Morrissey’in otobiyografisinden öğrendiğimiz (ve öğrenemediğimiz) 5 şey

450 sayfalık kitabı okuyup sizler için yorumladık.
Morrissey’in otobiyografisinden öğrendiğimiz (ve öğrenemediğimiz) 5 şey

Oh, it was a good read, good read
It was a good read, good read
It was a good read, good read
Oh-oh,
It was a good read, good read
It was a good read, good read
Oh, it was a good read, good read
Oh oh oh oh o
Oh, it was a good read
It was a good read
Oh, a good read
Oh, it was a good read
Good read, good read
Oh
It was a good read...

Bir Goodreads yorumcusu

2013 yılında Morrissey’in ilk (ve muhtemelen son) otobiyografik kitabının çıktığı günleri hatırlıyorum. The Smiths’in tüm diskografisini beş parasızken bile bir şekilde almayı başaran koyu hayran arkadaşım, tüm gün sırasında oturup bu kitabı okurdu. En iyi arkadaşıma olan saygım bir yana, o zamanlar bir lise öğrencisi olarak Morrissey’i ve temsil ettiği şeyleri pek anlamazdım. Üstelik garip bir şekilde bunun da farkındaydım. Sanki Morrissey hayatımın doğru bir zamanında keşfetmem gereken bir sonraki edebi ilhamımdı. Zaman geçtikçe ise hayat hikayeleri birikmeye başladıkça kendimi Morrissey ile özdeşleştirirken buldum. Daha net olmak gerekirse, kendi sahip olduğum ve barışamadığım bazı karakteristikleri Morrissey’de buldum. Bazılarının neden Morrissey’den nefret ettiğini anlayabiliyorum. Ancak Morrissey röportajları ve pek de zekice bir isme sahip olmayan Autobiography kitabı, benim için kendimle bir barışıklık dönemini getirdi. Bu nedenle de Morrissey’i en iyi anladığımı düşündüğüm bir zamanda bu yazıyı yazmanın mantıklı olduğuna karar verdim.

Morrissey’in Türkçe’ye çevrilmemiş ancak internetten ufak bir servet ile sipariş edebileceğiniz kitabı, gereksiz ayrıntılar ile doldurulmuş uzun bir otobiyografi. Her otobiyografide olacağı şekilde tüm hikaye fazlasıyla tek taraflı. Bu kitaba başlayıp bitirdiğinizde bu kitabın yazılmasının tek yegane amacı yüzünüze acı bir gerçek olarak çarpıyor: Morrissey’in kaybettiği The Smiths telif hakkı mahkemesinin neden haksız bir karar olduğuna sizleri ikna etmek. Sayfalarca süren mahkeme detayları anlatılırken olayları sadece Morrissey’in tarafından okuyorsunuz. Geriye kalan tüm detaylar ise teferruat…

Morrissey sizi birçok konuda ne kadar haklı olduğuna inandırmaya çalışıp dursun, ikna olduğunuz tek bir konu olacağını söyleyebilirim: Bir edebi eser olarak incelendiğinde Morrissey, çok çok çok iyi bir yazar. Öyle ki eğer bu Moz’un The Smiths’ten tamamen soyut olarak yaratıcı bir kişilik olarak hikayesini anlatıyor olsaydı ya da kurgu bir eser olsaydı ortaya harika bir iş çıkabilirdi. Morrissey detaycı, mükemmel bir şekilde metaforik ve kimi zaman ironik bir şekilde komik… Bu da onu harika bir yazar yapıyor.

Şimdi gelelim kitaptan öğrendiklerimize ve öğrenmek isteyip öğrenemediklerimize…

  • Morrissey’in yaratıcı süreci tüm kariyeri boyunca bir gizemdi. Hâlâ da öyle…

Aynı zamanda müzik yazarlığı kariyeri, The New York Dolls fan club başkanlığı vb. gibi daha pek çok kişisel detay, Morrissey’i “Morrissey” yapan her şey bu kitabın dışarısında tutulmuş. Morrissey’in ilhamları konusunda azıcık fikir sahibi olabiliyorsunuz, ancak bu birkaç röportajını okusanız da öğrenebileceğiniz konular. The Smiths’in oluşma süreci, ayrılma süreci, şarkıların yazılma aşamaları gibi konulara çok az değinilmiş. İkna olmadığım için buralara tekrar tekrar döndüğümde Moz’un “sadece değinmek zorunda olduğu için” bu hikayelere yer verdiğini, kök nedenlere asla girmediğini fark ettim. Bir noktada Moz da bunu itiraf ediyor ve diyor ki: “Ben de bu olanların neden olduğunu bilmiyorum”.

  • Herkes Morrissey’den nefret ediyor. En çok da Marr, Joyce ve Weeks… En çok da gazeteciler… Ama önemli değil. Çünkü Morrissey onlardan daha fazla nefret ediyor.

Kitap boyunca The Smiths’teki grup arkadaşlarından, telif hakkı mahkemesindeki yargıçtan, NME’ye kadar Morrissey herkesi yerden yere vuruyor. İlk ikisi için taraflı bir görüş verdiği için tam olarak kim haklıdır bilemiyoruz, ancak müzik dergileri ve basın söz konusu olduğunda gördüğümüz Morrissey’in yarısının bir ilüzyondan ibaret olduğunu söyleyebilirim. Özellikle NME’nin Moz’a yönelik yalan haberleri ve karalama kampanyaları gerçekten içler acısı… Belki de Moz bu nedenle müzik yazarlığı kariyerinden bahsetmiyor kitapta. Öyle ki bir noktada Julian Casablancas bile bir NME röportajı nedeniyle Moz’a el yazısı ile özür mektubu gönderiyor çünkü röportajda Moz ile ilgili ettiği küfür tamamen fabrikasyon. Şaka gibi…

  • Eğer biri sorarsa The Smiths davası tamamen yanlış ve yanlı bir karardı. Eğer inanmıyorsanız, kitaptaki +50 sayfada fazlasıyla detaylı bir şekilde nedenini okuyabilirsiniz.

Kitabın tüm yazılış amacı burada anlatılanlar. Peki, ne kadar doğru? Morrissey’e yönelik itham edilen “güvensiz” etiketi gerçekten hak edilmiş miydi? Bilemiyoruz. Ancak olay nasıl olursa olsun, değişmeyen tek gerçek var: Morrissey ve Marr’a yönelik olarak telif davası açıldı çünkü grubun diğer iki üyesi sözleşmede yer almıyordu ve eşit hakka sahip değillerdi. Bu nedenle şarkıların yazım sürecine dahil olmadılar. Senelerce bununla barışık bir şekilde hayatlarına devam ettiler. The Smiths bir efsane ve para makinesi olana kadar… Sonrasında ise mahkeme onlara eşit hak vermeye karar verdi. Ancak bir şekilde Morrissey ve Marr'ın ödediği tüm vergilerden ve masraflardan muaf da tutuldular. BU NASIL OLDU? (Morrissey de bunu soruyor bu arada)

  • Morrissey tüm hayatı boyunca tam bir “aksi dedeydi”. Çocukluğunda bile… Ama bir o kadar da bazen komik biri...

“Aslında bakmayın, özünde iyi biri” denilen kişilerden… Ancak gerçekten aksi. Vejeteryan olduğu için et sipariş eden birini masada tek bırakıp, arkasını dönüp giden kişilerden. Konserde dinleyicilerin ona yönelik sevgi şölenini görmek, Moz’un bu hayata devam etmesi için ihtiyaç duyduğu yegane şey. Geride kalan tüm detaylar hayatı daha da karmaşıklaştıran ufak ama sayısı bol detaylar. Kitabın ilk başında da dediği gibi Morrissey’in doğumu bile olaylıydı ve neredeyse annesini öldürüyordu. Çünkü ironik şekilde “kafası çok büyüktü”. David Bowie ona gelip “Şu ana kadar o kadar çok uyuşturucu kullanıp seks yaptım ki şu anda hâlâ hayatta olmam bir mucize” dediğinde “Benim de o ikisi ile o kadar alakam yok ki benim de hayatta olmam bir mucize” diyor. Tom Hanks, sahne arkasına geliyor ama Moz kim olduğunu çıkaramıyor. James Baldwin ile tanışma fırsatını reddediyor çünkü kötü biri çıkarsa kendini öldürmek zorunda kalacağını hissediyor. Meksika’da sınırda neredeyse kaçırılıyor. Tam olarak bu detaylar, bu kitabı okunabilir hâle getiriyor.

  • Morrissey harika bir yazar. Ancak aynı zamanda o kadar tek taraflı bir anlatım sunuyor ki kendisine inanmak imkansız hâle geliyor.

Morrissey, gerçek Moz’u yazdığı ikinci bir kitap yayınlamalı. Ancak güçlü bir editöryel destek ile.. Bu Autobiography kitabının yazımının sebebinin mahkeme için Moz’u haklı çıkarmak olduğunu iddia edebilirim ama kanıtlayamam. Yine de bu düz yazıda yer alan cümleler parçalara bölündüğünde poetik yeni bir The Smiths şarkısı oluşturulabilir gibi tınlıyor. Morrissey’in bu kitabı ısrarlı bir şekilde Penguin Classics olarak yayınlatması ise yayınevi için talihsiz olmuş bence. Moz'un 2015 yılında yayınladığı kurgu eseri List of the Lost'u ise TBR listeme ekliyorum hemen.

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

NEREDE YAYIMLANDI?

BÜLTEN SAYISI

⚖️ Morrissey'in kapanmamış davaları

... ve kendisi hakkında hâlâ öğrenemediklerimiz

17 Tem 2022

The Independent

YAZARLAR

Hande Yıldırım

Müzik nereye dokunursa!

İLGİLİ OKUMALAR