'Korku tarihinde bir ümit anı': Magali Boumaza ile Fransız Devrimi üzerine

SpektrumHer perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.
235 yıl önce bugün, 14 Temmuz 1789'da Parisli devrimci grupların Bastille Hapishanesi’ne yaptığı baskın, tarihe Fransız Devrimi’ni başlatan ilk adım olarak geçti. Halen Fransızların ulusal bayramı olarak kutlanan bu gün, devrimin ve getirdiği değerlerin günümüzde nasıl bir rol oynadığını düşünmemize de fırsat sağlıyor. Ne de olsa halen "Avrupa değerleri"nin yapı taşlarından biri olarak görülen Fransız Devrimi, sağ-sol ayrımı ve ulusçuluk gibi kavramların da çıkış noktası.
Fransa'da aşırı sağın yükselişine dair tartışmalarının damga vurduğu seçimlerin ardından bir hükümet olmadan yapılan kutlamaların arifesinde, Galatasaray Üniversitesi Siyaset Bilimi Bölümü'nden Dr. Magali Boumaza ile son zamanlarda belirsizliklerle örülen Fransa siyasetinin tarihten bugüne taşınan referanslarını konuştuk.
Fransız Devrimi, Avrupa'nın temel değerlerinin yapı taşlarından biri olarak kabul ediliyor. Bu temel değerler, bir kesim için dayanışmayı ve eşitliği temsil ederken diğer bir kesim için değişmez geleneksel değerlerle eşanlamlı kabul ediliyor. Peki bugünden bakınca, Avrupa'nın temel değerleri derken kimler için, hangi değerlerden bahsediyoruz?
1789 Fransız Devrimi ünlü "özgürlük, eşitlik, kardeşlik" üçlüsüyle getirdiği değerleri evrenselleştirmeyi ve tüm insanlık için savunmayı amaçlamıştı. 1789’daki İnsan ve Yurttaş Hakları Bildirgesi, uluslararası düzeyde İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’nin, Avrupa düzeyinde ise Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin ele aldığı bir metin. Alexis de Tocqueville de yazılarında özgürlüğün yanı sıra eşitlik tutkusunun da Fransız Devrimi'ne özgü olduğuna işaret eder.
Her ne kadar bu yaklaşım 1980'lerin ortalarında Fransa'daki neoliberal akımla birlikte zayıflama eğilimine girmiş olsa da etkilerini sosyal, yeniden dağıtımcı devlet anlayışında görmek hâlâ mümkün.
Öte yandan eşitlik ilkesi, Avrupa’nın hemen her yerinde özellikle göçmenleri hedef alan aşırı sağ popülizmin yükselmesiyle gün geçtikçe zayıflıyor. Göç ve ekonomik krizlerle beraber Covid-19 dönemi de Hıristiyan köklere sahip bir Avrupa'nın muhafazakar taraftarları ile uluslararası açıklık ve azınlık haklarının destekçileri arasındaki gerilimleri ortaya koydu.
Uluslararası alanda ise Fransız Devrimi'nden kaynaklanan bu değerlerin popülerliğini kaybetmesi daha çok rekabet, serbest girişim ve bireyciliğe odaklanan küreselleşme ve neo-liberalizmin yükselişi ile ilişkilendirilebilir.

Jean-Jacques-François Le Barbier, İnsan ve Yurttaş Hakları Bildirgesi (1789), Musée Carnavalet, Paris
Her zaman Fransız Devrimi’nin üç değeri arasında bir gerilim olduğu söylenir. 2024 Fransası söz konusu olduğunda bu gerilimi nasıl değerlendirirsiniz?
Fransız Devrimi'nin sloganı olan "Özgürlük, Eşitlik, Kardeşlik" birbirlerini tamamlasalar da kendi aralarında gerilim içinde olabilen üç ideali temsil ediyor. Bu soruya cevap vermek için son dönemdeki laiklik tartışmaları veya dinî hakaretin cemaatlere saygı adına kategorize edilmesini isteyenler ile ifade özgürlüğünü savunanlar arasında karikatürler üzerine çıkan tartışmalar örnek gösterilebilir.
Bir kalkınma faktörü olarak sunulan ekonomik liberalleşme de aynı zamanda artan eşitsizliğin ve nihayetinde Kasım 2018 ile Mart 2020 arasındaki "Sarı Yelekliler" hareketi gibi sosyal gerilimlerin sebebi olarak görülüyor. Aynı zamanda genel olarak baktığımızda ise [ekonomik liberalleşme] ayrımcılıkla mücadele için etnik ve cinsel azınlıkların haklarına yönelik hareketlerin kaynağı olarak da ortaya çıkıyor.
Fransız halkının direniş, protesto ve devrim geleneğine sahip bir ulus olduğuna dair genel bir kanı var. Bu geleneğin gerçekten var olduğunu düşünüyor musunuz?
(Abbé) Emmanuel Joseph Sieyès’e göre ulus, temsilî hükümet teorisinin kilit taşı olmakla beraber egemenliğini temsilcilere devredebilen ve temsilî demokrasiyi meşrulaştırabilen tüzel kişiliğe sahip kolektif bir varlıktır.
Ancak ulus aynı zamanda, bir halkı bir tarihin içine yerleştiren bir kader topluluğu olarak yeniden ele alınabilir. Ernest Renan’ın konu hakkındaki tezi de bu bakış açısından ilerler. Burada ulus inşası içerisindeki rıza kavramı, halkın kaderini gerçekleştirme iradesini kavramayı mümkün kılar. Bu noktada Fransa'da iki bileşen ortaya çıkıyor: Devrimci bir halk ve devletin kalıcılığını somutlaştıran ve ulus-devlet fikri ile karakterize edilen bir ulus.
Çağdaş siyaset literatüründe belki de en çok duyduğumuz kavramlardan biri kökeni Fransız Devrimi’ne dayanan sağ-sol ayrımı. Modern demokrasilerde tanık olduğumuz ve devrimden miras kalan bu kavramlardan bahsedebilir misiniz?
Fransız Devrimi'nin miraslarından biri olan sağ-sol ayrımı, Fransa Ulusal Meclisi’ndeki oturma düzeninden gelir: Kralın ve yasama üzerindeki veto yetkisinin destekçileri (muhafazakarlar) meclisin sağında otururken, devrim destekçileri (ilericiler) solda oturuyordu. Bu bölünme Restorasyon Dönemi’nde pekişiyor. Sonrasında Avrupa genelinde sol hareket, 19. yüzyıldaki işçi hareketinin getirdiği, Karl Marx ve Pierre-Joseph Proudhon gibi önemli entelektüel figürlerin katkı sağladığı sosyalist değerleri benimsemeye yöneliyor.
Bu değerler sonrasında hem Avrupa’da hem de dünya genelinde solcu reform ve devrimlerinin bir parçası hâline geldi. Geleneği merkeze yerleştiren ve serbest girişim ile özel mülkiyeti savunan düzen partileri ise sağ düşünceyi temsil eder hâle geldi.
Daha genel anlamda Fransız Devrimi, halk egemenliği tartışmalarına da yön veriyor. Siyasi delegasyon fikrini savunan ulusal egemenlik düşüncesine karşın, referandumlar yoluyla tek egemen ve meşru otorite olan halka doğrudan danışılması taraftarı popülist partiler, devrimi bir ilham kaynağı olarak görüyor.
Fransız Devrimi'nin mirasına son örnek olarak da laiklik gösterilebilir: 1905’teki Kilise ve Devlet'in ayrılması yasasına ilham veren laiklik, devletin din konularında tarafsızlığına yol açan cumhuriyetin temel taşı.
Michel Vovelle, Devrimci Zihniyet kitabında "Fransız Devrimi korku tarihinde belirleyici bir dönüm noktasıdır" diyor. Bu korku yurttaşların yanı sıra devrimci fikirlerin Avrupa'ya yayılmasından korkan hükümdarlar tarafından da hissediliyordu. Bu korkunun temeli neydi ve sizce bu korku kıtada hâlâ devam ediyor mu? Tarihin o noktasında korkunun nasıl bir şey olduğunu bize anlatabilir misiniz?
1789 yılı halkların özgürleşmesi için muazzam bir umudu temsil eder. Devrim, işçi hareketlerinin yanı sıra 19. yüzyıl ulusal kurtuluş hareketleri ve 20. yüzyıldaki sömürgeci tahakkümden kurtuluş hareketlerindeki kolektif hafızanın da bir parçasıdır. Ancak Fransız tarihçi Georges Lefebvre, 1789'un Büyük Korkusu (La Grande Peur de 1789) adlı eserinde olayın kökenlerinin, gelirinin yüzde 80’ini ekmeğe harcayan köylülerin aşırı yoksulluğuna ve korkusuna dayandığını hatırlatır.
1789'un Temmuz sonu ve Ağustos başında, Fransız kırsalını bir panik dalgasının sarması tesadüf değildir. Korkuya yol açan düşüncelerden biri de aristokratların yeni doğmakta olan Fransız Devrimi'ni baltalamak için komplo kurması ihtimaliydi. Bu korku, köylüler ve kasaba halkının harekete geçmesine ve senyörlerin evlerine saldırmasına sebep oldu. Bu huzursuzluk hâli ayrıca Fransa'da feodalizmi ortadan kaldıran Ağustos Kararnameleri’nin kabul edilmesine de katkıda bulundu.
Büyük Korku ve ona eşlik eden ayaklanmalar sadece üç hafta sürdü. Ancak Georges Lefebvre tarafından yapılan analiz incelendiğinde, Paris'teki protestolar nedeniyle iletişim kopukluğu, gıda kıtlığı ve yaygın işsizliğin neden olduğu yüksek gerilim ve halkı zayıflatmayı amaçlayan soyluların ve yabancı güçlerin yarattığı korku tam olarak görülebiliyor.
Halk ayaklanmalarına karşı duyulan bu korku kolektif hafızada da kendisine yer buldu: Fransa’daki Sarı Yelekliler’in sokak hareketlerinin bastırılmasında da bunu görebiliyoruz.

Pierre-Antoine Demachy’nin İdam, Place de la Révolution tablosu (1793) / Musée Carnavalet, Paris
"Ulus" kavramının bir kez daha "Avrupalı kimliği"ne karşı yükseldiğini görüyoruz: Avrupa Parlamentosu'ndaki AB karşıtı ve aşırı sağcı koalisyon "Avrupa'nın Vatanseverleri" Le Pen'in partisini memnuniyetle karşıladı. Avrupa'daki mevcut siyasi ortam için Fransız Devrimi’nden nasıl dersler alınabilir?
Ulus iki şekilde yorumlanabilir. İlk olarak, 19. yüzyıl Avrupa'sında, halkların kendi kaderlerini tayin etme hakkı ilkesinde yansıtıldığı gibi, hanedan güçlerinden ve daha sonra sömürgeci güçlerden kurtuluşuyla oluşan bir ulus var. Bir de Fichte’nin Alman idealizminde gördüğümüz, ulusun ortak bir dil ve etnik benzerlikle somutlaştığı daha organik bir anlayış mevcut.
Bu iki yaklaşım günümüzde de varlığını sürdürüyor ve halk-ulus çağrısı yapan sol popülist hareketler ile ulusal kimliğin savunulması çağrısı yapan aşırı sağ popülist hareketlerde yankı buluyor. 2024 Avrupa Parlamentosu seçimleri sonrası 12 Avrupa ülkesinden aşırı sağ partilerin oluşturduğu Avrupa'nın Vatanseverleri grubunun milletvekili (MV) sayısını 84 siyasetçiye çıkarması; Fransa, Macaristan ve İtalya gibi birçok Avrupa ülkesinde ikinci yaklaşımın gittikçe zemin kazandığını gösteriyor.
Parlemento’daki aşırı sağ partiler, Avrupa Halk Partisi (188 MV), Sosyal Demokratlar (136 MV) ve Renew grubu (77 MV) tarafından işbirliğinin reddedilmesiyle uygulanan cordon sanitaire sayesinde umdukları etkiye sahip olmayabilir.
Ancak, Fransa seçiminin iki turunda da gördüğümüz üzere net bir ilerleme kaydeden bu partilerin gelecekteki sonuçlarını yakından takip etmemiz gerektiği aşikar. Ulusal Birlik Partisi’nin 9 milyonun üzerinde oy alması, rekor bir kamusal finansmana erişmesini sağladı; seçilen temsilcilerin aldıklarıyla birlikte 14 milyon avroya yakın bir finansman sağlandığı görülüyor. Bu kaynak da partinin yerel varlığını geliştirmesini ve yöneticilerini daha iyi eğitmesini sağlayacaktır.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
SpektrumHer perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.
YAZARLAR

Hazal Karabulut
Intern at Aposto

Spektrum
Her perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.
İLGİLİ OKUMALAR
Ankara'daki NATO zirvesinde İzlanda Başbakanı Kristrún Frostadóttir'in Külliye önündeki şaşkın bakışlarının görüntüleri, sosyal medyada hızla yayıldı. Kısa süre içinde Frostadóttir'in Instagram hesabına on binlerce Türk kullanıcı ulaştı. Öte yandan İzlanda'nın onu başbakan yapmasını sağlayan, bir anlık görüntü değil uzun yıllara yayılan bir güven inşasıydı.

Bu yılki NATO Zirvesi; semboller, anlatılar ve kültürel güçle örülen "yumuşak gücün" ortadan kalkmadığını; aksine yeni bir biçim kazandığını gösteren anlarla doluydu. Savunma sanayiinin ve caydırıcılığın öne çıktığı bir dönemde yumuşak güç de bu gerçekliğe uyum sağlıyor; daha sert semboller, daha karizmatik lider imajları ve daha gösterişli ritüeller üzerinden yeniden üretiliyor.

Mutlak butlan kararı, yalnızca CHP iç dengelerini değil, toplumsal muhalefetin yönünü, enerjisini ve mücadele kapasitesini de doğrudan etkileyen bir kırılma noktası oldu. CHP’nin seçilmiş yönetiminin butlan tartışmalarına ayırdığı enerjiyi azaltıp odağını muhalefeti örgütlemeye ve CHP’yi de aşan geniş bir özgürlük cephesi kurmaya yöneltmesinin imkanları neler olabilir?
08 Tem 2026

Rusya’dan S-400 hava savunma sistemi aldığı için ABD’nin ulusal güvenliğine tehdit oluşturan devletleri ekonomik ve askerî olarak sınırlandıran CAATSA yaptırımlarına Aralık 2020’den beri maruz kalan Türkiye’ye ABD Başkanı Trump’tan müjde geldi. NATO Zirvesi için Ankara’ya gelen Trump, hediye paketini Erdoğan’a sundu: Yaptırımlar kalkacak, F-35 konusu ele alınacak.

Ankara’dan bir NATO Zirvesi geçti, geçiyor. En çok akılda kalan da galiba normal zamanlarda kavganın dövüşün, kirin pasın eksik olmadığı bir evin misafir gelecek diye çehresinin değişmesi oldu. Bütün vaktini oturma odasında geçiren ev ahalisinin beyaz örtülerle üzeri kapatılmış salon takımını görme şaşkınlığı… Ve o salona alınmayıp odaya kapatılan çocuklara yapılanların haksızlığı…




