
ve'posta'yı ve tabii vesaire'yi tanıyarak başlayalım. Kimler var bu yayının arkasında? Neler anlatıyorlar? vesaire ne zaman, nasıl başladı? ve'posta ne zamandır Aposto!'da?
vesaire, yayın hayatına 2014’te başlamış, politik bir kültür-sanat yayını. Sanatın kutsal bir haleye sahip olabileceği veya insanlığı filan kurtarabileceği vehmine düşmeden, dijital mecralarda nitelikli ve kapsamlı bir kültür gündeminin izini sürüyor. Hayat memat meselelerinden de geri duramıyor. Malumat yerine bilgiye değer vermeyi, hakikati sözün önüne koymayı ve suya sabuna dokunmayı yeğliyor.
Çekirdek ekibimizde üç kişi bulunuyor: Ben, Can Koçak ve Ece Balekoğlu. Herkes hem yazar hem de editör. Zaman zaman vesaire’ye katkıda bulunan konuk yazarlarımız ve okurlarımız da var.
Aposto! vesilesiyle tematik bültenler hazırlamaya geçen ocak ayının sonunda başladık, kestirme kanaatlerin karşısında duran ve okurundan da talepleri olan bir yayın olmamıza rağmen beklediğimizden hızlı büyüdük, çokça okunduk.
ve'posta hiç basılı yayın düşündü mü? Hâlihazırda süren internet yayıncılığına bültenler nasıl eklendi? ve'posta, vesaire çatısının hangi ihtiyacını karşılıyor?
Basılı yayın düşünmez olur mu? Düşünmekle kalmadı, yaptı da. “vesaire beşinci yıl özel edisyonu” en çok gurur duyduğumuz işlerden biri. Elimizde hâlâ birkaç adet bulunuyor, arşivine eklemek isteyecek kadar meraklısı varsa, [email protected] adresine yazarak bizden talep edebilir.
Bültenler, 2014’te yayına başladığımızdan beri hayatımızda. Aposto!’dan önce Mailchimp aracılığıyla okurlara ulaştırıyorduk. Formatımız biraz daha farklıydı, tematik bir yayın yapmıyorduk, önceki haftanın yazılarını kaçıranlar veya e-posta üzerinden takip etmek isteyenler için özetliyorduk. ve’posta’yı ise zamansız bir kültür antolojisi olarak konumlandırıyoruz, biz hep evdeyiz, esasen vesaire.org adresinde yaptığımızı yeni bir mecra için tematik bir formatla yapmayı deniyoruz. Kitap dünyasında “çok satan” ve “hep satan” ayrımı vardır. Çok satan kitap bir anda büyük bir kitleye ulaşır, sonra sesi soluğu kesilir. Hep satan kitap ise daha küçük bir kitleye ulaşır, ancak düzenli bir biçimde yeni okurunu bulur. vesaire, hep ikincisi olmaya çalıştı. Umarım becerebilmişizdir.
vesaire çeviri metinleri nasıl seçiyor? Hangi metni çevireceğine nasıl karar veriyor? Kendi içeriklerinde bir ajandası var mı, varsa nedir? Biz vesaire'nin, ve'posta'nın yayıncılık anlayışını hep diğer ucu gösterme, öyle olduğu açıkça kabul edilen bir şeyin aslında öyle olmadığını tartışmaya açma gibi bir yerde görüyoruz. vesaire biraz "huysuzdur" diyebilir miyiz?
Hangi metnin yayımlanacağı veya hangisinin çevrileceği konusunda çekirdek ekip olarak aramızda sık sık konuşuyoruz, birbirimize danışıyoruz, bazen de birbirimize küçük sürprizler yapıyoruz. Bu soruları da onlara danışmadan, onlardan destek istemeden yanıtlayamazdım. Huysuz görünüyor olabiliriz ancak esasen hakikatle sınanmamış kestirme kanaatlerin, sanki mümkünmüş gibi her görüşe eşit mesafede durmayı savunan dolandırıcıların, 21. yüzyılın demagojik zırvalarının ve şimdilik fiyakalı görünen ahmaklarının karşısındayız.
Çekirdek ekibin akademiyle bağının olduğunu da biliyoruz. Sosyal bilimlerde ya da iletişim disiplinlerinde yüksek lisanslar, doktoralar; vesaire ekibini umutsuz entelektüellere mi dönüştürdü, yoksa ateşli devrim sevdalılarına mı? Bu sorunun yanıtı sizi kimler okuyor, kimler okusun sorusuna da bir ipucu olacak aslında.
Umutsuz olmaya hakkımız yok, hatta umutsuz olanı entelektüel saymayız. Örneğin, Emil Cioran külliyatı bir anda yok olsa insanlık hiçbir şey kaybetmez. Aklın karamsarlığına iradenin iyimserliğine inanıyoruz, birlikte yaratacağımız gerçekçi umudun ve topyekûn kurtuluşun peşindeyiz. Ateşli devrimci olmayı becerebilir miyiz, emin değilim. Ama hakiki entelektüel bildiğimiz ateşli devrimcileri hayranlık ve mahcubiyetle takip ederiz. Entelektüelliğin yegâne ölçütünün bilgi birikimi olamayacağını, entelektüelin düşünce üretmekten daha büyük bir görevi olduğunu Karl Marx’tan beri biliyoruz: “Filozoflar şimdiye kadar dünyayı yalnızca çeşitli biçimlerde yorumladılar, oysa aslolan dünyayı değiştirmektir.”
Akademinin okurluk ve yazarlık bağlamında ekibe mutlaka katkısı olmuştur, ama bu katkının büyütülecek bir şey olduğuna inanmıyorum. Şükürler olsun, akademi bataklığından erken kurtulmayı başardım, doktoramı yarıda bıraktım. Ancak ekipteki diğer arkadaşlarım kalmakta ısrar ediyor. Can Koçak doktorasını tamamladı, hatta yakında ders vermeye başlıyor. Ece Balekoğlu ise birkaç hafta önce yüksek lisansa kabul edildi. Ne yaptıysam, ikisine de engel olamadım. Cevap hakkı doğacağı için izninizle bu aşamada onlara da söz vermek istiyorum:
“Ekibin akademiyle bağını bilmeniz beni endişelendirdi, demek ki yeterince saklayamamışız. Huysuz addedilmek ise bir o kadar sevindirdi, demek ki bu görünürlüğü daha işe yarar bir yere yönlendirebilmişiz. Geçenlerde Twitter’da iklim krizine karşı yalnızca bireysel çözümler önerilmesine duyduğu öfkeyi belirten, bunu desteklemek için de ‘Dur, nerede şu yazı?’ diye ‘Daha Kısa Duşları Unutun Gitsin’ başlıklı vesaire yazısını paylaşan birine denk geldim. Bir ucunda umutsuz entelektüelliğin, diğer ucunda ise ateşli devrimciliğin olduğu bir eksen var mı, varsa biz bunun neresinde kalıyoruz, bunlardan çok emin değilim, ama internetin ‘Dur, nerede şu yazı?’larını üretebiliyorsak, bir şeyler başarabilmişiz diye düşünüyorum. Tabii emin olduğum bazı şeyler de var: Yolun uzun olduğunu biliyoruz ama kesinlikle umutsuz değiliz, insanların uzun yazılar okumaktan gocunmamasını temenni ediyor, uzun sıfatlı malum şahıslara kısa ömürler diliyoruz.” - Can Koçak
“Ekip her ne kadar kabul etmese de kendimi akademi yollarına vurmamın temel sebebi onlardır. Yaptığımız işe ufak da olsa farklı bir boyut kazandırdığını kesinlikle düşünüyorum. Gelgelelim, Barış Akademisyenleri'nin dava süreçleriyle çok sevgili hocalarımızın ihraç süreçlerine tanık olmak, onlarla mahkemelerde buluşmak zorunda kaldık. Dolayısıyla entelektüel umutsuzluk ya da devrimcilik ateşi kimse için birbirini yanlışlayan ya da tamamlayan şeyler değil bana kalırsa. Biz bunun neresinde kalıyoruz takdiri biraz da okuyucunun fakat umutsuzluğa düşmeyecek kadar devrimci olmaya çalıştığımızı ben de söyleyebilirim. Şahsi yerimi ise üniversite kampüsündeki eylemlerde konumlandırıyorum, bu vesileyle #barınamıyoruz hareketlerine de selam göndermiş olalım.” - Ece Balekoğlu
Aposto!'da sevdiğiniz, izlediğiniz başka yayınlar var mı?
Elbette var. En başta, hemen her mecrada ilgiyle takip ettiğimiz Terrabayt ekibinin haftalık yayını terra posta. Sonra, kuşkusuz, Aposto! Gündem. Bir de Pareto ve Soli’nin illüstrasyonlarına bayılıyoruz, zira çizeri Ayşe Ezgi Yıldız aynı zamanda ve’posta logosunun tasarımcısı. Bu vesileyle Londra’ya da selam yollamış olayım.
Çağrışımları seviyoruz. Üç kelimeye üç kısa çağrışım yanıtı bekliyoruz.
- Troçki: Kızıl Ordu
- Nomadland: Estetize edilmiş nihilizm
- Sakin: Can Koçak
ve'posta'ya buradan kayıt olabilirsiniz.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Platformdan öne çıkan içerikler ve editörlerin favorileri burada!
25 Eyl 2021

YAZARLAR

Editörün Seçkisi
Aposto'da öne çıkan çıkan yayınlar ve içerik derlemeleri.
İLGİLİ OKUMALAR


