Mor çiçekli dal gibiydi, bahar vaktinde kırıldı: Sabahattin Ali

76 yıl önce bizden koparılan Sabahattin Ali'nin insanca yaşamına yakından bakıyoruz.
Mor çiçekli dal gibiydi, bahar vaktinde kırıldı: Sabahattin Ali

Sessiz ısıtmaya başladı toprağı bu sefer altın gibi
                                           ışıklarıyla Nisan güneşi;
Yeni bir bahar var tomurcuklarda,
Dallar yeşerecek nerdeyse
Ama sen derin uykulardasın,
Duymuyorsun şırıltısını yanı başında akan derenin.

Gözlüğün kırık,
Bir tarafta katil sopa,
Bir tarafta Puşkin,
Artık o kitap bir şey söylemez sana,
O rüzgar esmez artık
Ve kan içinde bembeyaz saçların…

Dizelerini yazdı Sabri Soran, Sabahattin Ali’nin ardından. Ali’den haftalarca haber alınamamış, öldürüldüğü aylar sonra açıklanmıştı. Asım Bezirci’nin sözleriyle “Bütün burjuva basını en ağır karalamalar, sövgüler ve suçlamalarla Sabahattin Ali'ye saldırdı, onunla ilgili çirkin hikayeler uydurdu. Öylesine bir baskı, korku ve yılgı havası yaratıldı ki kimse Sabahattin Ali'yi savunmayı göze alamadı.”

Ali’nin ölümünden aylar sonra, Bulgaristan'a insan kaçıran bir şebeke takip edilirken, Ali’nin ölümüyle ilgili olduğu düşünülen Ali Ertekin birinci şubeye celbedildi. Ertekin, -birçok çelişki içeren ifadesinde- Sabahattin Ali'yi ne suretle öldürdüğünü itiraf etse de sözlerinin doğruluğu hiçbir zaman tam olarak ispatlanamadı. Cinayeti "millî duygularla" işlediğini öne sürmesine rağmen, askerlik yaparken tüfek hırsızlığından mahkum olduğu ve ordudan kovulduğu duruşma sırasında anlaşıldı. Sabahattin Ali'yi gerçekten kendi iradesiyle mi öldürdü, cinayetin bir azmettiricisi olmuş muydu, başkaları öldürdü de suçu Ertekin üzerine mi aldı, emniyetin, devletin ya da derin devletin bu cinayette rolü var mıydı gibi sorulardaki sır perdesi asla aralanmadı.

Oysa Sabahattin Ali, herkese oldum olasıya komplekssizliğinden kaynaklanan bir yaklaşım içindeydi. Devlet kodamanlarıyla köylü arasında ayrım yapmaz, farklı uçlardaki insanlarla arkadaşlık kurmaktan keyif alırdı. Her yaştan, her görüşten, her sınıftan insanla haşır neşir olmaya çalışırdı. Yakın arkadaşı Mediha Esenel anı kitabında onu şu sözlerle tanımlıyor: "... Çevresi çok genişti, her yere dalar çıkar, kafa dengi olsun olmasın herkesle ahbaplık kurar, kıyasıya tartışırdı. Bunu neden yapardı acaba? Herhalde huyu gereği böyle davranırdı. Bütün zekasına karşın yine de çocuksu, saf olduğu, insanların tümünü sevdiği, tümüne güvendiği, inandığı içindi belki de...”


Sabahattin Ali, Mediha Esenel ile Ankara’da yaşadığı günlerde arkadaşlık kurmuştu. Ali, eşi Aliye ve küçük kızı Filiz ile Karanfil Sokak’taki Adalar Apartmanı’nda yaşıyordu. Dost meclisinde Mediha Esenel’den başka Emin Türk Eliçin, Pertev Naili Boratav, Muzaffer Şerif, Cevdet Kudret, Muvaffak Şeref, Niyazi Berkes, Niyazi Ağırnaslı gibi aydınlar bulunuyordu. Tatlı dili, nükteleri ve şakalarıyla Sabahattin Ali meclisin neşe kaynağıydı, herkes onu dinlemekten keyif alırdı. Hazırcevaplığı yüzünden kimse onunla başa çıkamazdı. Niyazi Berkes'e göre, o, bir yanıyla "ak saçlı, altın gözlüklü, iyi giyimli bir efendi kılığına girmiş bir çocuk"tu. Öbür yanıyla da "ağırbaşlı, bilgili, zeki ve anlayışlı" bir adamdı. "Gürültücü, hatta farfara denecek kadar oynak olan bu adam aynı zamanda bir filozof kadar ciddi"ydi. Bohem sanatçılara pek benzemezdi. Genellikle "evine, işine düşkün, çalışkan ve mazbut"tu.

Okumaya, araştırmaya, öğrenmeye karşı sonsuz bir merakı olan Sabahattin Ali bilgi süngeri gibiydi. Bir bahar vaktinde kırılan kısa ömrüne, birkaç ömürlük bilgi, kültür, sevgi ve sanat sığdırdı. Yirmili yaşlarının başında Almanya’ya giderek Alman Dili ve Edebiyatı alanında eğitim almış; Almanya'dan Türkiye'ye yüzlerce kitapla dönmüştü. Hatta Ankara'daki ilk evlerine taşındıklarında Aliye Ali’yi en çok şaşırtan şey, iki odalı evin bir odasının tamamen kitaplara ayrılmasıydı.

Ankara’da geçen o yıllarda Sabahattin Ali önce Musiki Mektebi'ne, ardından Ankara Devlet Konservatuvarı'na Almanca öğretmeni olarak atandı. Kısa bir süre sonra da konservatuvarın opera ve tiyatro bölümlerini kurmakla görevli Alman yönetmen Carl Ebert'in dikkatini çekti. Bu muvaffak ve istidatlı sanat adamının çevirmenliğini ve dramaturgluğunu üstlendi.

Filiz Ali, yıllar sonra -1961 yılında- New York’ta Carl Ebert ile karşılaşmasından annesine bir mektupta bahsediyor: “… Babam için söyledikleri ise çok duygulandırdı beni. ‘Türkiye’de çok arkadaşım vardı, fakat baban tek dostumdu. İkimiz tam manasıyla bir Bruderschaft (kardeşlik) kurmuştuk. Hayatımda ailem dışında du yani sen diye hitap ettiğim nadir ve kıymetli insanlardan biridir. Meslek hayatımın en enteresan ve faydalı safhası Türkiye’de geçmiştir, bu hususta babanın bana yardımlarını unutamam.' dedi.

Tüm işleri, yazarlığı, uğraşları ve sosyal çevresiyle geçirdiği vakitler bir yana kızıyla paylaştığı anlar Ali için her zaman çok kıymetliydi. Filiz Ali, babasının -onca işinin arasında- kendisiyle her zaman ince bir şekilde ilgilendiğini anlatıyor: “Bir yaz, ipek böceği yetiştirmeye merak sarmıştım. Tırtıllar dut yaprağı yiyerek göz göre göre semiriyorlardı. Bu obur yaratıklara dut yaprağı yetiştirmek başlı başına bir uğraştı. Komşu bahçelerdeki dut ağaçlarına izinsiz tırmanıp, yaprak toplamak pek o kadar da kolay bir iş değildi. Aksi gibi geleneksel yaramazlığım ve sakarlığım sonucu koşmaca oynarken düşmüş ve ayak bileğimi fena halde burkmuştum. Davul gibi şişip, mosmor çürüyen bileğime bifteklik çiğ et dahil her türlü kocakarı ilacı tatbik edilmekteydi. Oysa benim daha önemli sorunlarım vardı. İpek böceklerimin hayatta kalabilmeleri için gerekli olan dut yapraklarını kim toplayacaktı ağaçlardan şimdi? Tabii ki babam. Sevgili kızının bir dediğini iki etmeyen babam, tırtıllar iyice semirip kozalarını örmeye başlayana kadar bir dolu işi arasına akşamları ortalıktan el ayak çekildiğinde dut yaprağı hırsızlığı yapmayı da eklemek zorunda kalmıştı.”


Bulunduğu ortamın sefahat kaynağı, dostlarının yaslanacak dağı, okurlarının aydınlatan rehberi, ailesinin medarıiftiharı Sabahattin Ali, bu dünyadan koparıldığında 41 yaşındaydı. Kendi dizeleriyle "Göklerde kartal gibiydi, kanatlarından vuruldu; mor çiçekli dal gibiydi, bahar vaktinde kırıldı."

Ölümünün üzerinden 76 yıl geçti, bir mezar dahi çok görüldü. Madem "meskeni dağlar"dı, kızı Filiz ona dağlarda bir işaret bırakmaya karar verdi. Çatağın yakınındaki düzlükte arkasını Istranca ormanlarına dayamış koskoca bir kayanın üzerine gömdükleri bir mermer parçasına onun dizelerini yazdı. O günden beri babasının ruhunun huzura kavuştuğuna ve dağlarda özgürce dolaşıp durduğuna inanıyor.

Kaynak: Nebil Özgentürk


Kaynaklar:
Asım Bezirci, Sabahattin Ali, Evrensel Basım Yayın.
Filiz Ali Laslo & Atilla Özkırımlı, Sabahattin Ali, Cem Yayınevi.
Filiz Ali, Filiz Hiç Üzülmesin, Sel Yayıncılık.
Sabahattin Ali, Canım Aliye Ruhum Filiz, YKY.

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

NEREDE YAYIMLANDI?

Aposto AnkaraAposto Ankara

BÜLTEN SAYISI

🪭Battle Vivaldi, Ankara Müzik Festivali 38 yaşında

Bu haftayı dünyaca ünlü orkestralarla festival havasında geçiriyor, kusursuz bir dans kombinasyonunu izliyoruz; bir oyunun Ankara prömiyerine ve Fransız Kültür Merkezi'nin yeni sergisine göz atıyoruz.

01 Nis 2024

🪭Battle Vivaldi, Ankara Müzik Festivali 38 yaşında

YAZARLAR

Görkem Demir

Editor at Ankara Havası

Aposto Ankara

Her pazartesi saat 18.00'de Ankara'dan özenle seçilmiş etkinlikler, haberler ve hikayeler.

İLGİLİ OKUMALAR