Mecidiye Köyü’nde 1 Saat

Dut mevsimi yaklaşıyor, buraya asıl o zaman gelmeli

Mehmet Selahattin, 13 Mayıs 1933

Milliyet’in otomobil sayfasını yapan Necip Dürrü Bey geçen akşam matbaadan çıkarken “Gel, sana biraz kır havası aldırayım!” dedi.

Hemen haber vereyim ki bizim otomobil sayfası muharririnin şık bir otomobili vardır. Necip Bey direksiyona geçer geçmez sanki kanatlanmış birer kuş gibi olduk. Sirkeci’de yaktığım cigarayı elimden Mecidiye Köyü’nde attım. Fakat ben size bir şey söyleyeyim mi? Artık Mecidiye Köyü diye bir şey yok. Buraya Şişli’nin kenar mahallesi demek daha yakışık alacak. Şehir hududu bitmeden başlayan köy olur mu hiç?

Necip Bey yolda anlatıyor:

“Sen Mecidiye Köyü’nü Hıdırellez’de görmeliydin! Acaba otomobille bu yoldan geçmek mümkün mü idi? Yüzlerce otomobil, araba arka arkaya dizilmişti. Çayırların üstünde sayılsa papatyadan çok insan vardı.”

Otomobili biraz yavaşlattı. Sağımızdan solumuzdan kulağımıza neşeli kahkahalar geliyor: Mecidiye Köyü’nün şehre akını! Kollarında mini mini sepetleriyle önümüzden geçen hanımlara bakıyoruz. Köy kızları vahşi olur derler ama bu söz Mecidiye Köyü’nün kızlarına göre değil. Bu kadar sıcakkanlı şeyler az bulunur. Hele bir grup var, bize ikide bir selam veriyorlar.

Necip Bey eliyle gösterdi:

“Bak, bizi selamlıyorlar.”

Güldüm:

“Onlar bizi selamlamıyor.”

“Ya kimi selamlıyorlar?”

“Otomobili azizim, otomobili!”

Sanırım ki küçük bir teklif yapacak olsak hepsi birden otomobile dolacaklardı.

Mecidiye Köyü’nün benim en hoşuma giden hâli burasının ne tamamıyla köye ne de tamamıyla şehre benzemeyişi. Öyle can alıcı, öyle fevkalade bir güzelliği yok. Fakat çok sevimli ve hele çok eğlenceli bir köy. Akşamları koyunların, keçilerin, ineklerin ahırlarına döndükleri saatte Mecidiye Köyü sahici bir köy dekoruna bürünür. Fakat zarif ve kibar köşklerden kucaklarında demet demet çiçeklerle çıkan hanımların da köylü olduklarına zor inanılır.

Necip Bey vadediyor: “Dut zamanı bir gün geliriz.”

Mecidiye Köyü’nün bir hususiyeti de dutları. Parmak kalınlığında bal gibi tatlı şeyler. “Yemeyip yanında yatmalı.” sözü herhalde bu dutlar için söylenmiş olacak. Çünkü dutunu yemesinden dutluğunda yatması daha tatlı. Her dut fidanı altında fidan boylu bir güzel serilip yatarsa dut yemek insanın aklına mı gelir?

Mecidiye Köyü’nün ta ilerisine kadar gittik. Necip Bey’e kalsa belki beni Maslak’a kadar götürecekti. Saatime bakarak istemeye istemeye dönelim dedim.

Necip Bey avdette bana bol bol otomobilinden şikâyet etti. Daha doğrusu asıl şikâyeti otomobilinden değil, otomobil sahibi oluşundan. “İstanbul’da insanın bir otomobili olması ne demektir bunu siz bilemezsiniz!” diyor.

Şeytan sık sık “Sat şu otomobili, kurtul şu beladan, tövbe et bir daha otomobil kullanmaya!” diye nasihat edermiş. Sözün kısası bıkmış, usanmış. Necip Bey’e göre otomobili olan adam istediği yere gidip gezemezmiş. Ben hayret ettim:

“Amma yaptın ha!”

“Dur sebebini anlatayım.” dedi. “Ben yukarı Boğaz’ı çok severim. Fakat mecburiyet olmadıkça İstinye’den, nihayet Yeniköy’den ilerisine geçmeyi göze aldıramıyorum. Çünkü yol bozuk. Bir tecrübe arabanın yarı randımanına mal oluyor. Dolaşabildiğim yerler arasında kala kala Yeşilköy’le Florya, bir de Bebek kalıyor. Bu da otomobili olanlar için geniş bir saha sayılmaz değil mi?”

Gülmeye başladım:

“Çok şükür ki bir otomobilim yok. Ya maazallah benim de bir otomobilim olsaydı hâlim neye varırdı?”

Şişli ilerisinde küçük bir mola verip yolumuza devam ettik. Beyoğlu’nun biricik hava ve güneş alan Taksim abide meydanı karınca gibi kaynıyordu. Akşam piyasasına dökülen bir sürü insan iki sıralı kaldırımları doldurmuştu. Ve nihayet ışıklar altında sahte bir mücevher gibi parlayan çapkın ve küstah Beyoğlu…


*Mehmet Selahattin Güngör’ün yazılarındaki bazı kelimelerin yerine, okumayı kolaylaştırmak için günümüzdeki karşılıkları yazıldı. Selahattin’in tüm ifadelerine katılmasak da anlamı ve anlatımı bozacak ya da değiştirecek herhangi bir değişiklik yapılmadı. Dönemin anlam dünyasına sadık kalındı. ‘İstanbul’da Nasıl Eğleniyorduk’un amaçlarından biri de, yazara hak ettiği değeri vererek İstanbul’un geçmişine dair zengin bilgiler içeren bu yazıları gün yüzüne çıkarmak.

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

İLGİLİ BAŞLIKLAR

NEREDE YAYIMLANDI?

Eskiden dutu meşhurdu artık betonu! #30

Şehrin tam ortasında bir köy

17 May 2022

http://wowturkey.com/forum/viewtopic.php?p=5289475

YAZARLAR

İstanbul'da Nasıl Eğleniyorduk?

1920 ve 30'ların İstanbul eğlence hayatını bir gazetecinin röportajlarından takip eder, her salı yayımlanır.

İLGİLİ OKUMALAR