Köy yanarken turist olmak: Bir yerde misafir olmanın adabı üzerine

14 Ağustos'ta Bozcaada'da çıkan yangında iki itfaiye aracı, feribottaki otomobillerin inmemesi üzerine adaya geç ulaşabildi. Turist ile gezgin olma hâlleri arasındaki ayrımı belki bir daha düşünmek gerek. Zira turist olmak tutsak eder insanı. Kendinizi merkeze almaktan asla kurtulamazsınız. Yaşadığınız yere dönerken yanınızda götüreceğiniz tek şey ise satın aldıklarınız ve çektiğiniz fotoğraflar olur.
Köy yanarken turist olmak: Bir yerde misafir olmanın adabı üzerine

24 Ağustos - Bursa Büyükşehir Belediyesi
Bursa Büyükşehir Belediyesi ile birlikte

Bursa Büyükşehir Belediyesi’nden bir ilk: Türkiye'nin ilk Karanlık Gökyüzü Parkı Işık kirliliği nedeniyle pek çoğumuz Samanyolu galaksisinin milyarlarca yıldızdan oluşan ışıklı yolunu çıplak gözle göremiyoruz. Kontrolsüz aydınlatmalar gökyüzünün parlaklığını artırıyor, gök cisimlerini de görünmez kılıyor. Daha temiz ve yaşanabilir bir kent hedefiyle çalışmalarını sürdüren Bursa Büyükşehir Belediyesi , Uluslararası Karanlık Gökyüzü Birliği’nin belirlediği standartlara uygun olarak Türkiye’nin ilk Karanlık Gökyüzü Parkı ’nı Bursa’ya kazandırdı. Neler oluyor? İnegöl ilçesi Başalan Yaylası’nda hizmete açılan Karanlık Gökyüzü Parkı ’nın doğanın doğal dokusu korunarak hazırlanan açılış programına pek çok doğa ve astronomi meraklısı çadır ve kamp malzemeleriyle katıldı. Açılışın yanında teleskop yapımından astro fotoğrafçılığa, müzik dinletisinden farklı atölye çalışmalarına kadar çeşitli etkinlikler katılımcıların sadece gökyüzünü değil, aklın ve ruhun ufuklarını taramasına da imkân sağladı. Ayrıca program, meteor yağmurlarının en görkemlilerinden Perseid göktaşı yağmurlarını çıplak gözle gözlemleme şansı da sundu. Bursa Büyükşehir Belediyesi sadece astronomi meraklılarını değil; doğaseverleri, fotoğrafçıları, şehir hayatının koşuşturmacasından uzaklaşmak isteyen herkesi Karanlık Gökyüzü Parkı ’na bekliyor.

Daha fazlasını öğren

Bu yazıyı siren ve helikopter sesleri eşliğinde yazıyorum. Bozcaada 14 Ağustos günü büyük bir yangınla sarsılırken doğa karşısında bir kez daha kendimi çaresiz hissediyorum. Aynı anda Gelibolu, İzmir, Bolu, Manisa, Muğla da cayır cayır yanıyor. Bu sırada yaşanan iki olay ise bana bir yerde misafir olmanın adabı üzerine düşünme fırsatı veriyor.

  • Bozcaada'daki yangını söndürmek için itfaiye ekibi, belediye çalışanları, halk gün boyunca seferber oldular. Yangın sırasında anakaradaki başka belediyelerden itfaiye desteği de istendi. Ancak iskeleye gelen dört itfaiye aracından iki tanesi son dakikada gemiye binerken diğer iki tanesi iskelede kaldı. Niye? Feribottaki araçlardan bazıları geri inmediği ve itfaiye aracına yer kalmadığı için. 
  • Yangından bir gün sonra İstanbul’da yaşayan bir tanıdığımla karşılaştım adada; aramızda ayaküstü sohbet ettik. Önceki günün çok kötü bir gün olduğunu, her yerin nasıl da dumanla, siren sesleriyle bir anda dolduğunu söyledim ve onlara nasıl bir gün geçirdiklerini sordum. Tanıdığım kişi de tüm bunların uzaktan duyulduğunu ancak denizin her zamanki gibi harika olduğunu ve uzun uzun yüzdüklerini anlattı.

Yılın yarısını adada ya da şöyle söyleyeyim “turistik bir tatil beldesinde” geçiren biri olarak, insanların 3-4 günlüğüne tatil yapmaları söz konusu olduğunda bir yeri nasıl “her şeye rağmen” hunharca tüketen canlılara dönüştüğünü çok iyi gözlemleme imkanına sahibim.

Eğer bir kişinin "tatil yapması" söz konusuysa her şey mübah olabilir ona. Çevresini, başkalarını, gittiği yeri düşünmesine gerek kalmaz, çünkü o tatildedir ve dokunulmazlığı vardır. O sırada alabildiğine benmerkezcidir. Sahilde veya bir restoranda yüksek sesle rahatça konuşabilir, tabletten veya cep telefonundan yüksek sesle video izleyebilir, gürültü yapabilir. Kumsalda yediği mısırın koçanını çöpe atmaya gerek duymaz. İzmaritini rahatça yere atabilir. O minik izmaritlerin, içtiği şarap veya biranın şişesinin yangın çıkarma ihtimali umrunda olmaz. Ağzını sildiği ıslak mendilleri, rüzgarda uçuşan peçeteleri çöpe atmaya veya yanına almaya tenezzül etmez. 

Çünkü ister ki her şey gibi doğa da hizmet etsin ona. Hep en güzel havasını sunsun, deniz sıcaklığı makul olsun, etrafta rahatsız edici hayvanlar, börtü böcekler olmasın, istediğinde gölgelenebilsin, rüzgar çıkmasın, yağmur yağmasın, etrafta hep güzel kokular olsun. Attığı çöpleri de doğa ya da orada yaşayan insanlar bir zahmet toplayıversin, turisti böyle şeylerle yormasın. Çünkü o binbir zorlukla tatile çıkmıştır; yediğine, içtiğine, kaldığına tonla para ödüyordur. Elbette dünyanın merkezinde olmaya da hak kazanmıştır. 

Tatil ne demek?

Öncelikle tatil ne demek, oradan başlayalım. Tatil benim için kendi günlük rutininin dışına çıkmak, umduğunu değil bulduğunu yemek, o yerin günlük hayat akışına dahil olmak demek. Kendi çöplüğünü, hırsını, düzenini veyahut düzensizliğini bulunduğun yere gelip dökmek değil. Bir insan tatile çıktığında rahatlaması, dinlenmesi, dönüşmesi için o yerin havasının, suyunun, toprağının kendisine temas etmesine izin vermesi gerekiyor. Sürekli kendisiyle dolu olan, kendisini merkeze alan birinin tatile çıktığında kafasını boşaltma ihtimalinden söz edilemez bana kalırsa.   

Bir sahil kasabasının veya küçük bir adanın kapasitesi bellidir, beklentileri karşılama, insan kaldırma, eğlence, yeme/içme kapasitesi. Büyük şehirlerde olan şeyleri buralardan beklemeniz zaman zaman beyhude olabilir çünkü buralar büyük yerler değildir, imkanları sınırlıdır. Bence güzel olan da budur, olanla yetinebilme hâli

Birçok kişinin bir tatil kasabasına geldiklerinde, “Şöyle bir evin olacak aslında” deyip sonra da orada yaşayanlardan endemik bir bitki gibi söz edip “Kışın burada nasıl yaşıyorlar acaba?” diye sorduklarına çoğu kez şahit olmuşumdur. Hayatı sadece bulunduğu yerden ibaretmiş gibi gören bu bakış açısında enteresan bir ötekileştirme ve koşullu sevme söz konusu. Bu bakış açısı beni Parçalı Bulutlu kitabımda da yer verdiğim gezgin ve turist ayrımına götürüyor.

Gezgin ile turist arasında

İnsanın dünyada gezgin olabilmesi, önce kendisine gezgin olmasından yani ruhsal dünyasını tüm duygularıyla kabul etmesinden geçiyor. Kendinize turistseniz hep mutlu, coşkulu, iyi olmak istersiniz. Sürekli mükemmel, hatasız görünmeye çabalarsınız. Gezgin oluş ise kendinizdeki harabelere, bataklıklara, yıkıntılara bakabilmeyi sağlar.

Çünkü bir yerde turistseniz hep iyi, güzel, konforlu yerleri görmek istersiniz, koşullarınız vardır. Gezginseniz o yeri orası yapan her şey kabulünüzdür ve ayrıca görmeye de değerdir. Konforunuzu o kadar da düşünmezsiniz, sizin için aslolan o yeri layıkıyla hissetmektir. Eğer gezginseniz orada çıkan yangına, oradaki bir felakete kayıtsız kalamazsınız. Oranın hükümdarı değil parçasısınızdır. Orasıyla beraber yaşarsınız. 

Turist olmak ise tutsak eder insanı. Kendinizi merkeze almaktan asla kurtulamazsınız, gittiğiniz yerler hep çevrenizde kalır. Beklersiniz ki her şey sizin etrafınızda dönsün. Oranın rutinine, sırlarına, acılarına, kutlamalarına dahil olamazsınız bu sebeple. İstersiniz ki orası size hizmet etsin, sizi eylesin eğlendirsin, yedirsin içirsin.

Dolayısıyla bir yerde turistseniz o yolculuk sizi dönüştürmez. Yaşadığınız yere dönerken oradan yanınızda götüreceğiniz tek şey satın aldıklarınız ve çektiğiniz fotoğraflar olur. Siz hep yabancısınızdır oraya, hep tüketici… Zaten tüketmek için gidersiniz, tükettiğinizi hissettiğiniz anda da dönersiniz kendi mıntıkanıza.

Gezgin oluşta ise o yeri merkeze alırsınız, kendinizi bir kenara bırakırsınız ve gittiğiniz yerin içinizde dolaşmasına, köklenmesine ya da köklerinizi deşmesine izin verirsiniz. Bir yerde ancak seyyahsanız hayrete düşer, coşkuya kapılır ve bir dinginliğe kavuşursunuz. Turist oluş telaşlı bir hâldir, koşturursunuz oradan oraya; duramazsınız çünkü durmak vakit kaybıdır. Bir yer daha görmek varken niçin durasınız ki! Bu sebeple tatilden döndükten sonra çok yorulmuş olursunuz. Eşinize dostunuza anlatabilmek için macera peşinde koşar, bunun için biteviye çabalarsınız; gezgin ise maceranın ta içindedir. Bu sebeple gezginin heybesinde öyküler, anılar vardır, turistin heybesinde ise hediyelik eşyalar…

Herkese turist oluştan nispeten kurtulduğu, duyarlı, hem kendine hem de dünyaya gezgin olabildiği bir yaşam tarzı diliyorum. Aksi hâlde olmak bana kalırsa fazla sıkıcı ve kişi dünya turuna çıksa bile ona bir arpa boyu yol aldırmıyor.


*Fotoğraf: 1963 yapımı L'immortelle filminin çekimleri sırasında arkada batmakta olan Peter Zoranic tankerinin enkazı.

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

NEREDE YAYIMLANDI?

Aposto GündemAposto Gündem

BÜLTEN SAYISI

📮 Batı Nil Ateşi, Kazablanka stadyumu

Fas’ın Kazablanka şehrinde inşa edilmesi planlanan 115 bin kişi kapasiteli dünyanın en büyük futbol stadyumunun tasarımı ortaya çıktı. Uzmanlar Batı Nil Ateşi'nin maymun çiçeğinden daha tehlikeli olduğu yönündeki haberleri yalanladı.

24 Ağu 2024

CNN

YAZARLAR

Tuğçe Isıyel

Tuğçe Isıyel, 1986 yılında İstanbul’da doğmuştur. Klinik psikolog, psikoterapist olarak çalışmakta, kurucusu olduğu Polente Psikoloji’de yetişkin ve çiftlerle psikoterapi çalışmalarını sürdürmektedir. “Psikanalitik Edebiyat Okumaları”, "Ekopsikolojik Edebiyat Okumaları", "Kitap Eczanesi" isimli atölye çalışmalarını yürüten Isıyel, çeşitli dergilerdeki inceleme, deneme, eleştirilerinin yanı sıra Everest Yayınları'ndan çıkan "Ya Hiç Karşılaşmasaydık" ve 2023 Vedat Günyol Jüri Özel Ödüllü "Parçalı Bulutlu", "Benim Yüzümden" kitaplarının da yazarı.

Aposto Seyahat

Aposto Seyahat, her hafta dünyanın sunduğu tüm hediyeleri keşfetmek, yola çıkmaya değecek deneyimlerin peşine düşmek için e-posta kutunda.

İLGİLİ OKUMALAR