Lineer ve döngüsel ekonomi sistemleri arasındaki yapısal farklar

Ana hedef
Mevcut lineer ekonomik sistem, gayrisafi milli hasıla (GMH) ile ölçülen bir büyümeye odaklı olarak çalışır. Ülkelerin GMH ile doğru orantılı olarak ekonomik büyümeye sahip oldukları bu sistemde tek bir motivasyon vardır; büyümek! Ekonomik büyüme geri kalan tüm sorunları çözecektir düşüncesinin ne kadar sağlıksız olduğunu sanıyorum ki şu anda aktif olarak deneyimlemekteyiz. Tam karşı argümanlarla ortaya çıkan döngüsel ekonomik sistem ise sadece büyümek yerine, sürdürülebilir, daha çok gelişime ve kaliteyi arttırmaya yönelik bir sistemi savunur. Yaşamın tüm noktalarında gelişim, ekonomik gelişimin yanında sosyal standartların artmasına, hayat kalitesinin iyileşmesine ve kaynakların verimli kullanılması gibi birçok farklı kritik noktaya odaklanılmasına imkân verir.
Yeni ölçütler
Mevcut sistemde yukarıda da belirttiğimiz gibi gayri safi milli hasıla tek ölçüt iken, yeni döngüsel ekonomik sistemde ölçütler biraz daha derinleşiyor. Gayri safi milli hasıla ile tüketici harcamalarının gelir dağılımı ve kirliliğin önlenmesi, iklim krizini engelleme çalışmaları gibi sürdürülebilirlik yolundaki harcamalara oranı ile ülkelerin ekonomik yapıları ölçülebilecek. Yani sadece GMH ve tüketim oranları değil, aynı zamanda sosyal eşitlik ve sürdürülebilir bir dünya yolunda atılan adımlar da artık ülkelerin refah seviyelerini ölçmek için zorunlu bir kriter olacak. Sayılara değil, süreçlere verilen önem artacak diyebiliriz.
Büyüme ve ilerleme kapasitesi
Mevcut lineer sistem teknolojik gelişmeye çok güvendiği için kaynak yetersizliğini bir sorun olarak görmemekte. Bir üretim sürecinde kullanılan hammaddenin kısıtlı kaynaklara sahip olması lineer ekonomik sistem için bir problem değil çünkü, teknoloji sayesinde o kaynak bittiğinde yerine başka kaynağın kullanılacağı bir teknolojik yenilik getirilebileceği düşüncesi mevcut. Döngüsel ekonomik süreç ise, teknoloji, inovasyon ve tasarıma odaklanarak geliştirilecek yeni süreçler sayesinde kaynakların verimli kullanımına ve ekolojik sürdürülebilirliğe önem vermekte. Bir kaynağı tüketip diğerine geçtiğimiz bir lineer ekonominin asla sürdürülebilir bir süreç olmadığını anlamak hiç de zor değil.
Gelir dağılımı ve yoksulluk
Mevcut lineer ekonomik sistemin toplumlar ve bireyler ile yapay bir bağı olduğunu düşünebiliriz. En büyük paydaşlarından olan tüketicilere bağlı gibi görünen bu sistem aslında sahte bir bağ ile toplumu kandırmakta ve tüm sistemin politik ve faydacı sebeplerle ilerlediği, gelir dağılımında eşitliğin asla konuşulmadığı bir yapı ile gücünü muhafaza etmekte. Ekonomide yaşanacak her türlü büyümenin tüm paydaşları büyüteceğine inanan bu sistemin, zengin ile yoksul arasındaki uçurumun ne kadar büyük olduğu ortaya çıktığında ne kadar başarısız olduğunu görmek hiç de zor değil. Döngüsel ekonomik sistem ise kaynakların verimli kullanımı ve sürdürülebilirliğe odaklanmanın yanında yaşam standartlarının yükseltilmesine odaklandığı için eşit büyüme ve gelişim imkânı sunar. Hızlı büyümenin sadece zaten büyük olan oyunculara katkı sağlayacağını, toplumun büyük bölümünü oluşturan bireylere etki etmeyeceğini ya da olumsuz etkileri olacağını savunmakta.
Ekonomik verimlilik
Mevcut lineer sistem, pazarlanabilen ürünlere, hizmetlere ve kurumlara odaklanır. Tüm odak gayrisafi milli hasılanın büyütülmesi yönündedir. Pazar büyütmek, tüketimi arttırmak tek amaçtır diyebiliriz. Döngüsel ekonomik sistem ise pazarlanabilir ürünlerin yanında bu ürünlerin üretim süreçlerindeki verimliliğe ve sürdürülebilirliğe odaklanır. Aynı zamanda pazarlanamayan sosyal sermayeye de odaklanan döngüsel ekonomi, hayatın her noktasında gelişime önem verir böylece sırf ekonomik büyüme değil, sürdürülebilir bir gelecek için gelişim sunar.
Özelleştirme ve tekelci yapı
Mevcut lineer sistemler adı artık öyle anılmasa da eski feodal sistemlerde bulunan “landlord” yani toprak sahibi kişilerin büyüdüğü yapılardır diyebiliriz. Elbette günümüzde toprak sahipliği, anlamını geliştirip fiziki toprak dışında pazarın sahipliği olan tekelciliğe dönüşmüş durumda. Geleneksel pazar yapısını savunan lineer ekonomik sistem, kişisel sahiplik ve dolayısı ile de kişisel çıkarlar özelinde kaynak kullanımına odaklanır. Yeni döngüsel ekonomik sistem ise, özellikle doğal kaynaklar için özelleştirme ve sahiplik süreçlerini önleyip, bu kaynakların toplumların ortak kaynağı olarak kullanılmasını savunur. Burada savunulan noktanın tüm özel sahipliğin yok edilmesi olmadığını vurgulamak gerektiğini düşünüyorum. Özellikle belirtilen doğal kaynakların kullanımı noktasında bireysel bir aitlik olmaması gerektiği, bu kaynakların hem toplumlar hem de gezegen için ortak çıkarlar ışığında kullanıldığı ortak sahiplik sistemi anlatılmaya çalışılıyor.
Devletlerin rolü
Mevcut lineer sistemlerde devletlerin rollerinin ne kadar küçüldüğünü hepimiz fark ediyoruz diye düşünüyorum. Özellikle büyük şirketler ve pazar tüm regülasyonları, yasaları daha çok gelir elde etmek için istediği gibi değiştiriyor. Dünyayı yöneten 5 büyük aile komplo teorisine inanır mısınız bilmem, ama 5 aile olmasa da özel sektörün yönettiğini söylemek doğru olacaktır. Mevcut sistemler pazarı denetlemek yerine, istedikleri gibi hareket edecekleri bir yapıyı oluşturdu. Toplumların doğal kanunlarla yönetilmesi gerektiğini düşünen 18.yy’da Fransa’da çok popüler olan Fizyokratların en ünlü argümanlarından biri akla geliyor bu noktada. Laissez faire, laissez-passer yani bırakınız yapsınlar, bırakınız geçsinler. Devletin sadece tek bir vergi alması gerektiğini savunan bu düşünce okulu o verginin de sadece tarım sektörü ile kısıtlı kalmasını önermekteydi. Pazarda herhangi bir regülasyonu desteklemeyen bu yapı mevcut sistemin biraz daha sert dile getirilmiş halidir diyebiliriz.
Yeni döngüsel ekonomik sistem ise devletlere merkezi bir rol vererek bir hakem, kolaylaştırıcı bir unsur ve ortak faydaya çalışan kurumlar için bir aracı konumda olmasını destekliyor. Bu yeni sistemin örneklerini Avrupa Yeşil Mutabakatı veya Paris İklim Anlaşması gibi örneklerde görmekteyiz aslında. Atık yönetimine uygun hareket etmeyenlere çıkan ekstra vergiler, paydaşların bir arada çalışarak sürdürülebilir çözümlere odaklanması gibi daha birçok örnek bu yeni sistemin bir getirisi olarak görülebilir. Yeni ekonomik sistemde, “Lisbon Principles” adı ile anılan, 1997 de ekolojik iktisatçı Robert Costanza tarafından sunulan 6 temel ilkeye göre devlet yapılanmasının izleri görülebilir. Temelde doğal ve sosyal kaynakların ortak kullanımını sağlamak amacı ile yönetim ilkelerini öne sürmektedir ve sürdürülebilir paydaş ekosistemini ön planda tutar.
Görüldüğü üzere, şu an geçiş sürecinde olduğumuz döngüsel ekonomik yapı, sadece üretime, tüketime ya da atık yönetimine odaklanmak yerine toplumları oluşturan tüm normlara daha inovatif ve sürdürülebilir çözümler sunarak mevcut sistemdeki tüm hatalı alanlara alternatif çözümler sunmakta. Bu nedenle en başından beri savunduğumuz gibi, döngüsel ekonomi sadece 3-5 büyük özel sektör oyuncusunun ilgileneceği veya 1-2 önemli devletin kurallarını belirleyeceği bir yapı olmak için fazla büyük bir etkiye sahip. Amaçlanan ve geliştirilen bu etki, toplumun tüm kesimlerini ilgilendirmekte ve bu nedenle her bir bireyin düşüncesi ve katılımı çok önemli.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Lineer ve Döngüsel Ekonomi Yapısal Karşılaştırması
25 Şub 2021

YAZARLAR

Döngüsel Ekonomi
Döngüsel Ekonomi Hakkında Her Şey!
İLGİLİ OKUMALAR


