Kutu kutu pense, keşke elmamı yemese

Çocuklar, çocuklar, canım çocuklar. Ah, o canım çocukluk… Böyle girdiğime bakmayın, daha ilkokula girmeden 18 yaşına girme hayalini kurmaya başlamıştım ben. Reşit olacak, kendi evime çıkacak ve istediğim her şeyi yapacaktım. 20lik’teki ilk yazımda da söz ettiğim gibi 18 yaşında “artık özgürüm” yazılı pastam önüme geldi, üfledim puffff… Hiçbir şey değişmedi. O andan itibaren ise çocukluğa özlem çekecektim…
Tabii durur muyum, e madem çocuk olamıyorum artık ben de çocuklarla vakit geçirip dilediğimce oyun oynarım diye düşündüm. Hollanda’da çocuk bakıcılığı yaptım birkaç sene, sonra da fırsat buldukça çevremdeki çocukları en iyi oyun arkadaşlarım yaptım. Onlarla vakit geçirdikçe bir kez daha anladım ki çocuklar müthişti, zihinleri henüz yetişkin dünyasının hesaplarıyla veya mecburiyetle yapılan ısmarlama hareketleriyle dolmamıştı. Merak vardı onlarda hâlâ. Müthiş bir merak! Ta ki sordukları sorulardan bunalıp onları tersleyen, cevapsız bırakan ya da kendi sorunlarını çocuklara yansıtan yetişkinlere yeteri miktarda maruz kalana kadar. Bir gün bir çocuk bana “İnsanlar büyüdükçe sanki anlayışsızlaşıyorlar ama sen hiç öyle değilsin.” dediğinde içim cız etti. O yetişkinler de birer çocuktu ve hangi ihtiyaçları karşılanmadı, nelere maruz kaldılar; kim bilir, dedim anlayabileceği bir dilde.

Irmak'ın 18. yaş pastası, "Artık Özgürüm."
Gerçekten onlar da bir zamanlar çocuktu ve büyüyüp birbirinden farklı ebeveynler olmuşlardı. Bazıları kendi çocuğunu övünme aracı olarak kullanırken, bazıları herkesin içinde yeriyordu. İki ayrı uç gibi belki ama ikisi de günün sonunda yaralayıcıydı. Çocuk istemediği hâlde insanlara kendilerini öptürmeleri/sevdirmeleri için ısrar edenler oluyor, yapmazsa da “bizimki böyle işte” diye çocuğun koyduğu sınırı yapamadığı bir şeymiş gibi lanse ediyorlardı. Bazen çocukların yanında onların duymaması gereken şeyleri konuşup “çocuk bu ya, anlamaz” diyorlardı. Oysa öyle bir anlar ki aklınız şaşar! Herhangi duyduğu bir dili öğrenecek kapasiteye ve müthiş nöronal aktiviteye sahip bir kere çocuklar, siz neyden bahsediyorsunuz? Böyle böyle çocukların olduklarından daha aşağı görülmesinden, onlara “yarım insan”mış veya ebeveynlerin bir uzantısıymış gibi davranılmasından (bizim yarın okulumuz var teyzemiz) inanılmaz rahatsızlık duymaya başladım.
Velhasıl kelam, beni yine bir merak bastı. Şimdi birer yetişkin olan arkadaşlarım düştü aklıma. Onlar da çocuktu bir zamanlar, onlara nasıl davranılmıştı? Neler farklı olsun isterlerdi? Yine sarıldım can dostum klavyeme ve sordum: “Küçükken keşke farklı davranılsaydı dediğiniz şeyler nedir?” 34 farklı cevap geldi, hadi bazılarına hep beraber bakalım:
“Çocukların dış görünüşlerinin fazla eleştirilmesi, özellikle kilo gibi konularda.”
“‘Aman düşersin, aman canın yanar’ gibi fazla korumacı, endişeli reaksiyonlar. Yani bu tepkiler olmasaydı da keşke biraz düşüp kalkıp ‘dünyanın sonu değil’ deseydim.”
“Zaten olgun diye çocukların duygusal ihtiyaçlarını göz ardı etmek.”
“Annemle babamın kavgalarına dahil edilmeseydim, araya karışmasaydım mesela.”
“Duyulmamak. Konuşurken ‘ne anlatıyorsun saçma sapan’ diyen bir iç sesle ömür boyu mutluluklar sonra.”
“Başarılarımızın takdir edilmesini isterdim, normalmiş ve olması gerekenmiş gibi tepkisiz kalınmamasını.”
“Abartı derecede takdir görmek, dünya benim etrafımda dönüyormuş gibi hissettirilmek.”
“Ne hissettiğimin sorulmaması. Sormak yerine ne sevip sevemeyeceğime karar verilmesi.”
“Birisi şikâyet ederse hemen onlara inanmak, ‘yaptın mı yapmadın mı’ diye sormadan çocuğu suçlamak, yani başkasının sözüne çocuğunkinden daha çok inanmak.”
“Çok çocuklu ailelerde aynı şeyi yapan iki çocuğa farklı davranılması.”
“Duyguların ve onları ifade ediş biçimlerinin uygunsuz bulunması. Mesela ‘niye ağlıyorsun, ağlamak istiyorsan ben sana sebep veririm’ derlerdi.”
“İnsanların içerisinde sürekli olarak sözlü uyarılmak istemezdim ya da yaptığım herhangi bir şeyin diğer yetişkinlere yüksek sesle ve dalga geçerek anlatılmasını.”
“Küçük çocukları birbiriyle kıyaslamak, rekabet aşılamak.”
“Biriyle konuşmaya utandığım zaman ‘aaa utangaç’ demeselerdi keşke.”
“Ebeveynlere ebeveynlik yapmak zorunda olmak.”
“Şefkat gösterilmemesi, ses yükseltilmesi, kaygının aktarılması.”
“Çocuğa onun sahibiymişsin gibi davranıp fikrini sormadan direktif vermek/emrivaki yapmak.”
***
Buradan bütün cevap verenlere teşekkür ederim. İçinizdeki çocuk bunları fark edebildiğiniz için sizinle gurur duyuyordur bence çünkü en büyük kötülükleri kendi yaralarını fark edemeyenler yapıyor gibi geliyor bana. İstemeden ve doğru olduğuna inandıkları için yapıyorlar hatta çoğunlukla. Ebeveynleri de suçlamıyorum, mükemmel ebeveyn diye bir şey yok ve asıl mükemmel ebeveyn olma çabası oluyor çocuklara zarar veren. Sadece şunu söylemek istiyorum: çocuklar da yetişkinler gibi sınırlarına, fikirlerine, hislerine saygı duyulmasını hak ediyorlar. Bu saygıyı görsünler ki ileride büyüdüklerinde başkaları gelip onların sınırlarını çiğnemesin. Kurdukları ilişkilerde yok sayılmasınlar, yalnızlıktan korkup başkasının vicdanına emanet etmesinler kendilerini ve ‘kabul’ görmek için üstün performans göstermelerine veya her şeye razı gelmelerine gerek olmadığını bilsinler.
Bütün çocuklara ve içindeki çocuğu yaşatanlara sevgiyle…
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
YAZARLAR

Irmak Hacımusaoğlu
Beyine bakar, tespit yapar, yazar, çizer ve günün sonunda “ben ne yapıyorum yaa” der 🫠

20'lik
20’lik, kafada oluşan saçma soruların, açılmayı bekleyen ve bazen suratımıza çarpılan kapıların, gündem ile üzerimize çökebilecek fenalığın paylaşıldığı bir bülten.
İLGİLİ OKUMALAR




