
Muhafazakâr baskıcı rejimlerin kendilerini rahat ve rahatsız hissettiği konular dünyanın her yerinde yaklaşık aynıdır. Kültür, bu tip rejimlerin istisnasız kendilerini en güçsüz hissettiği alandır. Henüz kültüre karşı açtığı savaşta başarıya ulaşan bir örneği olmasa da, benzer rejimlerin neredeyse hepsi bunu başarabileceğine inanır.
Alman yazar Hanns Johst, Nazilerin iktidara geldiği 1934 senesinde, Adolf Hitler’in 44. yaş gününde sahneye koyduğu oyunda “kültür dendiğini duyduğumda Browning’imin emniyetini açarım” repliğini dünyaya duyurdu. Çok parlak bir yazar olduğu söylenemez. Herhalde adını pek hatırlayan yoktur. Ama Nazi rejimince el üstünde tutulduğuna kuşku yok. İkinci Dünya Savaşı’nın sonlarına gelirken hala “savaş zorlaşıp uzadıkça, kültürün gerçek değerinin apaçık kesinliğini idrak ediyoruz” diye yazmıştı. Bugün olsa herhalde tweet atardı.
Johst’un hiçbir öngörüsü tutmadı. İhtiyar bir Nazi artığı olarak bir huzurevinde hayata gözlerini yumdu. Ancak bu kültüre silah çekme fantezisi tutkuyla sarıldığı zamanın ruhuna çok yakışıyordu. Öyle ki bugün hala Hitler’e sunduğu tiyatro oyunundaki replik, Joseph Goebbels’e “kültür sözünü duyunca elim tabancaya gidiyor” şeklinde atfedilir.
Bu şaşırtıcı bir hata değil. Döneminin propaganda bakanı Goebbels, ancak kendisinin izin vereceklerinin sanatsal üretim yapabileceği bir Kültür Daire Başkanlığı kurmuştu. Şartlar basitti. Ari ırktan olmak ve Nazi Partisi’ne destek vermek. Geri kalanın namlunun ucunda olduğu ortadaydı.
Tabii, ecdadın kahramanlık hikayelerini ve milletin kudretini yansıtan sanat makbuldü. Geri kalan neredeyse her şey de yoz sanat diye damgalanmıştı. Nazilerin kendilerine güveni tamdı. Bu yoz sanatı artık uyanmış ve şahlanmış milletin yırtıp atacağına eminlerdi.
Neticede modern sanat “milli güvenlik ve düzene” aykırıydı. Milli ruhta “bozgunculuk, çürüme ve pasifizme" yol açıyordu. 1920’lerde avangart sanatın merkezlerinden biri olan Almanya yeni bir rota seçmişti. Artık sanatın yeni formları “ahlaksız, suça eğilimli ve ruh hastalıklarından mustaripti.”
Milletin bu soyut, anlaşılmaz, milletin değerlerine ve namusuna halel getiren sanatın yüzüne tüküreceğinden şüpheleri yoktu.
Hitler ve şürekası ilk yıllarını arkada bıraktıktan sonra, 1937’de “gerçek Alman sanatını" cümle aleme duyurup siyasi iktidarlarını kültürel iktidarla taçlandırmak istediler. Doğruyu yanlışı iki farklı sergiyle göstermeye karar verdiler.
Büyük Alman Sanat Sergisi bunun sonucuydu. En erkek, en kahraman, en heybetli eserler seçildi. Bu sürece resim işinin daniskası olduğu iddiasındaki Hitler’in katılmaması düşünülemezdi. Führer’in eser seçerken avangart işler karşısında tutulduğu öfke nöbeti propaganda şefi Goebbels’i şehvetle titretmeye yetti. Almanya’nın dört bir yanındaki müzelerden, rejimin nefret ettiği eserler toplandı. Fakat akıbetleri meydanlarda yakılan ateşlere atılan yasaklı kitaplar gibi olmadı.
Büyük Alman Sanat Sergisi’nden bir gün sonra Dejenere Sanat Sergisi açıldı. Tablolar duvarlara darmadağınık asılmıştı. Yanlarında aşağılayıcı duvar yazılarıyla sergilendiler. Heykeller üst üste istif edilmişti.
Tüm medya Nazilerin elindeydi. Günlerce Büyük Alman Sanat Sergisi’nin reklamı yapıldı. Devletliler övgü üzerine övgü yağdırdı. Tüm basın büyük Alman sanatının haşmetinden bahsediyordu. Rejim itaatkar bireyler istiyordu. Mesaj alınmıştı.
Yepyeni, geniş, parlak bir salonda gerçekleştirilen sergiye 500 bin kişi akın etti. Münih’te izbe, bitik bir salonda, yanlarında “işte hastalıklı zihniyetler” ibareleriyle sergilenen Dejenere Sanat Sergisi’ne pek giden olacağı zannedilmiyordu. Fakat neylersiniz ki 2 milyon Alman “ahlaksız, suça eğilimli, ruh hastası” sanat eserini görmek için birbirini ezdi.
Goebbels’in kültürel iktidar hamlesi devasa bir fiyaskoyla sonuçlanmıştı. Bunun üzerine ertesi sene 20 bin eser İsviçre’de açık artırmayla satışa çıkarıldı. Aralarında Matisse, Van Gogh ve Picasso’nun da bulunduğu tablolar yüksek meblağlara satıldı.
Hitler rejimi, satış gelirinin Alman müzelerine aktarılacağını ve yeni Alman sanatının destekleneceğini vaat etmişti. Ancak herhalde kültürden ümidini kesmiş olacak ki bütün geliri silahlanmaya harcadı.
Dejenere Sanat Sergisi, günlük 20 bin ziyaretçiyle bugün bile dünya tarihinin en popüler sanat olaylarından biri olarak değerlendiriliyor. Goebbels ise Hitler’in intiharından sonra altı küçük çocuğunu siyanürle öldürdükten sonra hayatına son verdi. Tabancası sadece kültüre karşı tutukluk yapmıştı.
Büyük Alman Sanatı yolcu oldu, Dejenere Sanat ise hancı.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
BÜLTEN SAYISI
Bu sayıda Nazi Almanyası'nın kültür-sanat atmosferini, IŞİD'in yeniden güçlenme ihtimalini ve dünyaya yaklaşan bir nesneyi ele alıyoruz.
30 Oca 2022

YAZARLAR

Özgür Mumcu
Yeni Haller Podcast & OnYirmiOtuz
İLGİLİ OKUMALAR


