Kolomb'dan Davidoff'a Tütün

Tütün… Kolomb’un seyir defteri sayesinde tarihi kayıtlara ilk kez 15 Ekim 1492’de geçen, bir dönemin en büyük tarımsal hacmine sahip, uzun saatler boyunca işçileri kendine köle eden ve yeri geldiğinde Avrupa’daki iç isyanları tetikleyen, o dumanlı bitki.
Kolomb'dan Davidoff'a Tütün

Görsel: Edebiyatburada

Can Koyuncu 

 

Tütün… Kolomb’un seyir defteri sayesinde tarihi kayıtlara ilk kez 15 Ekim 1492’de geçen, bir dönemin en büyük tarımsal hacmine sahip, uzun saatler boyunca işçileri kendine köle eden ve yeri geldiğinde Avrupa’daki iç isyanları tetikleyen, o dumanlı bitki.   

Hayatı boyunca eline herhangi bir tütün ürünü almamış biri olarak, tütün hakkında okuyup yazmam garip karşılanabilir. Ancak bir kitap bunu sıkıcı ve yorucu bir anlatı yerine, edebi metinler ve onların yazarları üzerinden sunuyorsa işler değişir. Bu tarz eğlenceli kitaplar sayesinde yeri gelir, en muhafazakar insanı biranın tarihini okurken bulursunuz. 1954 doğumlu Alman yazar Detlef Bluhm’un Kolomb'dan Davidoff'a Tütün adlı eseri bu nedenle tam bir nokta atışı seçim.  

Kitap, Balzac’ın, “Ekmekle tütün arasında seçim yapmaları gerekse, bir an bile tereddüt etmez yoksullar; çizmelerini bulvarların asfaltında eskitirken, yosması gece gündüz çalışan meteliksiz genç adam da öyle; geçit vermez dağlık bölgelerde ya da tek gözüyle nöbet tutabileceği bir kumsalda bulabileceğiniz Korsikalı eşkıya, bir okka tütün karşılığında düşmanınızı öldürmeyi teklif eder size…” sözleriyle başlıyor ve Tütünün Amerika’da keşfi ve yayılımı üzerinden devam ediyor ilk bölümde.  

Sonraki bölümlerde polisiye romanlardaki tütün tiryakileri ve tütün suçları, yüksek sosyetedeki enfiye hazzı, tütün vergisi, tütünün kadın özgürlüğü yolunda oynadığı rol ve en son olarak da yirminci yüzyıla gelindiğinde tütüne karşı açılan sağlık savaşı ele alınıyor. 

Konu devrimlere geldiğinde ise epey çalkantılı dönemler yaşandığını görüyoruz Almanya’da:

Kamusal alanda tütün içme yasağı ilk kez Napolyon’un Berlin’i işgal ettiği yıllarda (1806-1808) gelmişti ve bu yasak sık aralarla sürdürülmüştü. 

Yasağın sonunu nihayetinde Mart Devrimi getirmişti. Halk, dayatılan yasaklara ve özellikle tütün yasağına karşı iyiden iyiye bilenmiş, bu nedenle kanlı geçen protestolara başlamıştı.  

IV. Friedrich Wilhelm, barikatlar kaldırıldığı takdirde birliklerin Berlin’den derhal çekeceği sözünü verince, Berlin’de geçici bir barış sağlandı. Kral sözünde durdu: İlk barikatın sökülmesinden sonra birlikler, ordu yönetiminin şiddetli itirazları, Berlinlilerin küfür ve hakaretleri, alaycı kahkahaları eşliğinde kenti terk etti. 19 Mart 1848’de birliklerin kentten çekilmesinden birkaç saat sonra “Mart Şehitleri”nin cesetleri sarayın avlusuna taşındı ve kral “Şapkanı çıkar!” nidalarıyla ölülere saygıya davet edildi. Kendini “sevgili Berlinlilerinin” ellerine bırakmış kralı koruyacak çok az asker kalmıştı. O sırada otuz bir yaşında olan görgü tanığı Werner von Siemens otobiyografisinde o günün olaylarına da yer verir:  

“Sarayın balkonunda korkunç bir sahne yaşandı, ayaklarının dibine yığılan kanlı cesetleri gören kraliçe düşüp bayıldı. Ceset yığını giderek büyüyordu ve kral kendini çağıran kalabalığın karşısına tekrar çıkmayınca, heyecanlı kitleler krala bu ölüleri de göstermek için sarayın kapısını kırmaya hazırlandı.  

 Çok kritik bir andı, zira bir tabur askerin bulunduğu saray avlusunda mutlaka kanlı bir çatışma çıkacak, ordunun geri kalanı kralın emri üzerine şehri terk ettiği için çatışmanın nasıl sonuçlanacağı belirsizliğini koruyacaktı. Tam o sırada kralın imdadına genç Prens Lichnowsky yetişti. Saray avlusunun ortasına konan bir masanın üzerine çıkarak gür bir sesle konuşmaya başladı. 

Prens Linchnowsky tüm taleplerin kabul edildiğini, herkesin artık eve gidebileceğini söyledi. Halkın gerçekten de her şeye izin verip vermediği sorusuna, ‘Evet, izin verildi, beyler.’ diye cevap verdi. ‘Tütün içilmesine de mi?’ diyen bir ses duyuldu. Prens onayladı. Bu onaydan sonra herkes bir ağızdan, ‘Eh, o zaman eve gidelim.’ dedi ve kısa bir süre sonra meydanı boşalttı."

Sonraki gün sanki hiçbir şey olmamış gibi, henüz sarayın önündeki cesetler bile duruyorken halk, meydanlarda tüttürmeye başladı. Tütün içmek artık serbest olmuştu, çünkü eski yasa kimsenin umurunda değildi. 

Sonraki dönemde Berlin'deki yaygın esprilerden biri de, devrimin en önemli, hatta tek başarısının sokaklarda tütün içilebilmesi olduğuydu.

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş