
Geçtiğimiz sayıda kimlik konusuna post-modernizm kavramı tarafıyla yaklaşmaya çalıştık. Her ne kadar akademik bir tarzda olmasa da ve biraz kişisel bir tarafta da olsa bu tartışmanın önemine inanıyorum. O derinlemesine yapının kısa bir tartışması olarak değerlendirebileceğimiz ilk metnin devamı olan bu metinde de kimlik ve anlam kavramlarına değiniyoruz.
Bağlantılı olan bir önceki metni okumak için buraya tıklayabilirsin.
İnsanın anlam arayışı felsefenin temel konularından biridir. Antik dönemden bu yana tartışılan bu derin konunun bir tarafı da varoluş kavramına dayanır. En basit şekilde aktaracak olursak; kişi bir bakıma kendi varlığına dair düşüncelerini ele alır ve bunu anlamlandırmaya çalışır. Yaşama dair “Neden ve Niçin” sorularının fink attığı bu karmaşık konu, bir noktada kutsalla kesişse de bugünün konusun buradan biraz ayrışıyor. Daha çok kimlik kavramı üstünden ilerleyeceğimiz bu metinde kısaca günümüz dünyasında silikleşen bireysel ve toplumsal sınırlara değineceğiz.
Elbette dijitali konunun çerçevesi olarak almak somutlaştırmak bakımından anlamlı olacaktır. Bilgiye erişimin tartışmasız bir sonsuzluğa evrildiği bu çağda dijitalin getirdiği bir aydınlık mevcut. Bilginin, farklı fikirlerin, doğrulatma ve veri kavramlarının hayatımızda çok büyük yeri olmaya başladı. Basit bir söylemde ana akım medyanın tahakkümünden sıyrılmak (-ki bu dünya genelinde böyledir. En güzel örnek İspanyol iç savaşı, II. Dünya Savaşı Almanya propaganda modelidir.) kişinin varlığını toplum içinde gerçekliğe dönüştürdüğü bir bağa atfeder.
Bilinç ve isteklerimiz çerçevesinde karar verici pozisyonuna (-ki bu halen tartışılır ve oldukça derindir) yaklaştığımızın göstergesi olan dijital, söz söyleme-vurgu yapma-tepki gösterme ve birlik duygusunun da değişimine sebep oldu. Bu konuların her birinin kendi içinde başka artı ve eksilerinin varlığını kabul ederek bu metnin özüne baktığımızda yukarıdaki cümlenin bir ifade olarak uygun olduğunu düşünüyorum. Bu yönden yaklaştığımızda da müdahale kavramına dayanmış oluyoruz. Söz sahibi olma, fikir beyanı ve müdahale ile kimliğin hızlı biçimde oturduğu bir alan var.
Tüm bunlara rağmen kimliğin derinlemesine sarsılabildiği iş dünyası, gözle görülür sınıf farklılıkları, üretim kavramına verilen yük kişinin yaşamında bocalamasına ve kimlik, varlık ve anlam konularını düşünürken kargaşa yaşamasına sebep olabilmektedir. Çünkü yaşam özellikle iş ve dijital medyanın arasına oturduğunda kişinin kendisini koymak istediği yerin sarsıntılarla dolu olduğunu fark etmek zor değil. Sürekli akan ve hareket halindeki bu dünyanın içinde durmanın zihinsel açıdan bizi telaşa düşürme ihtimalinin varlığı yadsınamaz. Tam da bu sebeple kişisel gelişim, planlı yaşam, kimim, yeteneğim ne gibi soruların baş gösterdiği karmaşık bir evrenin içine girebiliyoruz. Dolayısıyla anlam arayışı da koca bir bahçenin içinde devinip duran kopmuş yapraklar gibi belirsizliklerle savruluyor.
Küreselleşmenin etkisiyle, bireyler ve toplumlar arasındaki etkileşim çok ileri bir düzeye gelmiş durumdadır. Bu nedenle daha önce farklı ve birbirine uzak kültürlere (o topluma özgü yaşam tarzlarına) sahip bireylerin ve toplumların yaşam tarzları giderek benzeşmektedir. Zevkler, ilgi alanları, yeme-içme, giyim kuşam, jest ve mimiklerin kullanımı vb. alanlarda farklılıklar giderek silinirken benzer bir tarz ve üslup ortaya çıkmaktadır. Diğer taraftan, kültürel etkileşim ve küreselleşmeyi tek yönlü bir süreç olarak düşünmemek gerekir. Etkileşim iki yönlü olmaktadır. Bir taraftan küresel yerele ulaşırken tam ters yönde akış ile yerel de küresele ulaşmaktadır, bu da benzerlik kadar farklılaşmayı beraberinde getirmektedir.*
Sonuç olarak kimlik ve anlam konuları günümüz dünyasında bir tartışma konusuysa sormamız gereken onlarca soru çıkar karşımıza. Düşünmek ve değerlendirmek için aşağı birkaç soru bırakıyorum…
Sence;
- Günümüzde kimlik ve anlam postmodernizmin de getirdiği kaosla birlikte titrek bir pozisyonda mı? Yoksa sağlam adımları mı var?
- Kimlik sosyal medyadan ve günümüz iş yaşamından ne derecede etkileniyor?
- Varlığın tartışıldığı masaya hangi konular girmeli?
Sorulara verdiğin cevabı Page ile paylaşmak istersen bu maili yanıtlayabilirsin.
*Güliz Uluç, Ayşegül Yarcı, (2016) “Sosyal Medya Kültürü”, Dumlupınar Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi
Ece Zeren Aydınoğlu
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
İLGİLİ BAŞLIKLAR
YAZARLAR

Page
Page, tasarım ve kültür ortaklığından beslenen, toplumsal yapıyı sanat pratikleriyle eleştiren ve aktarmaya çalışan bir yayın olma hedefinde...
İLGİLİ OKUMALAR



