Kitapların Hizasında

Raflara sığmayan, etkisi tüm anları içine alan bazı satırlar ve hayatımda önemli bir yere sahip birtakım kitaplar!
Kitapların Hizasında

Zeno'nun Bilinci

Italo Svevo, Kafka'yla aynı dönemlerde yazmış, Joyce tarafından çevirisi yapılıp, ancak son kitabı olan Zeno'nun Bilinci ile üne kavuşan 20.yüzyılın en önemli yazarlarından biri benim için. Zeno'nun bilinci; gittiği psikanaliz tedavisinin işe yaramadığı düşüncesiyle doktorun parasını ödemeyen Zeno'nun tuttuğu defterin, doktoru tarafından yayınlanmasıyla başlar. Tamamen ironik bir anlatımla toplumun tüm kesimlerini eleştiren bu romanın temeli insanın hayattaki yaşama yeteneksizliğine dayanır. Zeno tam bir anti-kahramandır; ikiyüzlü, yeteneksiz ve hiçbir işe yaramayan... Aslında bireyin var olma çabasına da ince ince dokunuyor Zvevo. Romanda bilinçaltının izleri rüyalar vasıtasıyla da gösteriliyor. Zeno üzerinden toplumun eleştirisi, toplum-birey iletişimsizliği anlatılırken hastalık aracılığıyla da savaşların insan psikolojisindeki etkisini görüyoruz ve tabii en önemlisi, okurken pek eğleniyoruz!

Sanıyorum ki, pişmanlık, yaptığımız bir kötülükten değil, kendimizi suça eğilimli bulmamızdan kaynaklanır. Bedenin üst yanı eğilip öteki yanına bakar, yakışıksız bulur onu. İğrenir, işte pişmanlık diye buna derler.

Çavdar Tarlasında Çocuklar

Birden fazla çevirisi olan ve farklı isimlerle çevrilmiş olan bu kitabın "Çavdar Tarlasında Çocuklar" adlı ismi nedense kafamda bambaşka bir şekilde canlanmıştı. Kitabı okumaya başladığım andan itibaren beklentimin çok dışında bir kitap bulduğumu söyleyebilirim. Öncelikle yazarın sade dili ve günlük konuşmaları samimiyetle beraber roman kahramanlarını karşınıza taşıyor. Her şey o kadar gerçek ki; şehir gözünüzün önünde, siz okulun yatakhanesinde geziniyor ve roman kahramanlarını tanıyorsunuz. Romanı baş kahramanın ağzından dinliyoruz ve bize kendi gözünden anlatıyor her şeyi. Okulun en popüler çocuğundan en sevilmeyenine, ergenlik sorunlarından kız meselelerine tüm bu konuları bir çocuğun gözünden görüyoruz. İşte bu noktada bazı ikilemlerin içinde buluyoruz kendimizi; yetişkinlerin dünyasına ayrı bir pencereden bakmakla beraber saflık kavramını bir kez daha sorguluyoruz. Kitabın ismine gelince ise bir bölümünde roman baş kahramanının çavdar tarlasında koşan çocukları uçuruma yaklaştıklarında tutmayı meslek edinmesinden bahsediyor. Sözcüklerin derinine indiğimizde uçurumun hayatı, çavdar tarlasının da masumluğu simgelediğini çıkarıyoruz.

Bir insan öldü diye onu sevmekten vazgeçmek zorunda mısın, Tanrı aşkına; özellikle de hayatta olanlardan bin kez daha iyi kalpli insansa?

Paranın Cinleri 

Okudukça etkilendiğim, etkilendikçe tekrar okuyup her cümlesi benim için ayrı bir özel olan kitap; Paranın Cinleri. Murathan Mungan, bir kelimenin içine birden fazla duyguyu sığdırmayı başaran nadir yazarlardan biri benim için. Kelimeler imgelere, imgeler yeni hislere dönüşüyor okudukça. Çocukluk anılarından oluşan ve içinde fotoğraflarında yer aldığı bu kitap, yazarın hayatının derinliklerine inerken yabancılaşma duygusunu çok yakından hissettiriyor. Otobiyografin öğelerin hepimizin hayatına ayna tuttuğu bölümler var, belki de bu yüzden bu kitabın üzerimdeki etkisi bu kadar yoğun oldu. Geçmişle en nahif yüzleşme, geride bırakma isteği, yüzleşmeler ve altı çizilen bir sürü satır.


Fotoğraflar yitirilmiş anları belgeler. Yitirilmiş anlar, zaman ile ölüm arasında en kısa yoldur.

 

Aylaklar

Zamanında çok beğenerek okumuş olduğum ve bir gün kullanmak için kenara ayırdığım bir kitaptır; Melih Cevdet Anday'ın Aylaklar'ı. Karakterler üzerinden Meşrutiyet sonrası toplumsal eleştirisi yapılmakla beraber birbirinden farklı insan portreleri tek bir ortak noktada; aylaklıkta birleşiyorlar. Dönemin hazır yiyiciliğine gönderme yapılsa da günümüze hiç yabancı olmayan olaylar ve kişiler üzerinden bazı toplumsal çatlakların içine sızıyoruz. Kişi tahlilleri ve yazarın kalemi o kadar sağlam ki edebiyatla güçlü bir kurgu iç içe geçmiş. Konusu açısından her ne kadar klasik gözükse de, dört nesil boyunca bir Paşa konağında yaşayan ailenin yok olması, bizi o sona götüren tüm adımlarla durdurup bir sonraki gerçeğin ne olacağını gösteriyor. Bence çağdaş edebiyat klasikleri arasında mutlaka baş sırayı almalı.

Bir ülke nasıl batar? Yalnızca savaşlarda yenilmekle değil, elindeki toprakları başkalarına kaptırmakla değil... Ruhça çökerek, yaşamaktan koparak başlar.

Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu

Uzun zamandır okuduğum en güzel aşk kitaplarından biri diyebilirim... Çocuksu heyecanlardan hayranlığa, hayranlıktan tutkuya dönüşen bir aşk hikayesi. Birini yaşama sebebi yapacak kadar ona bağlanmak, saplantıyla sevmek masumca bir aşkı, acıklı bir hikâyeye çeviriyor… Aynı zamanda yazar olan adamın isimsiz bir mektup almasıyla başlar her şey. Bu mektup bir bebeğin ölümünü haber verirken, her satırında aşk acısı çeken bir kadının duygularıyla dolu. Sevdiğiniz biri için yapılacak en büyük fedakârlık; kendinden bile vazgeçmek.  Zweig, bu kitapta aşkın psikolojik çözümlemesini yaparken tehlikeli sınırlarının da etrafında geziyor.

Çünkü sen, yalnızca kolay, oyun gibi ve ağırlıktan yoksun olanı seversin, bir kadere müdahale etmekten korkarsın.

 Günlerin Köpüğü

Bu kitabın, ismini, kendine has farklılığını o kadar çok severim ki… Olay örgüsüne baktığımızda; mekanikleşmiş çalışma şeklinin reddedilmesi, evliliğin sorumlulukları, genç ve hastalıklı eşin iyileşme süreci ,ölüm gibi günlük konuları sıra dışı bir üslupla anlatıyor Boris Vian. Sınırları çizilmiş bir edebi hayatı kabul etmeyen Vian, mantık üstü anlayışı ve bireyciliği benimseyenlerden. Yeni kelimeler yaratıp, özgür bir mekân, kişi ve zaman anlayışı oluşturarak kendine göre bir anlatım şekillendiriyor. Hayal gücü ve mizah yardımıyla kendi gerçeğini yaratarak insanların sözleri ve davranışları arasındaki uyumsuzluğu ele alıyor. Tabii arka planda, derin bir aşkın tatlı tatlı anlatımı da ayrı bir tat katıyor.

Hayır, dedi Colin. İnsanlar değişmez. Sadece eşyalar değişir.

Cicim

Colette’e duyduğum hayranlıktan mı, aşk-sevgi bağının dengesinden mi bilmiyorum ama Cicim’i çok seviyorum.Dönemin düzenine biraz aykırı konular seçen, kendi hayatını, içinde yaşadığı karmaşayı eserlerine yansıtan Colette, kendine has şiirsel diliyle en sevdiğim fransız kadın yazarlar arasındadır. Aynı zamanda bir aktrist olan Colette, sahneden ve yaşadığı kalp kırıklıklarının etkisiyle kaleme alıyor eserlerini. Hayatımıza da yepyeni kavramları getiriyor böylelikle. Gerçek öğelerin kurmacayla iç içe geçtiği “otososyobiyografi” ile tanıştırıyor bizi. Fiziksel olduğu kadar duygusal bir bağ oluşturan bir ilişkinin derinliklerinde kaybolduğumuz, sıcacık bir hikaye.

Neyim var da uyuyamıyorum?"diye düşünürdü dalgın dalgın." Beni uykumdan eden bu çocuğun omzuma dayalı başı olamaz, ondan daha ağır başlar taşıdım ben...

Ses ve Öfke

Okuması biraz zor ama bıraktığı etki oldukça uzun zaman sizinle kalan kitaplardan biri… Bilinç akışı tekniğiyle yazılan temel eserlerden biri diyebileceğim Ses ve Öfke, bir ailenin çöküşünü anlatıyor. Olayların oluş sırasına önem verilmeden, kahramanların zihninden geçenleri olduğu gibi aktaran bu teknik, okuması oldukça zor olsa da çağrışımlar dünyasının kapılarını açıyor. Zaman kavramı üzerinde sorgulamalar, psikolojik düzenle kronolojik düzenin sürtüşmesi kitabı bu kadar özel kılan öğelerden. Üç kardeşin ağzından anlatılan üç farklı bölüm ve anlatıcı ağzından anlatılan son kısımla, kitap dörde ayrılıyor. Tarihler zaman geçişleri için bir ipucu niteliğinde olsa da kitabın merkezinde ailenin tek kızı Caddy yer alıyor. Ona oldukça bağlı, engelli küçük kardeşi Benjamin, onu seven ortanca kardeşi Quentin ve ailenin direği sayılan, Caddy'i yargılayan Jason'ın hikayesi...

Zaman demişti küçük çarkların tik taklarından oluşup kaldıkça ölmüş demektir; ancak saatler durursa zaman canlanır.

Cehenneme Övgü

 Dünyayı sözcüklerle tutsak ettik. Bu süreçte biz de, kendi sözcüklerimizin tutsağı olduk.

Altı çizilesi cümlelerle dolu ve mutlaka kütüphanenizde yer almalı diyebileceğim bir kitap Cehenneme Övgü. Günlük hayatımızda yer alan aşk, evlilik, ölüm, seçim gibi temaları irdelerken aslında düşünce olarak karşı çıktığımız birçok şeyi farkında olmadan bizim de yaptığımızı gösteren bir kitap. Totalitarizmin hayatımızda ne kadar büyük bir yer kapladığını, biz olmaktan, ben olmaktan ne kadar uzaklaştığımızı, özgürlük kavramının gerçek anlamından ne kadar uzaklaştığını çok güzel anlatıyor. Kullandığı dilin akıcılığıyla ve edebi üslubuyla hayran kaldığım bir kitap oldu.

Özgürlük, uyuşmazlığın bir fonksiyonudur. Hiçbir zaman uyuşmak zorunda kalmama sürecidir özgürlük.

 Görünmez Kentler

Yeni bir başucu kitabım daha oldu, Italo Calvino'nun Görünmez Kentler'i. Çoğu cümle altı çizilecek değerde, kullanılan kelimeler, irdelenen konular tekrar tekrar okudukça zihninizde farklı bir anlamlar kazanacak kadar derin bir kitap. Marko Polo'nun Kubilay Han'a gezdiği kentleri anlatmasını konu alıyor aslında. Hiçbiri gerçek olmayan bu kentler mistik bir yolculuğa çıkartıyor bizi, sanki bir kentin dağılmış birer parçaları gibiler. Düşsel betimlemelerin yer aldığı bu kentler aynı zamanda arzuların ve anıların bulunduğu ortak noktalar. Her okuduğunuzda ayrı bir kentte durmak, nefeslenmek istiyorsunuz ve durduğunuz her bir kent yeni bir imge dünyasına kapı açıyor.

 Her yeni kente geldiğinde yolcu, bir zamanlar kendisinin olduğunu artık bilmediği bir geçmişini bulur yeniden: artık olmadığın ya da sahip olmadığın şeyin yabancılığı, hiç senin olmamış yabancı yerlerin eşiğinde bekler.

İklimler

Fransız Edebiyat'ında aşkın farklı bir yeri vardır benim için, ayrı bir severim aşk romanlarını. Andre Maurois'nın İklimler adlı romanı da bende çok özel bir yeri olan kitaplar içinde yerini aldı. Kurgu bakımından oldukça basit olan bu roman, iki bölüme ayrılmış. İlk bölümde Philippe'in ağzından kendi hikayesini ikinci bölümde ise Isabelle'in ağzından dinliyoruz. Ama aslında roman Philippe'in iç dünyasına ayna tutar nitelikte, aynı kişinin hem yaşadıklarını; aşk acısını, çaresizliğini görüyoruz hem de yaşattıklarına tanık oluyoruz. Aldatmak ve aldatılmanın çaresiz kabullenilmişliği ile aşkın iklimlerinde geziniyoruz. Ve şu acı gerçek yüzümüze çarpıyor; aşk her zaman geçmişte yaşananların izini sürer.

Belki de insanları en çok bölen şey, kimilerinin her şeyden önce geçmişte, kimilerinin de yalnız içinde bulundukları dakikada yaşamalarıdır.

 


Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

NEREDE YAYIMLANDI?

1Kitap1Mekan1Kitap1Mekan

BÜLTEN SAYISI

Kitapların Hizasında

Raflara sığmayan, etkisi tüm anları içine alan bazı satırlar ve hayatımda önemli bir yere sahip birtakım kitaplar!

18 Eyl 2021

Kitapların Hizasında

YAZARLAR

1Kitap1Mekan

Gerek klasik, gerek modern edebiyattan kitap önerilerimi ve birçok yeni mekan tavsiyemi 1Kitap1Mekan bültenimde bulabilirsiniz!

İLGİLİ OKUMALAR