Masum değiliz, hiçbirimiz

İklim adaleti konusu seçerken bu konunun beni bu denli zorlayacağı aklımın ucundan geçmemişti. Evet, çocuklara karşı her zaman yumuşak bir karnım vardı, anne olmamla birlikte bu durum epey de arttı- ama bu yazı ile şunun farkına vardım ki; ben bu yumuşak karnım hakkında düşünmekten kaçıyorum. Çünkü; çocuk konusunu düşününce aynı ilkim krizi alanında olduğu gibi kendimi küçük, güçsüz ve çaresiz hissediyorum. Açıkçası dostlar; bu yazı iklim krizi adaletsizliğinin çocuklar üzerindeki etkisi gibi yazı olmayacak baştan belirteyim. Bu yazı; çocuklar arası eşitlik açısından iklim krizini ele almak şeklinde olacak. Ve son olarak belirtmek isterim ki, bu yazı fazlaca kişisel yorum, atar-gider ve öfke içerir.
Çocuk ne değildir?
Önce çocuk ne değildir ona bir bakalım. Çocuk: ortalıkta gezinen kısa boylu insan değildir; insan özeti değildir, kamu zararlısı değildir; hiçbir şeyden anlamayan canlılar değildir, “amann o ne bilsin canım …… duygusunu” diyebileceğimiz duygusuz varlıklar değildir. Peki kimdir çocuk? Çocuk; insan deyince ne anlıyorsak tam olarak odur. Yani; duyguları, ihtiyaçları, hakları, düşüncesi, fikri, hayalleri olan bir bireydir. Çocuk; hayvan, bitki, uzaylı gibi insandan farklı bir tür değildir. Sadece ihtiyaçlarını fark, ifade ve elde etmek için yetişkin varlığına gereksinimi olan insandır. Ne eksiktir ne de muhtaç. Çocuk insandır. Bu konuda anlaştıysak devam edelim; anlaşmadığımızı düşünüyorsanız gerekçeleriyle birlikte yazarsanız duymak isterim.
UNICEF’in Ağustos 2021’de yayımladığı çocuklar hakkında yapılan ilk kapsamlı iklim krizi risk analizi raporu “İklim Krizi Bir Çocuk Hakları Krizidir: Çocuklara Yönelik İklim Riski Endeksi)” adı altında yayımlandı. Şimdi koskoca UNICEF’e muhalefet yapan deli kadın olma riskini göze alarak şunu belirtmek istiyorum; temel insan hakları açısından çocukları ayrı bir kesim olarak ele almak; “çocuk” kelimesinin pek çok insanın üzerinde yarattığı “hafifletici” etki nedeniyle riskli buluyorum. Kaç ülkede, pratikte “Çocuk Hakları” doğru düzgün işliyor da iklim krizini bir çocuk hakları krizi diye nitelediğimizde daha çok dikkat çeksin? Sanmıyorum, kendimizi kandırmayalım. Ne diyelim peki? Direkt, iklim krizi insan hakları krizidir diyebiliriz ya da iklim krizi çocukların insan hakkı krizidir, diyebiliriz bence.
Çocuğun da adı yok
Sonra gelelim sayılara… Evet, işte yine karşımızda o çooooook sevimli, tatlış, ilk görüşte insanın gözlerini kocaman kocaman açmasına neden olan ama etkisi de bir o kadar kısa sürede geçen; sayılar. Hem de öyle üç beş gibi falan değil; milyar düzeyinde sayılar. Rapora göre; “yaklaşık bir milyar çocuk” yüksek riskli sınıflandırılan 33 ülkeden birinde yaşıyor. Ne kadar kolay değil mi söylemesi; yaklaşık bir milyar çocuk. Patates falan değil- ki patatese de üzülebilir insan- çocuk! Bakın aklım almıyor benim cidden, bu çocukların isimlerini yazmaya kalksak (Google’a göre; Standart kenar boşlukları, tek boşluk ve 12 yazı tipi boyutuna sahip bir belgede , bir sayfaya yaklaşık 500 kelime sığdırabilirsiniz.) 2.000.000 sayfa gerekli. Ve ben sadece adlarını yazarsak diye düşündüm,’ad-soyad’ falan değil. Sayıya indirgenen hiçbir şey insanın kalbine dokunmuyor. Üstelik, aynen alıntılıyorum; “İklim krizinden etkilenme riski son derece yüksek olan 33 ülkenin tamamı küresel CO2 emisyonlarının sadece yüzde 9'undan sorumluyken, en yüksek salımı yapan 10 ülke, küresel emisyonların yaklaşık yüzde 70'ini oluşturuyor. Bu ülkelerden sadece biri endekste iklim krizi açısından 'son derece yüksek riskli' sınıfında yer alıyor.”[1]
Muhatabı belirsiz Çağrılar
Bu gerçeklik karşısında insanın saçını başını solası geliyor, sinirden böyle yerimde zıplıyorum. Bir tarafta, hiçbir şekilde konuyla alakası sıfıra yakın olan çocuklar var; öteki tarafta ise tüm bu olacaklardan sorumlu devletler, şirketler ve insanlar var. Ve UNICEF, “devletleri ve iş dünyasını” çocukları koruyacak işler yapmaya çağırıyor. Lisansta siyaset bilimi ve uluslararası ilişkiler çalıştım ve uluslararası ilişkiler kadar benim canımı sıkan çok az konu var. Eş, eşit ve egemen devletlerin üstünde herhangi bir kurum yok, yaptırım uygulasanız da devletin kendi içinde vatandaş ile arasında olan suç-ceza sistemi gibi değil. Adalet ihtiyacınız genelde kursağınızda kalıyor. Ve uluslararası kuruluşlar; büyük toplantı ve organizasyonlar düzenleyerek bu sistem içindeki aktörleri ‘göreve çağırma’ çağrısı yapabiliyorlar sadece. Hatta bazen canları isterse ‘kınama’ falan da verebilirler. Hadi neyse bu kısımları geçelim ve UNICEF’in çağrılarına bir bakalım.
- Temel insani gereksinimlerin karşılanabilmesi ve çocukların iklimin değişmesinin yarattığı kötü etkilerden korunması. (Gayet güzel)
- Sera gazı emisyonlarının azaltılması yönünde çağrı. (Çok tatlı)
- Çocuklara iklim değişimi eğitimi ve doğa dostu beceriler kazandırılması. (Şahane)
- Karar alma süreçlerine çocuk ve gençlerin dahil edilmesi. (Ne kadar da katılımcı)
Seyirci Etkisi
Şimdi bakınca bunlar kâğıt üzerinde çok güzel gelişmeler ve pratikte uygulanması halinde bize büyük ilerleme sağlayacak hamleler. Amaaaa işler böyle öznesi belirsiz çağrılar yapmakla yürümüyor. “Bystander Effect” – Seyirci Etkisi- diye bir kavram bir sosyal psikolojide. Bu kavramın çıkış noktası; Kitty Genovese adlı kadın evine dönerken bir erkeğin silahlı saldırısına uğraması sırasında, çevrede yaşayan 38 kişinin kadının çığlıklarını duymasına rağmen hiçbirinin yardıma gitmemesi ve polisi de aramaması durumudur. Olayı seyredip kimsenin kılını kıpırdatmamasının nedeni ise, kötü insanlar olmaları, duyarsız olmaları falan değil; bir başkasının aradığını düşünmeleridir. Seyirci ne kadar fazla ise olaya müdahale etme ihtiyacı da o kadar azalmaktadır. Bu açıdan baktığımızda devletlerin de “kime söylendiği” belli olmayan bu tavsiye niteliğindeki çağrılara hevesle cevap vermeyi isteyeceklerini sanmıyorum.
Ezcümle
Ortada bir iklim krizi gerçeği var ve bu gerçekliğin asıl mağduru çocuklar oluyor ve olmaya devam edecek ama biz yan apartmanlarda bu cinayeti “ne de olsa biri bir şey yapar” kafasıyla seyrediyoruz. Ve bu bana çok dokunuyor. Çünkü; bu çocuklar isimleri tek tek yazılmasa da birer gerçek insan. Ve belki de iklim iletişimine buradan yeniden başlamak ve bu çocukların tek tek hikayelerini anlatmak gerekiyor. Ne de olsa sayılar ruha işlemiyor.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
NEREDE YAYIMLANDI?
BÜLTEN SAYISI
İklim krizi ve adaletsizlik. Hem sorunun özünde, hem de neredeyse tüm 'kestirme' çözümlerin ensesinde...
31 Mar 2022

YAZARLAR

Merve Apaydın
https://aposto.com
İLGİLİ OKUMALAR


