol'da şiddetin yüceltilmesini eleştiren Arendt, Fanon'un Yeryüzünün Lanetlileri'nde şiddeti katartik bir hâl olarak tanımlamasına; ezilenlerin intikam düşleri, hatta ezenin yerine geçme arzularına dayanan bir siyaset inşa etmenin imkansızlığına karşı çıkar.

Şiddetin siyasetin sınırlarını ihlal etmesinin ve teknolojinin felakete götüren sonuçlarını ele alan bu metin, aynı zamanda atom bombasının gölgesinde büyüyen ilk kuşağın dönüşümün eşiğindeki siyasi söylemini de mercek altına alır.

İnsandaki Yıkıcılığın Kökenleri: Şiddet ve Saldırganlık Üzerine Bir İnceleme - Erich Fromm 

20. yüzyılın önemli sosyal psikologlarından Erich Fromm'un 1973 yılında yayımlanan İnsandaki Yıkıcılığın Kökenleri çalışması, şiddetin ve yıkıcılığın insan doğasının ayrılmaz bir parçası olup olmadığını sorgular. Fromm, insanın yıkıcı doğasına dair açıklamalarını geliştirirken Sigmund Freud’un psikanalitik teorileriyle Karl Marx’ın toplumsal analizlerini birleştirir. 

Freud’un doğuştan gelen ve yıkıcı davranışların temeli olan ölüm içgüdüsü (thanatos) kavramını eleştiren Fromm, şiddetin insan doğasının kaçınılmaz bir parçası olduğu fikrini reddeder. Fromm, bu yaklaşımın insan doğasını sabit ve değişmez bir kategoriye hapsettiğini düşünür. Ona göreyse insan yıkıcılığı çevresel faktörler ve sosyokültürel koşulların bir sonucu olarak ortaya çıkar:

"Saldırganlık, genlerimizde biyolojik olarak var olduğu sürece kendiliğinden bir tepki değil; insanın dirimsel çıkarlarına, bir başka deyişle gelişmesine, kendinin ve türünün varlığına yönelik tehditlere karşı bir savunmadır. Bu savunucu saldırganlık, belli ilkel koşullar altında–insanların birbirini pek tehdit etmediği zamanlarda–göreceli olarak azdı. İnsan, o zamandan bu yana olağanüstü bir gelişme göstermiştir. İnsanın bu süreci tamamlayacağını ve hiç kimsenin tehdit edilmediği–anne-babaların çocukları, üstlerin anne-babaları, bir toplumsal sınıfın başka bir toplumsal sınıfı, bir ulusun başka bir ulusu tehdit etmediği– bir toplum kuracağını düşünmek akla yatkın bir varsayımdır.

Bu amacı gerçekleştirmek ekonomik, siyasal, kültürel ve ruhsal nedenlerden dolayı çok güçtür. Dünya uluslarının putlara –üstelik ayrı ayrı putlara– tapmaları ve bu nedenle, birbirlerinin dillerini anlasalar bile birbirlerine anlayış göstermemeleri de ek bir güçlük yaratmaktadır. Bu güçlükleri göz ardı etmek ahmaklık olur ama tüm verileri kapsayan görgül incelemenin ortaya koyduğuna göre siyasal ve ruhsal engeller ortadan kaldırılırsa yakın sayılabilecek bir gelecekte böyle bir dünyanın kurulması gerçekten olanaklıdır."

Şiddet: Altı Yan Düşünce - Slavoj Žižek

Slavoj Žižek, şiddeti sadece fiziksel eylem olarak değil, daha derin ve görünmeyen bir yapı olarak ele alır; şiddetin dilsel, sembolik ve yapısal biçimlerini tartışır. Ona göre modern toplumlarda şiddet, sadece fiziksel çatışmalardan ibaret değildir; dil, medya, politika ve ekonomi gibi alanlarda da görünmez bir şiddet sürekli olarak varlığını hissettirir:

 "Şiddeti kesinkes kınamak, “kötü” bir şey olarak lanetlemek ideolojik bir operasyondur, bu operasyonla toplumdaki temel şiddet biçimleri görünmez kılınır. Batı toplumları şiddet türlerine büyük duyarlılık göstermesine rağmen bizi en vahşi şiddet biçimlerine karşı duyarsızlaştırır da. Üstelik bunu kurbanlara gösterilen insancıl sempati kisvesi altında yapar."

Kadına Yönelik Şiddet, Hayvanlara Zulüm - Carol J. Adams

Carol J. Adams, feminist teori ile hayvan hakları arasında güçlü bir bağ kurarak bu iki alandaki zulmü birbirine paralel şekilde ele alır; kadınlara yönelik şiddet ile hayvanlara yapılan zulmün, aynı zihinsel kaynaktan, toplumsal cinsiyet eşitsizliği ve ataerkil sistemin iktidar ilişkilerinden kaynaklandığını savunur. Adams’ın eseri, erkeklerin hem doğayı hem de kadınları tahakküm altına alma eğilimlerini eleştirir:

"Toplumsal cinsiyet, iktidarın eşitsiz bir şekilde dağıtılmasıdır, birbiriyle bağlantılı şiddet türleri hem bu eşitsizlikten kaynaklanmaktadır hem de bu eşitsizliği sürdürmektedir. Ataerkil düzende, hayvan kurbanlar da kadınlaştırılır. Erkeklerin kadınlar üzerinde, insanların hayvanlar üzerinde iktidar sahibi olduğu bir hiyerarşi; esasen çok daha yerinde bir kavrayışla, erkeklerin kadınlar, (kadınlaştırılmış) erkekler ve (kadınlaştırılmış) hayvanlar üzerinde iktidar sahibi olduğu bir hiyerarşidir.”

Şiddet ve Kutsal - Rene Girard

René Girard, Şiddet ve Kutsal’da şiddetin kaynağında kutsalın bulunduğunu iddia eder. Uygarlığımızın merkezindeki yapının köklerine inerek tarih boyunca görüldüğü, edebiyat ve mitte temsil edildiği hâliyle şiddeti araştırır. Girard, insan kötülüğüne dair bu incelemede İncil anlatıları ile Yunan tragedyalarının yanı sıra erken dönem kurumlarına ve ilk kurban törenlerine evrensel bir açıklama getirmek için sosyoloji, etnoloji ve psikanalizden de faydalanır.

Şiddetin Topolojisi - Byung-Chul Han

Almanya’da yaşayan Güney Kore kökenli yazar ve kültür kuramcısı Byung-Chul Han, "Kaybolmayan şeyler vardır. Onlardan biri de şiddettir" diye karamsar bir açılış yapar Şiddetin Topolojisi'nde ve şiddeti anlama çabasını bugünün modern toplumuna taşır. 

Aşikarlıktan mahremiyete, cephesel karşılaşmadan viral bulaşmaya, kaba güçten medyatiğe, fiziksellikten ruhsallığa, olumsuzdan olumluya kayan şiddetin kılcal damarlarına, sinir uçlarına dokunur. Bu dönemin şiddetini anlatırken olumluluğun şiddetine özel bir vurgu da yapar. Aşırı performans, aşırı üretim, aşırı iletişim üzerinden filizlenen bu şiddet türünün bağışıklık tepkilerinden kaçması nedeniyle belki de daha yıkıcı olduğunu savunur.

Zira burada Öteki'nin veya Düşman'ın olumsuzluğu geride kalmış; insan kendisinden başka sorumlu bulamadığı, kendisine yönelttiği şiddetle başbaşa kalmıştır. Şiddetten arındırılmış bir dünya için ise şiddetten arınmış hareketler ve özneler gerekir.

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

NEREDE YAYIMLANDI?

Aposto KitapAposto Kitap

BÜLTEN SAYISI

PREMIUM'A ÖZEL

👹 Şiddetin kökeni, Jung'ın arketipleri

Her geçen gün ağırlaşan şiddet olgusunun psikolojik ve sosyolojik kökenlerine inen kitaplardan bir seçki. Jung koçu Selmin Gök'le "Kendimi Buldum: Arketiplerle Dönüşüm" kitabı üzerine bir söyleşi.

25 Eki 2024

Şiddetin analizleri

YAZARLAR

Aposto Kitap

Kitap incelemeleri, edebiyat haberleri, editörden okuma önerileri.

İLGİLİ OKUMALAR