La Haine, 1995

Döngüsellik üzerine.
La Haine, 1995

Çok popüler olsalar, çok önerilseler de bir türlü izlemeye fırsat bulamadığım, belki biraz da bende iz bırakacağını hissettiğim filmleri perdede yakalayabileceğim günü bekleme ısrarım yüzünden sürekli izlemeyi ertelediğim filmler var. Zamanla eksiklikleri ayıba dönüşen filmlerden bahsediyorum. La Haine de onlardan biriydi. Ve  özel bir gösterimle Başka Sinema salonlarında yeniden vizyonda olduğunu öğrendiğimde, İstanbul'a gelir gelmez soluğu Kadıköy Sineması'nda aldım. İyi ki de almışım.

Paris'in banliyölerinden şehre taşan La Haine, 24 saatte banliyö gençleri ve polis arasındaki gerilimin izini sürüyor. Siyah-beyaz çekilmiş film, henüz izlemesem de yıllardır görüntü dağarcığımda olan ikonik kadraj ve planlarıyla, beynimin çarklarının bir an olsun boş durmamasını sağlayan referanslar, göndermeler ve alt metinler bütünüyle, uzun zamandır izlediğim en etkileyici film olmayı başardı. Sabahtan sabaha, banliyöden banliyöye, ölümden ölüme... 24 saat boyunca, tıpkı beynimde çalıştırdığı çarklar gibi işleyen döngüleri var La Haine'in. Bir şeyler başlıyor ve bitiyor, birileri gidiyor ve dönüyor, bir şeyler el değiştiriyor, sistemin çarkları işliyor. Onlardan biri öldükçe, onlardan biri intikam alıyor, onlardan biri öldükçe, onlardan biri intikam alıyor... Adeta bir zamanda yolculuk filminde olduğu gibi, bir şeyler değiştirmeye çalışan, tam da değiştirmeye çalıştığı şeyin istemsiz sebebine dönüşüyor. Mathieu Kassovitz'in bu filmle başladığı yönetmenlik kariyerini bir başyapıtlar döngüsüne çevirememiş olması çok acı - filmin Vincent Cassel'i dünya sinemasına kazandırmış olması bile bu acıyı dindiremiyor.

★★★★★

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

NEREDE YAYIMLANDI?

BÜLTEN SAYISI

🏃‍♂️Yeni başlangıçlara doğru...

Uzun bir aradan sonra, yeniden merhaba! Son bir ayın özeti, iki muhteşem film önerisi ve bizi bekleyenler...

08 Ağu 2021

🏃‍♂️Yeni başlangıçlara doğru...

YAZARLAR

İLGİLİ OKUMALAR