Menderes, Zorlu ve Polatkan’ın İdamlarında Anlatıların Karşılaştırması

Yazı: Doğukan Temizel
Giriş
27 Mayıs Darbesi’nin ardından tutuklanan, yargılamalar neticesinde idama mahkûm edilen eski Dışişleri Bakanı Fatin Rüştü Zorlu, eski Maliye Bakanı Hasan Polatkan (16 Eylül 1961) ve eski Başbakan Adnan Menderes (17 Eylül 1961) İmralı Adası’nda idam edildi. Yassıada’da yargılananların, Yassıada ve İmralı’da görev yapanların, idamların tanıklarının anlatıları; bazı kısımlarda birbiriyle uyuşmakta veya benzeşmekteyken, çoğunlukla ayrıntılarda farklılaşmaktadır.
Yazının maksadı, üç siyasetçinin idam edildiği 16-17 Eylül tarihlerine mercek tutmakla beraber, 15 Eylül’de Yüksek Adalet Divanı’nın kararlarının açıklamasıyla başlayıp İmralı’da idamların infazına dek yaşananları; dönemin gazetelerini, literatürdeki hatıraları, mülakatları, muhtelif araştırmaları karşılaştırmalı biçimde aktarmak ve kronolojiyi gerçeğe olabildiğince yakın çizmektir.
Yargılamaların Sonu
Cumhurbaşkanı Celâl Bayar, Başbakan Adnan Men-deres, bakanlar ve diğer Demokrat Partililerin tutuklanıp götürüldüğü Yassıada’da yaklaşık bir yıl boyunca Köpek Davası, 6-7 Eylül Davası, Örtülü Ödenek Davası gibi çokça dava görüldü. Yargılamalar, vereceği kararlara karşı bir itiraz-kanun yolunun olmadığı Yüksek Adalet Divanı tarafından yürütüldü. Divan’ın başkanı, Yargıtay 1. Ceza Dairesi Başkanı Salim Başol; başsavcısıysa Yüksek Soruşturma Kurulu üyesi Altay Ömer Egesel’di.
Yargılamaların neticesinde, 15 Eylül 1961’de Divan’ın kararları açıklanacaktı. Hüküm günü sanıklar, Yassıada’da mahkeme salonu olarak kullanılan spor salonunun dışında bekliyorlardı, gruplar halinde içeriye alınarak haklarındaki kararı öğreneceklerdi. Adnan Menderes’in bahçede sanıklar arasında bulunmadığının fark edilmesiyle, Menderes’in sağlığı hakkında birtakım söylentiler yayılmaya başladı. Menderes’in intihar girişiminde bulunup hayatını kaybettiği veya girişime rağmen hayatını henüz kaybetmediği, İstanbul’a deniz hastanesine götürüldüğü konuşuluyordu.(1) Bu söylentilerin arasında hükümlerin okunmasına başlandı.
Divan; Bayar, Menderes, Zorlu, Polatkan ve diğer on bir kişinin idamına hükmetse de, idamlarda son karar Milli Birlik Komitesi’nde (MBK) olduğundan cezalar infaz edilmeksizin kararlar uçakla Ankara’ya iletildi.(2) İdama veya müebbet hapse mahkûm edilenlerin haricindekilerse Kayseri’ye ve Adana’ya nakledildi.(3) Adanın arka iskelesinde iki hücumbot, idama ve müebbet hapse mahkûm edilenleri taşımak üzere bekliyordu. Daha hafif ceza alanlar bu hücumbotlara bindirilmeyecekti. Hücumbota bindirilenlerden hiçbiri, nereye götürüldüklerini bilmiyordu.(4)
Hücumbotlar, mahkûmları İmralı’ya taşıdı. İmralı, 1935’ten beri yarı açık bir cezaevini barındıran bir adaydı.
MBK’nin Kararları
Milli Birlik Komitesi, Yassıada kararları Ankara’ya ulaştığında TBMM’de toplanıp idam kararlarını oylamıştır. MBK üyelerinden Suphi Karaman, kararları kendisine ileten bir kurmay albayın “İdam kararları açıklandığı zaman Yassıada’da kıyamet koptu. İdam kararının azlığı karşısında genç subaylar kıyameti kopardılar. Az oldu bu on beş.” dediğini, idamları onaylamazlarsa bizzat infazları yapacaklarını kendisine iletenler olduğunu ifade etmiştir.5 MBK üyelerinden Ahmet Yıldız, Genelkurmay Başkanlığı İstihbarat Başkanı’nın evinde katıldığı bir toplantı çıkışında Jandarma Genel Komutanı Abdurrahman Doruk’un kendisine “iyiliği için idam cezalarının onayında imzasının bulunmasını önerdiğini, aksinin iyi olmayacağını” söylediğini iddia eder.(6) Toplantı günü birtakım birlikler, TBMM binasını “kuşatmıştı”.(7) Toplantıya, Genelkurmay Başkanı ve kuvvet komutanları da çağırılmıştı. Oylamaya, İsmet İnönü’nün kararlar henüz ilan edilmeden MBK Başkanı Orgeneral Cemal Gürsel’e hitaben yazdığı, olası idam kararlarının onaylanmamasına yönelik mektubu getirilmişti. İnönü’den önce MBK’nin eski üyelerinden Alparslan Türkeş’in de Gürsel’e idamlardan vazgeçilmesini önerdiği bir başka mektup söz konusuydu. Olumlu veya olumsuz tepkisellik, yalnızca bazı subayların baskısından ve bu mektuplardan değildi, yurt dışından da idamların onaylanmamasına yönelik istek vardı.
Toplantıda, üyelerin kendilerini etki altında kalmış hissetmemeleri adına, İnönü’nün mektubu okunmayıp masaya konularak isteyenin okuyabileceği yönünde karar alınmıştır. Ayrıca toplantı gizliydi ve tutanak tutulmaması kararlaştırılmıştı.(8) Divan’ın ittifakla idamına hükmettiği Bayar, Menderes, Zorlu ve Polatkan hakkındaki oylamada dokuz oy idamların aleyhine, on üç oy idamların lehineydi.(9) Bayar’ın altmış beş yaşını geçmiş olması nazara alınarak cezası müebbet hapse çevrildi. Mahkemenin üye çokluğuyla verdiği diğer idam kararlarının oylamasından, onların cezalarının da müebbet hapse çevrilmesi yönünde karar çıktı. Sonuç olarak; Menderes, Zorlu ve Polatkan idam edilecekti.
Menderes’in İntihar Girişimi
Hükümlerin açıklanacağı 15 Eylül’ün gecesinde nöbet değiştiren subayların Menderes’ten gelen hırıltıları duymalarıyla doktor çağırılmıştır, yapılan incelemelerde Menderes’in koma halinde olduğu tespit edilip midesi yıkanmıştır. Koma halinin nedeninin doğru teşhisi için Menderes’in midesinden çıkarılanların tahlil edilmesi gerektiğinden, İstanbul’dan Menderes’e ilaç getirecek helikopterle birlikte ilgili numuneler, tahlil için hastaneye gönderilmiştir.(10) MBK İrtibat Bürosu’nun bildirisine göre Yassıada Garnizon Komutanı Tarık Güryay, adadaki yerli ve yabancı basın mensuplarına Menderes’in sağlığı hakkında bilgi vermiştir. Güryay, doktorların henüz tam teşhis koyamamakla beraber Menderes’in “korkudan” yahut fazla uyku hapı almaktan bu halde olması ihtimalinin üzerinde durduğunu belirtmiştir. Ardından, hasta yatağındaki Menderes’i basın mensuplarına göstermiştir. Cumhuriyet gazetesi adına orada bulunan ve odaya davet edilen Mücahit Beşer, Menderes’in durumunu şöyle betimliyordu:(11)
“Yatağa cansız gibi gömülmüş, dışarıda sadece başının bir kısmı kalmıştı. Birkaç gündür tıraş olmadığı anlaşılıyordu. Gözleri yarı açık, görmeden sabit bir noktaya bakıyordu. Başucunda duran bir tüpten burnuna oksijen veriliyordu.”

Hayat dergisi, sayı:44, 28 Ekim 1960

Yassıada duruşmalarından bir enstantane
Menderes, ancak 16 Eylül’de 23.30’da koma halinden çıkabilmişti.(12)
Yıllar sonra Güryay, Menderes kendine geldiğinde ona ilaçları kendisinin mi aldığını yoksa zorla mı verildiğini sorduğunu, Menderes’in “Ben haplarımı kibrit kutusunun içinde biriktirmiştim. Otuz iki tane Equanil ve üç tane Nembutal aldım ve o sabah saat 4’e kadar bunları içtim.” dediğini anlatmıştır.(13) Hadisenin oldukça önemli ve gelecekte tartışmalar meydana getirebilecek nitelikte olduğunun bilincindeki Güryay, gerek kendi gerekse diğer askerlerin sorumluluğunu üzerinden atmak adına, Menderes’ten el yazılı olarak intihara teşebbüs ettiğinin itirafını da teslim almıştır:(14)
“Yassıada Garnizon Kumandanlığı Yüksek Makamına. Aldığım Equaniller evvelden beri yanımda bulundurduğum ve verilmediği ve ihtiyaç hissettiğim zamanlarda kullanmak üzere saklamakta idim. O gece bir kriz halinde otuzdan fazlasını gece aldım. Takriben saat 4’te uyandığımda ani bir kriz neticesinde vaki olan bu hadiseden personelin hiçbir sun’ı ve taksiri yoktur. 17.9.1961
A. Menderes.”
İdamların Hazırlığı
1961’in sonbaharında İmralı’da görevli personel dahil tüm kamuoyu, Yassıada kararlarını merakla beklemekteydi. Mahkeme henüz kararlarını açıklamadan, MBK, verilecek idam cezalarının infaz yeri olarak İmralı’yı belirlemişti. Hatta, Ada Komutanı Güryay, mahkemenin idam cezası vereceği on beş kişinin listesinin önceden kendilerine ulaştığını ve beraat edenlerle mahkûm olanların nerede olacağını planladıklarını itiraf etmişti.(15)
Güryay darağaçlarını adaya idamlardan bir ay önce MBK İrtibat Bürosu’nun gönderdiğini söylemiştir.(16) Dönemin İmralı Cezaevi Müdürü Ahmet Acaroğlu,(17) infazların İmralı’da yapılacağını bir ay önceden öğrendiklerini, infazlara hazırlıklarda adadaki mevcut mahkûmların da kullanıldığını, mahkûmlara “mezarlara çukur açılıyor” demek yerine “zeytin ağacı dikileceğini” söyleyip geniş çukurlar açtırdıklarını, marangozhanede de “askeriyenin cephane sarfı için sandık” diyerek tabutlar yaptırdıklarını anlatmıştır.(18)
İdamlar öncesinde Cezaevi müdürü Acaroğlu seksen,(19) o dönemde askerliğini Yassıada’da yapan İbrahim Bozdağ kırk iki,(20) o dönemde askerliğini Okmeydanı’nda yapıp infazlar için İmralı’ya götürülen Mehmet Özbilgin elli iki,(21) Yassıada’da jandarma birliğinin erlerinden Mehmet Şimşek elli,(22) idamlar sırasında İmralı’da hücrede olan Samet Ağaoğlu yetmişten fazla(23), idamlar sırasında Balmumcu Askeri Garnizonu’nda tutuklu olup infazda görevli iki gardiyanı dinlediğini söyleyen Necip Fazıl Kısakürek ise yüz iki(24) mezar kazıldığını aktarmıştır.
Acaroğlu, idamlarda görevlendirilen cellatların meyhaneden getirildiğini, sarhoş olduklarını iddia etmiştir.(25) Yassıada’da jandarma birliğinin erlerinden Mehmet Şimşek, celladın Üsküdar’da bekçi başı olduğunu, Demokrat Parti döneminde görevini kötüye kullanmaktan işinden atıldığını, dolayısıyla kinli ve öfkeli olduğunu söylemiştir.(26)
İdamların İnfazı
MBK üyeleri birbirimizi yiyorduk. Dört beş gün idamlar olsun diyenlerle, olmasın diyenler birbirimizi yedik. Daha sonra üç kişinin infazı onaylandıktan sonra Menderes intihara teşebbüs ettiği için bir gün sonra idam edildi.
İlk önce Eski Dışişleri Bakanı Zorlu idam edilmiştir. Menderes komadan çıktığında idamların aynı anda yapılması fikri bazı görevlilerce düşünülmüşse de, bu fikir idamların sırasını değiştirecek bir tesir göstermemiştir.(27) İmralı’da konulduğu hücreden 16 Eylül’de sabaha karşı alınıp bir salona götürülen Zorlu’ya, idamını MBK’nin onayladığı saat 04.00’te, Başsavcı Egesel tarafından tefhim edilmiştir (bildirilmiştir). Cumhuriyet’te çıkan habere göre, Zorlu tefhimden sonra “Vazifemi yaptığımı zannediyordum. Siz de vazifenizi yaptınız, zahmetler çektiniz. Kader bu imiş.” demiştir.(28) Zorlu, son arzusu sorulduğunda, mektup yazmak istediğini söylemiştir. Cumhuriyet’te, Zorlu’nun Divan Başkatibi aracılığıyla ailesine mektup yazdırdığı, ardından imzalayıp annesine iletilmek üzere Egesel’e verdiği yazılmıştır.(29) Cumhuriyet, bir gün önce Zorlu’nun ailesine mektup yazdığını belirtmiştir; başkatipten bahsetmemiştir.(30) Nitekim Egesel’in anlattıkları da mektubu Zorlu’nun bizzat yazdığına işaret etmektedir.(31)
Polatkan’dan ve Menderes’ten farklı olarak Zorlu, abdest almak istemiştir. Remzi Oral, bunun başsavcı tarafından reddedilmesi üzerine kendisinin Egesel’e bağırıp karşı gelerek Zorlu’nun ellerini açtırdığını iddia etmiştir.(32) Zorlu abdest aldıktan sonra kendisine telkinde bulunan imamı dinleyip imamın Kur’an’dan yanlış telaffuz ettiği yerleri düzeltmiştir.(33)
Masaya ve darağacına kendiliğinden çıkan Zorlu’nun idamında celladın paniklediği, Zorlu’nun ona acele etmemesini söylediği farklı kaynaklarda anlatılmıştır.(34) Zorlu, kendiliğinden çıktığı sandalyeyi yine kendisi tekmelemiştir.(35) Son sözlerinin “Annemin ellerinden öperim. Kızıma söyleyin evlensin ve mesut olsun. Bütün temennim budur.”(36) veya “Sayın savcı, sen vazifeni yaptın, kimseye bir kinim yoktur.”(37) olduğu yönünde anlatılar mevcuttur. Zorlu’nun ölüme büyük bir soğukkanlılıkla gittiği bilinmektedir. İdamın saati bakımındansa uyum yoktur, saat 2.57’de yapıldığı yazıldığı gibi,(38) saat 5 sularında yapıldığı da yazılmıştır.(39) Zorlu’nun cenazesinin yıkanmaya götürülmesiyle infaz sırası Polatkan’ındı.
Eski Maliye Bakanı Polatkan, son anlarında Zorlu’ya nazaran daha bitkindi ve donuktu. MBK’nin idamları tasdiki, yine başsavcı tarafından Polatkan’a tefhim edildi, Polatkan’ın imzası alındı.(40) İdamından önce bir şey söylemediğini belirtenler olsa da, Egesel, son arzusuna cevaben Polatkan’ın “Çocuklarıma söyleyin, suçsuzum ve suçsuz olarak gidiyorum.” dediğini belirtmiştir.(41) Cumhuriyet’e göre Polatkan, ailesine hitaben başkatibe kısa bir mektup yazdırmıştır, mektubu imzalayıp ailesine iletilmek üzere Egesel’e vermiştir ve saat 6.15’te idam edilmiştir.(42)

Yassıada duruşmalarından bir eskiz, Sabiha Rüşdü Bozcalı. SALT Arşivi
Menderes’in 16 Eylül akşamında kendisine gelmesiyle durumu savcıya bildirilmiştir, ardından Menderes’i komadayken tedavi eden doktorlar tekrar Menderes’in bulunduğu odaya gelmiştir. Ethem Menderes’in tasviriyle yarı baygın gözlerle bakan, halsiz yatan Menderes’in durumunun normale döndüğüne yani idam edilebileceğine dair rapor düzenlenmiştir. Trajiktir ki, bu raporu yine aynı heyet, birkaç saat öncesinde yaşatmaya çalıştıkları hastaya veriyordu. Üç sayfalık raporun 17 Eylül’de saat 10.30’da bitirilmesiyle doktorlar Menderes’in idam edilebileceği imasıyla “Şey olabilir.” demişlerdir.(43) Şevket Süreyya Aydemir, Menderes’in kendine gelince “Özür dilerim, bir iştir oldu.” dediğini aktarır.(44) Menderes, idama götürülmek üzere Yassıada’dan hücumbota bindirilir, hücumbot 11.15’te adadan ayrılır.(45)
Menderes hüküm günü intihara teşebbüs ettiğinden, hakkındaki kararı bilmemekteydi. Ada Komutanı Güryay, Menderes kendine geldiğinde ona verilen kararı sorduğunu, onun da cevaben kararların yetiştirilemediğini, 10 Ekim’de açıklanacağını söylediğini belirtir.(46) Güryay, Menderes’e idam edileceğinin söylenmediğini, hastaneye tedaviye gönderdiklerini söylediklerini, Menderes’in eşinden mektup gelirse hastaneye gönderilmesini istediğini ve gerçeği İmralı’da başsavcıdan öğrendiğini belirtmiştir.(47) İmralı Cezaevi Müdürü Acaroğlu da İmralı’da öğrendiğini söylemiştir.(48) Milliyet ise, Yassıada’daki muayenesi sonrası Menderes’e İmralı’ya götürüleceğinin söylendiğini, Menderes idama mı götürüldüğünü sorunca kararların henüz MBK tarafından onaylanmadığı, mahkûmların İmralı’ya götürüldüğü yönünde yanıtlandığını yazmıştır.(49) İdam esnasında İmralı’da bulunan Ordu Foto Film Merkezi’nde görevli fotoğrafçı Astsubay İsmail Şenyüz, idam sonrası gemideki muhafızlardan Menderes’in idam edileceğini gemide öğrendiğinin bilgisini aldığını söylemektedir.(50) Dolayısıyla Menderes’in en azından hücumbota binene dek idam hükmünü bilmediğini varsaymak yanlış olmayacaktır.
İmralı’da deniz, kara ve hava kuvvetleri mensubu askerlerle geniş önlemler alınmıştı. Menderes adaya çıkarıldığında misafirhaneye götürüldü, karar orada tefhim edildi. Kararı Divan üyelerinden Vasfi Göksu’nun tefhim ettiği o günlerde haberleşmişse de, Başsavcı Egesel’in tefhim ettiği yazılmıştır.(51) Men-deres elleri kelepçeli biçimde yarım saat tutulduğu odada kararı uzunca okumuştur. İmamla yalnız kalıp konuşmak istemişse de kanunların buna müsaade etmediği uyarısı yapılınca, imamla heyetin yanında görüşmüştür. Dini telkin almak istemeyen Menderes, tövbe duasına eşlik etmiştir.(52) Vasiyet bıraktığına dairse herhangi bir bilgi yoktur, aksine bu iddiayı oradaki isimlerden Güryay yalanlanmıştır.(53) Menderes’in son arzusunda sigara içmek istediği, oradakilere hitaben “Dünyadan ayrıldığım şu anda, ailemi ve çocuklarımı şefkatle andığımı kendilerine bildirin. Vatanı ve milleti Allah refah içinde bıraksın.” dediği bilgisi, dönemin basınında yer almıştır.(54)
İdam sehpasına dek yardımsız yürüyen, sehpaya da kendiliğinden çıkan Menderes’in son sözleri, “Katiyen muğber değilim, hiçbir iğbirar duymuyorum.” olmuştu.(55) Menderes, Zorlu ve Polatkan gibi sabaha karşı değil, 17 Eylül’de öğlen idam edilmişti. İdam saati, Turhan Dilligil’e ve Tekin Erer’e göre 13.23’tü,(56) Mithat Perin’e göre 14.26’ydı,(57) Aydemir’e göre 14.30’du,(58) Cumhuriyet’e göre 14.31’di,(59) Akşam’a göreyse 18.00’di.(60) Türkiye’de idamların gündüz yapılmamasına rağmen Menderes’in niçin öğlen idam edildiğini Suphi Karaman şöyle açıklıyor:(61)
“MBK üyeleri birbirimizi yiyorduk. Dört beş gün idamlar olsun diyenlerle, olmasın diyenler birbirimizi yedik. Daha sonra üç kişinin infazı onaylandıktan sonra Menderes intihara teşebbüs ettiği için bir gün sonra idam edildi. Hemen de öğle üzeri. Çünkü Ankara’da Menderes’i kurtarmak için her tarafta yoğun temaslar vardı. Buna imkân vermemek için öğleyin astılar.”

Fatin Rüştü Zorlu portre çalışması, Sabiha Rüştü Bozcalı
SALT Arşivi

Adnan Menderes duruşma salonunda
Öte yandan, Cemal Gürsel’in Menderes’in idamını önlemek isteyip önleyemediği iddiası da tartışmalıdır. Güryay, Menderes’i Yassıada’dan yolcu ettikten sonra çalışma odasının telefonunun çaldığını, arayanın Gürsel olduğunu ve kendisinden Menderes’i göndermemesini istediğini iddia eder. Güryay, Menderes’in İmralı’ya doğru yola çıktığını söyleyip “Orgeneralim, şayet Menderes’e dair bir emriniz varsa, bunu İmralı’ya derhal bildirebilirim!” der. Bunun üzerine Gürsel, “Yok, hayır! Yapılacak bir şey yok. Olan olmuş artık!” demiştir iddiasına göre.(62) Aynı iddia, Demirkırat belgeselinde de geçmektedir.(63)
İddianın farklı bir biçiminde Yassıada’nın güvenlik sorumlusu olan Yüzbaşı Oral, “infazlar gerçekleşmeyecek” söylentisinin Yassıada’da bazı genç subayları öfkelendirdiğini, Yassıada’daki hücumbotta o subayların toplanıp komite kararına karşı da olsa, idamların topluca infazını tartıştıklarını belirtir.(64) Zorlu’nun ve Polatkan’ın idamı sonrasında Yassıada’dayken, o esnada odada olmayan Güryay’ın odasındaki telefona onun yerine çıktığını belirten Oral, arayanın Gürsel olduğunu fark ettiğini ve gerisini şöyle anlatır:(65)
“Gürsel’e, ‘Buyurun Komutanım, ben Yüzbaşı Remzi’ dedim. Gürsel telaşlıydı. Hala ada kumandanıyla konuştuğunu sanıyordu: ‘Tarık’ dedi, ‘Beni dinle, çok önemli!’. Gürsel, Adnan Menderes’in idamını geciktirmemizi istedi. Korktuğumuz başımıza gelmişti. Gürsel’e bir kere daha kendimi tanıtıp, ada kumandanının Menderes’i alıp İmralı’ya götürdüğünü ve cezasının da büyük bir ihtimalle infaz edilmiş olabileceğini söylemek zorunda kaldım. Gürsel’in üzüntüsünü ses tonundan anladım: ‘Eyvaaah’ diyerek telefonu kapattı! Durumu Ada Komutanı Tarık Güryay’a bildirdim. Adnan Menderes’i alelacele hücumbota bindirip İmralı’ya gönderdik. Sonra malum.”
Oral’ın iddiasına göre Menderes henüz idam edilmemişken Gürsel’in idamı durdurma çabası, Oral’ın söylediği yalanla engellenmiştir. Zira Oral’ın ifadesine göre telefon görüşmesi esnasında Menderes henüz adadaydı. Ayrıca Menderes’in sabaha karşı değil öğlen idam edilmesinin sebebinin de bu telefon olduğu söylenmiştir. Bu iddialara mesafeli yaklaşmak gerektiği kanaatindeyim. Güryay’ın iddiasını destekleyebilecek en büyük veri, Gürsel’in ağzından bu yönde bir ifadesi olabilirdi ki bu bilindiği kadarıyla mevcut olmadığı gibi, Oral’ın 1986’daki açıklamasının öncesinde, iddianın muhataplarından Gürsel 1966’da, Güryay 1985’te hayatını kaybetmiştir.
Menderes’in idam edilip hayatını kaybetmesinden sonra, tekrar darağacına çıkarıldığı da bir başka iddiadır. Aynı konuya temas eden birden fazla kaynakta bu iddia geçmiştir. İnfaz esnasında içeriye gidip dönen cezaevi müdürü Acaroğlu, idamının ardından ayağı yere değen Menderes’i, celladın tekrar yukarıya çekip astığını görünce “Ne yapıyorsun?” diye bağırdığını ifade etmiştir ancak celladı engelleyip engelleyemediğini söylememiştir.(66) O dönemde askerliğini Yassıada’da yapmakta olan İbrahim Bozdağ, idam için sehpa tekmelendiğinde ipin koptuğunu, sonra Menderes’in ipe tekrar çıkarıldığını belirtmektedir.(67) Bu yazıda geçen pek çok beyan ve iddia gibi, artık doğrulama imkanımızın neredeyse kalmadığı bu vahim iddia da, üzerinde uzlaşılmış bir anlatıyı haiz değildir.
16 Eylül’de Fatin Rüştü Zorlu’nun ve Hasan Polatkan’ın, 17 Eylül’de Adnan Menderes’in idamlarının ardından cenazeleri yıkandı, kefenlendi, İmralı Cezaevi’nin mescidinde cenaze namazları kılındı, naaşları adanın doğusuna, Değirmentepe’ye gömüldü. İdamların henüz taze olduğu günlerde, üç cenazenin nereye defnedildiği hususunda kamuoyunda net bir bilgi yoktu, yerin İmralı olduğu çıkarımları yapılıyordu.(68) Mezarlar bu tarihten 1990 Eylül’üne dek İmralı’da kalacaktı, bakımsız haldeki mezarları ziyaret etme olanağı ancak özel izinle olabilecekti. Topkapı’da yapılan anıtmezara defin için 1990’da mezarlar kazıldığında, naaşların tabutlarla defnedildiği anlaşılacaktı.(69)
Yazının dipnotlarına buradan ulaşabilirsiniz.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Toplumsal Tarih Dergisi'nin 333. sayısından Menderes, Zorlu ve Polatkan idamlarında anlatıların karşılaştırmalı incelemesi ve Osmanlı Basınında Yüz Yıl Önce serisinde Eylül 1921.
20 Oca 2023

YAZARLAR

Toplumsal Tarih
Tarih Vakfı'nın ülkemiz insanlarının tarihe bakışlarına yeni bir içerik, zenginlik kazandırmayı ve tarihi mirasın korunmasını köklü bir duyarlılıkla, geniş toplum kesimlerinin katılımıyla gerçekleştirmeyi amaçlayan dergisi Toplumsal Tarih'ten özel seçkiler her cuma 11.00'de Aposto'da.
İLGİLİ OKUMALAR


