
“Ekonomik konuları analiz ederken polisiye roman okuyarak edindiğim analiz yeteneğini çok kullanırım.”
Polisiye okumaya kaç yaşında ve hangi eserlerle başladınız?
M.E: Polisiye okumaya lise yıllarında başladım, demek ki 14-15 yaşlarındaymışım. Babamın hemen her alandan kitaplarla dolu büyük bir kitaplığı vardı. O kitaplıktaki polisiye bölümünde Arsene Lupin’in bütün maceraları, Agatha Christie’nin öyküleri ve Edgar Allan Poe’nun kitapları vardı. İlk kez Arsene Lupin’leri okuyarak başladım. Lupin, alışılmışın aksine adaleti temsil eden bir karakter değil, bir hırsızdır. Zenginden alıp fakire verir, arada kendi payını da alır. Bir çeşit Robin Hood gibidir. Sonra Holmes öykülerini ve Poe’nun öykülerini okudum. Polisiye okumaya klasiklerle başladım diyebilirim.
Polisiye roman okumanın analitik düşünme yetisini beslediği de söylenir, özellikle doktora tezi yazanlara polisiye okumalarını öneren biliminsanları da var. Polisiye roman okudukça kendinizde gelişen yanlar tespit ettiniz mi?
M.E: Kesinlikle aynı görüşteyim. İyi bir polisiye roman, insanın sürekli düşünmesini, bir sonraki hamlede ne olacağını, olayın nasıl gelişeceğini anlamaya çalışmasını tetikler. Polisiye romanı satranca benzetirim. Aradaki fark satrançta siz oynarsınız, polisiye romanda siz yazarın nasıl bir yol izlediğini anlamaya çabalarsınız. Polisiye roman okuyan dikkatli bir okur, olayın nasıl gelişeceğini tahmin etmeye çalışırken romandaki kişilerin yerine kendisini koyar. Bir yandan suçu işleyen kişinin bunu nasıl yapmış olabileceğini tahmin etmeye, bir yandan da suçu ortaya çıkarmaya, suçluyu yakalamaya çalışan kişinin neler yapması gerektiğini anlamaya çalışır. Bütün bunlar kişinin akıl yürütme ve analiz yapma yeteneğini geliştirir. Ben, ekonomik konuları analiz ederken polisiye roman okuyarak edindiğim analiz yeteneğini çok kullanırım. Bir ekonomik ya da sosyolojik konuyla ilgili verileri ve bilgileri önüme aldığımda hemen bunlar arasındaki ilişkilere bakarak olay yeri incelemesine benzer bir analizle işe başlarım. Bu tür bir yaklaşımın olayları anlama ve yorumlama konusunda çok yararını gördüğümü söyleyebilirim. O nedenle öğrencilerime de polisiye okumalarını öneririm.
Ekonomi kitaplarınız on binlerce okura ulaştı, Türkiye’de yorum ve tespitleri merakla beklenen bir ekonomistsiniz. Bu sırada ilk polisiye romanınız Inferis’i yazdınız, nasıl karar verdiniz Inferis’i yazmaya?
M.E: Ekonomi alanında yazdığım kitapların çok satmasının ve beğenilmesinin en önemli nedeni karmaşık konuları basit ve anlaşılır biçimde anlatması sanırım. Ünlü futbolcu Johan Cruyf’un bir sözü var: “Futbol basit bir oyundur, zor olan onu basit oynamaktır.” Bence bu söz, yaşamın her alanı için geçerli. Bu yaklaşımı ekonomi kitaplarıma uyguladım ve sanırım o nedenle çok beğenildi bu kitaplar. Benzer bir yaklaşımı Hitit tarihini öyküler halinde anlatan Anitta’nın Laneti’nde de uyguladım. Bir çeşit “naif yaklaşım”la yazdım. Onlar da benzer şekilde çok beğenildi ve çok sattı. Şimdi de aynı yaklaşımı polisiye romanlarımda uyguluyorum. Bunu yaparken basit bir suç ve onun peşindeki kişiden biraz fazlasını anlatmaya, siyasetçi-işinsanı ve bürokrasi arasında oluşan ve toplumun aleyhine gelişen çıkar birliğinin yol açtığı çürümeyi de yansıtmayı amaçlıyorum. Tabii polisiyede olaylar karmaşık olduğu için olayları kurgulamayı değil ama anlatımı basit tutmaya çaba gösteriyorum. Inferis, uzun süredir yaşadığımız giderek artan mali suçlar, kamu kesiminin servetine yönelik tasallutlar, kamu kesimindeki çürümüşlükler gibi konularda uzun zamandır yazmak istediklerimin bir sonucu olarak ortaya çıktı. Sonuçta bu isteği öyküleştirmeye karar verdim ve başladım yazmaya.

Inferis’le ilgili ilk fikrin ortaya çıkışından raflara girmesi arasındaki süre ne kadardı, polisiye yazarken diğer kitaplarınızdan farklı olarak nasıl bir ön çalışma yaptınız?
M.E: Aslında yazmam çok uzun sürmedi, sanırım 6-7 aydan uzun değildi yazma sürem. Ama düşünmem yıllar sürdü. Zihnimin bir köşesinde romanda geçen olayları ve kişileri sürekli kurguladım. Bazı teknik konularla ilgili araştırmalar yaptım. Örneğin evin içinde atılan bir merminin bahçeden duyulmaması için tabancaya susturucu takılması yeterli midir sorusunu sorduğumda ve bunu araştırdığımda çok daha düşük ses çıkaran subsonic mermi diye bir mermi çeşidi olduğunu öğrendim ve bu bilgiyi kullandım. Çoğu kez yazdıkça tereddüt ettiğim konuları araştırıp yazdıklarımı ona göre düzelttim. Neyse ki günümüzde insan oturduğu yerden Google üzerinden birçok araştırmayı yapabiliyor. Eskiden olsa kütüphanelere taşınmak gerekirdi.
Polisiye film ve dizilerde favorileriniz hangisi?
M.E: Yakın geçmişte izlediğim iki dizi var: Lupin ve Sherlock. Sevdiğim iki karakter üzerine kurgulandığı için ikisini de beğendim. Lupin dizisinde Arsene Lupin yok ama onun yöntemlerini uygulayan bir karakter var. Sherlock ise günümüze uyarlanmış. Bence ikisi de genç kuşaklara bu karakterleri anlatıp sevdirebilmek için çok iyi düşünülmüş. Çünkü bugünün kuşaklarına mesela Agatha Christie’nin “Otuz Tabutlu Ada” öyküsünde bir adada, ada dışından kimseyle iletişim kuramadan kalmayı anlatamazsınız. Cep telefonlarının bu kadar yaygın olduğu bir ortamda yetişmiş bir insan bunu hayal edemez. O nedenle bu tür uyarlamalar bence çok yerinde. Polisiye film olarak da favorim Olağan Şüpheliler, Rezervuar Köpekleri, İçerideki Adam, Raydan Çıkanlar’ı da ilk aklıma gelen filmler arasında sayabilirim. Komedi polisiye türünde Peter Sellers’ın sarsak polis müfettişi Clouseau’yu canlandırdığı Pink Panther filmlerini defalarca izlemişliğim vardır. Bir de Türk filmi söyleyeyim yine komedi/polisiye türü: Cinayet Süsü. O da çok eğlenceliydi.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
BÜLTEN SAYISI
Hayatın her alanındaki gizem, suç ve ceza kavramlarını içeren eserleri gastronomi, müzik gibi farklı bağlamlarla irdeleyen polisiye kültür bülteni.
29 Eki 2021

YAZARLAR
İLGİLİ OKUMALAR

