Kira göçünün kültürel etkileri

Zorunlu göç haline gelen kira göçü kenti, insanları ve kültürü nasıl değiştiriyor?
Kira göçünün kültürel etkileri

Spektrum

Spektrum

Her perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.

Volkan Altınok*

Şu sıralar ekonomik krizin doğurduğu kira göçü gündemde. Olguyu bugün göç eden bireyler (tutunamayanlar) nezdinde psikolojik, göç deseni ekseninde antropolojik ve kent açısından da sosyolojik katmanlarıyla biraz incelemek, önümüzdeki hafta da sandığa olası etkileri konusunda öngörülerimi sunmak istiyorum. 

Kira göçü de zorunlu göç

İnsanlar alışkın olduğu çevreyi, okullarını, işlerini, arkadaşlarını, muhitlerini, ekonomik nedenlerle gönülsüzce bırakarak yer değiştirdi. Göç literatüründe "zorunlu göç" diye geçen bu olguyu; şimdiye kadar savaş, çatışma, mübadele, doğal afet, iklim değişikliği, işsizlik, baraj-yol yapımı vs. nedeniyle gerek iç gerek dış göçlerle deneyimlemiştik. Kira göçmenleri, "Suriyeli mülteciler", "köyleri yakılanlar", "Ilısu Barajı nedeniyle yeniden yerleştirilenler" gibi daha net mekânsal referansları olmadıkları için kafamızda somutlanmış değiller. Fakat ülkenin her yerinde aniden, kendi seçimleri dışında yoksullaşan ve göç etmek zorunda kalanlar tabi ki "zorunlu göç" kapsamında ve zorunlu göçün yol açtığı "travmalardan" da azade değiller. 

Yaşadığı semtle bağ kuran, hayatını oraya göre kurmuş bireyler; çocuğu için gelecek yıl oradaki en uygun okulu araştırıp bulmuş bir bekar anne, işine yürüyerek gidebildiği bir kapıcı dairesi bulabildiği için sevinen bir genç, sayfiyedeki kiralık evinde eliyle ektiği domateslerinin kızarmasını bekleyen bir emekli ya da 20 senedir o mahallede oturan bir yaşlı şu an evsiz ve birdenbire başka bir yere adapte olmanın yollarını arıyor, belki tayin istiyor, domateslerinin kızardığını göremiyor; nereye gideceğini bilemiyor. Öncelikle yoksullaşarak, kendi seçimi dışında yer değiştirmenin, yeni yere adaptasyon zorluğunun ve bunun doğuracağı psikolojik problemlerin farkında olmamız gerekiyor.

Kira göçmenleri içinde, mekânla kurduğu bağ (aslında kurmadığı) nedeniyle bu olgudan daha az etkilenecek bir kesim olduğunu söylemek gerek. Emeğin serbest dolaşımı adı altında üretilmiş, "ekmek nerede biz orada" diyerek iş peşinde oradan oraya göçebilen, kira artışlarıyla, iş değişiklikleriyle kolayca semt, ilçe, il değiştiren bu kesim (bizler, tutunamayanlar) zaten akışkan; hizmet sektöründe çalışan, prekaryaları kapsayan, (çoğunlukla bekâr insanlar, ev paylaşan memurlar, orta segment beyaz yakalılar. Ya da dink diye anılan [double income no kid] çocuksuz, beraber yaşayan çiftler. Geçim stratejileri içinde göç zaten bulunduğu için, kök salmayan kitle bu dalgadan, köklerinden koparılanlar kadar etkilenmeyecek. Fakat bu kesim de eskiden sınıfsal ve kültürel kodlarına uygun yerler seçebiliyorken, artan kiralar nedeniyle farklı sosyal habitatlara yelken açmak zorunda.

Fanustan açık denizlere göç

Ülke genelinde metropolden taşraya ve kıyıdan iç kesimlere gerçekleşen kira göçü şüphesiz ki (araya giren mesafeler yüzünden) daha gerçek bir "göç" gibi algılanıyor. Oysa söz konusu hayat tarzıysa, Mersin'le İzmir arasındaki mesafe, Moda'yla Fikirtepe arasındaki mesafeden daha kısa olabiliyor. Aynı metropol içinde merkezden çevreye göç etmek zorunda kalanların daha uygun kiralar için birkaç kilometre uzağa gitmesi bazen bir kıta, hatta bir zaman yolculuğu etkisi yaratabiliyor. 

İstanbul'da metrobüs hattı boyunca yolculuk yaparken ekonomik ve kültürel yelpazenin neredeyse her noktasını geçiyoruz. Beşiktaş’ta oturan Levent'te çalışan bir beyaz yakalının, metrobüs hattı boyunca yol-zaman-kira- optimizasyonu ile taşınabileceği yerlerin hemen hiçbiri Beşiktaş’a benzemezken Ataşehir’deki güvenlikli sitelerden çıkarak Çekmeköy’de apartman hayatına geçmek zorunda kalan bir ailenin fanustan açık denize yol aldığını söyleyebiliriz. 

Kira göçüne antropolog gözünden baktığımızda, iki durumda da (hem merkezden çevreye göçenlerin hem de metropolden memleketlerine dönenlerin) göç ettiği yerlerde kültürü etkileyecek diyalektik reaksiyonu başlatması kaçınılmaz olduğunu görüyoruz. Göçenlerin mevcut alışkanlıklarını sürdürme çabası çatışma, benzeşme ve değişimle sonuçlanacak. Öncelikle, metropolde tutunamayanların kendi memleketlerine dönüşü "Almanya'dan kesin dönüşü" aratmayan hikâyelere gebe… "İzmir Bornova'da büyümüş ve Konya Ereğli’ye dönen barista Kübra (21)", "İstanbul Kadıköy’den Yozgat Bahadın’a dönen tasarımcı Metin(23)" diye başlayan, "köyünü kalkındırdı" gibi olumlu devam etmesini temenni ettiğimiz haberler göreceğiz.

Periferideki değişim

Metropol içindeyse merkezden çepere olan kira göçü, çeperde kiraların yükselmesi başta olmak üzere, alışık olduğumuz "mutenalaşmaya" (gentrification) benzemeyen bir başka tür değişimi beraberinde getirecek. Çepere göçenlerin kamusal alanı kullanma biçimi, yerel yönetimlerden beklentileri, tüketim alışkanlıkları, uzun vadede periferiyi de değiştirecek. 

Yeni yoksullara dair araştırmalar ve gözlemler son krizde bordrolu çalışanların fakirleştiğini söylerken, ticaretle uğraşan ve kira geliri olanların çoğunun gelirlerinin düşmediği, hatta yükseldiğine işaret ediyor. Kaba bir genellemeyle kira artışı nedeniyle merkezden çevreye göçenlerin çoğunlukla bordrolu çalışanlar olduğunu, merkeze yerleşebilecek kapitale sahip olanların da daha çok ticaretle uğraşanlar olduğunu söyleyebiliriz.

Tam burada, odağı göç etmek zorunda olanlardan alıp, taşınanlara çevirelim. Onlar da merkezin enerjisinden etkilendikleri gibi, yaşam kültürlerini ellerindeki kapital birikimiyle harmanlayıp buradaki  ürün ve hizmetleri dönüştürecek. Kira göçünden etkilenmediğini düşünen, mutena semtindeki evinde oturan ev sahibi de değişen komşular ve komşuluklara alışmak zorunda.

Kira göçünün yol açacağı kültürel değişimin hemen görünür olmasını beklemiyoruz; mülkiyetin el değiştirmesi, özellikle konut alarak vatandaşlık sahibi olan yabancıların (yabancı deyince batılı akla gelirdi artık Körfez ülkelerini imliyoruz) yoğun olarak yaşadığı yerlerdeki kadar ani ya da mültecilerin yarattığı sosyal değişim gibi görünür olması beklenemez. Fakat yine de hem merkezde hem de çeperde, ürünler hizmetler, mekânlar, insanlar ve kamusal alanların değişmesi konusunda bir öngörümüz olmalı.

Hem metropol hem de ülkenin kıyı kesiminde "biz de burada güzel güzel rakı içip gün batımı izliyorduk" diyenlerin birden kendini bir başka çeperde bulması ve geride bıraktıkları meyhanelerini nargileci ve tatlıcıya dönüşmesinden endişelenmesi manidar.  Aslında uzun vadede bunun olmayacağını tahmin ediyoruz, en güzeli ve belki de hepimizin çocukluk hayali hem rakı, hem nargile içilen, beraber tatlı yenilip tatlı konuşulan mekânlar.  

* Kent Araştırmacısı ve Urban Koop Üyesi

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

Spektrum

Spektrum

Her perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.

NEREDE YAYIMLANDI?

SpektrumSpektrum

BÜLTEN SAYISI

Kira göçü kültürümüzü nasıl değiştiriyor?

Erdoğan'ın görev onayı, ikinci tur senaryoları

03 Ağu 2022

istanbul.com

YAZARLAR

Spektrum

Her perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.

İLGİLİ OKUMALAR

SpektrumSpektrum

HİKAYE

Başka bir kader yoksa: Çocuklara verilecek cezaların artırılmasının sonuçları ne olabilir?

Bir tarafta çocuğunu kaybetmiş aileler, suç makinesine çevrilmiş çocuklar, çocukları bünyesine alan çeteler; diğer tarafta cezaların ağırlaştırılmasının çok daha fazla çocuğun suça karışmasına yol açacağını, sorunları çözmeyeceğini dile getiren uzmanlar. Tüm bu tartışmaların ortasında iktidar, çocuklara verilecek cezaların artırılmasını içeren bir yasa teklifini TBMM’ye sundu. Peki bunun sonuçları ne olabilir?

Başka bir kader yoksa: Çocuklara verilecek cezaların artırılmasının sonuçları ne olabilir?
SpektrumSpektrum

HİKAYE

Zalim iyimserlik: İktidar, muhalefet ve topluma Anadolu’dan bakmak

19 Mart sonrasında Türkiye’de kurulan yeni siyasal düzen, muhalefeti bütünüyle susturmayı hedeflemiyor. Onu ahlaki bakımdan iktidardan farksız, örgütsel olarak parçalanabilir, yerel aktörleri iktidarın saflarına çekilebilir ve seçim kazansa bile iktidara gelemeyecek bir yapı olarak yeniden tanımlamaya çalışıyor.

16 Tem 2026

Zalim iyimserlik: İktidar, muhalefet ve topluma Anadolu’dan bakmak
SpektrumSpektrum

HİKAYE

Ahbap Derneği olayı: Türkiye’de dernek ve vakıflar nasıl denetleniyor?

Kamuoyunda yardım ve bağış kampanyalarıyla adından çokça söz ettiren Ahbap Derneği ve kurucusu Haluk Levent’in deprem bağışlarının kullanımı, şaibeli para transferleri ve usulsüz mali işlemleri hakkında soruşturma başlatılması şu soruyu gündeme getirdi: Türkiye’de dernek ve vakıfları kim denetliyor? Prof. Dr. Murat Batı’ya göre güçlü bir mali denetim yok, ne görev verilen mülki amirler ne de Vergi Denetim Kurulu bu kurumları denetleyebiliyor.

Pelin Cengiz

·

15 Tem 2026

Ahbap Derneği olayı: Türkiye’de dernek ve vakıflar nasıl denetleniyor?
SpektrumSpektrum

HİKAYE

İstanbul Barosu raporu: Kuyu tipi cezaevlerinde neler yaşanıyor?

Komedyen Deniz Göktaş'ın Çorlu Karatepe Yüksek Güvenlikli Cezaevi'ne gönderilmesiyle yeniden gündeme gelen "kuyu tipi" cezaevlerine ilişkin İstanbul Barosu raporu, tutukluların maruz kaldığını belirttiği ağır tecrit koşulları ile havalandırma, sağlık hizmetleri ve temel haklara erişimde yaşanan sorunlara dikkat çekiyor.

Melisa Gülbaş

·

13 Tem 2026

İstanbul Barosu raporu: Kuyu tipi cezaevlerinde neler yaşanıyor?
SpektrumSpektrum

HİKAYE

Bir bakışın arkası: İzlanda'nın 'ekonomist' başbakanı Kristrún Frostadóttir'i anlamak

Ankara'daki NATO zirvesinde İzlanda Başbakanı Kristrún Frostadóttir'in Külliye önündeki şaşkın bakışlarının görüntüleri, sosyal medyada hızla yayıldı. Kısa süre içinde Frostadóttir'in Instagram hesabına on binlerce Türk kullanıcı ulaştı. Öte yandan İzlanda'nın onu başbakan yapmasını sağlayan, bir anlık görüntü değil uzun yıllara yayılan bir güven inşasıydı.

Uraz Kaspar

·

12 Tem 2026

Bir bakışın arkası: İzlanda'nın 'ekonomist' başbakanı Kristrún Frostadóttir'i anlamak