Muhalefete bir mektup: Dayatmayın, dinleyin


Haklar İçin Yaz : Uluslararası Af Örgütü Haklar İçin Yaz 150’den fazla ülkede 10 milyonu aşkın destekçisiyle faaliyetlerini yürüten Uluslararası Af Örgütü , bu yıl da Haklar İçin Yaz kampanyası kapsamında Türkiye’den Paraguay’a, Rusya’dan Hong Kong’a, İran’dan Fransa’ya hakları ihlâl edilen insanların adalet mücadelelerine destek çağrısını sürdürüyor. Nedir? Birliktelikten güç alan Haklar İçin Yaz kampanyası, 21 yıldır haklar için yazılan mektuplarla dünyanın dört bir yanında yaşanan hak ihlâlleriyle mücadele ediyor. 2021 yılında: Yedi yılın üzerinde hapis cezasına mahkum edilmiş olan Guatemalalı öğretmen ve çevre aktivisti Bernardo Caal Xol için 500 binden fazla imza toplandı ve Bernardo Mart 2022’de serbest bırakıldı . 15 yaşında Güney Sudan’da ölüm cezasına mahkum edilen Magai Matiop Ngong için 700 binden fazla imza toplandı, ve Magai Mart 2022’de özgürlüğüne kavuştu . 32 yıl hapis cezasına mahkum edilen Burundili insan hakları savunucusu Germain Rukuki için 430 binden fazla imza toplandı ve Germain Şubat 2022’de ailesine kavuştu . 2020 Haklar İçin Yaz kampanyası kapsamında, ODTÜ Onur Yürüyüşü’ne katılmaları nedeniyle yargılanan 19 kişinin beraat etmesi için 445 bin imza verildi, 2021 yılındaki karar duruşmasında ise yargılanan 19 kişi beraat etti . Uluslararası Af Örgütü ’nün bu yılki adalet yolculuğuna katılmak için bu bağlantıyı ziyaret edebilirsiniz.
Daha fazlasını öğren →
Aposto GündemHer sabah 06.30'da 5 dakikalık gündem özeti e-posta kutunda. Piyasalar, ekonomi, iş dünyası, politika, teknoloji ve hafta sonu ekleri; kısa, yalın, öz bir şekilde.
Bu yazı bu mecrada bugüne kadar okuduklarınızdan epey farklı bir yazı olacak, çünkü duygularımdan bahsedeceğim. Bugün geldiğimiz kırılma noktasında hiç olmazsa kendi üstüme düşeni yapmıştım, “ses çıkarmıştım” diyebilmek tek derdim.
Hayatımızın geri kalanının gidişatını belirleyecek seçime sadece 104 gün kaldı.
Biraz olsun zenginleşecek miyiz, yoksullaşmaya devam mı edeceğiz? İfade ve gösteri hürriyetimizin sınırları genişleyecek mi, giderek daralacak mı? Devletimizin kurumlarına güvenimiz daha da sarsılacak mı, yoksa onarılacak mı? Hukukun üstünlüğü sağlanacak mı, üstünlerin hukukuyla yönetilmeye devam mı edeceğiz? Yaşam tarzımızı güvence altında mı, tehdit altında mı hissedeceğiz? Tek kişinin tüm yetkiyi üstlendiği kuvvetler birliğine dayalı bir sistemle mi, parlamenter demokrasiyle mi yönetileceğiz?
Tüm bu soruların yanıtı, önümüze konacak sandığın içinden çıkacak sonuca bağlı.
Bu seçimin önemini muhalefet partilerinden çok daha iyi kavramış milyonlarca insan, hayatlarındaki bir sonraki aşama için uzun süredir sonucu bekliyor. İktidarın kazandığı bir senaryoda hayatın nasıl şekilleneceğini bilmedikleri için kişisel hayatlarına dair kritik kararları alırken beklemeleri gerektiğini düşünüyorlar.
Aşık olduğu kadına evlenme teklifi etmek için bekliyor örneğin bir arkadaşım. Bir başkası çoktan evlenmiş, çok istese de çocuk yapma kararını bir türlü veremiyor. İş değiştirmek için bekleyen de var, sonuca göre yurtdışına taşınmayı düşünen de. Evini kapatıp ailesinin evine dönmeyi planlayan insanlar, kuracağı iş fikrini bekletenler, batmış işini bir umut borç parayla devam ettirenler tanıyorum.
Bu insanlar, zaten yıllardır siyasi muhalefetin çok ilerisindeki toplumsal muhalefeti oluşturuyor. İktidarın yıllardır her fırsatta daraltmaya gayret ettiği çemberi geniş tutmaya çalışanlar, tüm baskıları göğüsleyenler, tüm hakaretleri sineye çekenler, tüm tehditlere maruz kalanlar.
“Çürükler ve sürtükler” diyeyim, siz anlarsınız kim olduklarını.
Kadınlar öldürülmesin, üniversiteleri kayyumlar yönetmesin, yeryüzü aşkın rengi olsun diye, iş cinayetleri son bulsun, çocuklar yatağa aç girmesin, Gezi’de, Çorlu’da, Soma’da ve daha nicelerinde öldürülenlerin hesabı sorulsun diye, yolsuzluklar bitsin, devlet tarikatlardan arınsın, kurumlar liyakat esasıyla yönetilsin diye dayak yiyen insanlar bunlar. Ellerinden kayıp giden memleketleri için uykuları kaçanlar, her haber bülteninde gözleri dolanlar, her gün öfkesini umuda dönüştürmek için çabalayan, tüm sabırlarını tüketen insanlar bunlar. Artık oy verdikleri partilere güvenmek ve en önemlisi kazanmak isteyenler—kazanmak ve yönetmek. Türkiye’yi ayağa kaldırmayı, yeni baştan adil, özgür, refah içinde bir sistem kurmayı düşleyenler.
Bu insanların oy vereceği cumhurbaşkanı adayı, hâlâ açıklanmadı. Birkaç hafta içinde topluma duyurulması bekleniyor. Adayın nasıl bir yöntemle belirlendiğini kimse anlamadı. Mitinglerine “Milletin Sesi” adını veren CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu, milletin sesini bastırıp kendi adını Altılı Masa’ya dayatmakta bir sorun görmedi.
Demokratik bir sistem kurma vaadinde bulunanlar bir ön seçim yapabilirdi, geniş kapsamlı kamuoyu araştırmalarını esas alabilirdi, sivil toplumu aday belirleme sürecine dahil edebilirdi. Hiçbiri yapılmadı. Zaman tüketildi. CHP kimseye sormadan tüm yetkililerinin ağzından dönüşümü sağlayan liderin Kılıçdaroğlu olacağını, parti kararının bu olduğunu beyan etti. Ana muhalefet, hem başta İYİ Parti olmak üzere ittifak ortaklarını, hem de tüm umudunu bu seçime bağlamış milyonlarca vatandaşı bu dayatmayla köşeye sıkıştırdı.
Geçtiğimiz günlerde Arayüz Kampanyası’nın düzenlediği, CHP Genel Başkan Yardımcısı Gökçe Gökçen’in katıldığı bir paneldeydim. Gökçen, otoriter popülist iktidarların insanlarda biriken öfkeyi belirledikleri nefret objesine yönlendirerek siyaset yaptıklarını, demokrasiden yana olanların bu öfkeyi değişim umuduna, heyecana dönüştürmesinin zafer getireceği tespitinde bulundu. Tespit doğruydu. 2019’da insanlara “her şey çok güzel olacak” dedirten, İstanbul’da iptal edilen seçimin ardından İmamoğlu’na tarihi bir seçim galibiyeti getiren de tam olarak buydu.
Gökçen’e “Öfkeyi umuda dönüştürecek kişi bunu 2010’dan beri yapamayan Kılıçdaroğlu mu?” diye sordum, buna gerçekten mecbur olup olmadığımızı… Yanıtı, Kılıçdaroğlu’nun Adalet Yürüyüşü’nden bu yana yazdığı hikâyenin umudu büyüttüğü, CHP’nin adayının Kılıçdaroğlu olduğuydu.
Muhalefetin seçimi çoktan kazanmış gibi hareket ettiği, seçim ittifakı yerine koalisyon kurup bakanlık pazarlığı yaptığı dönemde Kılıçdaroğlu’nun adaylığına tüm samimiyetiyle itiraz edenler susturuldu. Altılı Masa, umudu büyütemedi. Son bir senede enflasyon alım gücümüzü yok eder, hepimiz yoksullukta eşitlenir, hayatımızın her noktasında iktidar baskısı kalıcılaşırken; muhalefet önde olduğu anketlerde de geriye düşmeyi başardı.
Kılıçdaroğlu’nun kaybetme ihtimalinden, adaylığı halinde Cumhur İttifakı seçmenini konsolide edip çözülmeyi engelleyeceğinden, daha önceki seçim yenilgilerinden bahsedenler “mezhepçilikle” suçlandı.
İktidarın açık açık Kılıçdaroğlu’nu aday olarak görmeyi tercih ettiği açıklamalarının üstünde kimse durmadı. Kimse, Trabzon’dan Diyarbakır’a kadar her gittiği kentte vatandaşların bağrına bastığı Ekrem İmamoğlu’nun tepesinde neden bir yargı sopası sallandırıldığını sorgulamadı. Belirleyici seçmen olacak kararsızların ve gençlerin tercihine kimse dikkat etmedi. İktidarın yargıyı siyasi bir araç olarak kullanmasına teslim olundu. “Kazanacak aday”, İYİ Parti lideri Meral Akşener Saraçhane’deki otobüsün tepesine çıkmasa iktidar yargısının karşısında yapayalnız kalacaktı.
İmamoğlu mükemmel bir aday olmayabilir ama seçenekler arasında en yüksek oyu alacak kişinin o olduğunu kim inkar edebilir? Bunu anlamak için anketlere bakmak bile gerekmiyor. Siyasetçiler sokakta yürürken vatandaşların kime sarıldığını eminim herkes görüyor.
Yaşı ilerlemiş, birikimini yapmış, kariyerinde yükselmiş insanlar için bu kadar kişisel olmayabilir mesele. Onlar, seçim nasıl sonuçlanırsa sonuçlansın hayatlarının fazla etkilenmeyeceği rahatlığıyla davranıyor. Kendi küçük siyasi hedefleri için liderini öne çıkaranlar, demokrasi vaatlerinde samimiyet testini geçemiyor.
Yankı fanuslarında yaşayanlar, toplumsal dinamikleri anlamaya çabalamayanlar diretiyor. Oynadıkları kumarda masaya sürdükleri bizim hayatımızken bize söz hakkı vermiyor, üstelik suçlayıcı bir dille umut kırıyor, Kılıçdaroğlu’nun henüz resmen başlamayan kampanyasına da en büyük zararı veriyorlar.
İş öyle bir noktada ki, Kılıçdaroğlu aday olduğunda “tıpış tıpış” vereceğiz oyumuzu. Yoksulluğa, yolsuzluğa ve yasaklara tahammülümüz kalmadı. Belli ki milletin sesini bastıranların güvendiği nokta da bu.
Şunu söylemek bana kalıyor: Kılıçdaroğlu tüm itirazlara rağmen aday olur da kaybederse milyonlarca insan bir daha ne adını duymak, ne yüzünü görmek, ne de sesini işitmek isteyecek. Kılıçdaroğlu tarihe büyük bir kaybeden, Türkiye otoriterliğe teslim olurken kişisel hırsına yenik düşerek bunu engelleyemeyen bir figür olarak geçecek.
Bugün merkez partilerinin ittifakının değişim getireceğini uman milyonların içinden radikal sağa ve sola kayanlar olacak, apolitikleşenler olacak, en üzücüsü memleketi terk edenler olacak. Biraz daha yalnız, çok daha umutsuz kalacağız, çoraklaşacağız. Hislerin en kötülerinden olan “başarabilecekken başaramama” hissine kapılacağız. Yeni bir balkon konuşması dinlerken kendimizi yetersiz, güvensiz ve ortada bırakılmış hissedeceğiz.
Umarım bu olmaz. Umarım işin ciddiyetine varılır, kişisel hırslar bir kenara bırakılır ve millet ne istiyor, kimi destekliyor kulak verilir. Ve umarım bu yazdıklarım evhamlı bir politika editörünün sayıklamaları olarak kalır.
Not: Serbest Kürsü'de yer alan tüm görüşler yazarlara ait olup, Aposto'nun editoryal bakış açısını yansıtmamaktadır.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
Aposto GündemHer sabah 06.30'da 5 dakikalık gündem özeti e-posta kutunda. Piyasalar, ekonomi, iş dünyası, politika, teknoloji ve hafta sonu ekleri; kısa, yalın, öz bir şekilde.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
İyi hafta sonları. Rasmus Paludan, Kur'an yakma eylemini Danimarka'da tekrar etti. 115 yaşındaki Maria Branyas Morera, dünyanın en yaşlı insanı oldu. British Museum, Antik Mısırlı mumyalara “mumyalanmış kişi” olarak hitap edilmesini önerdi.
28 Oca 2023

YAZARLAR

Bartu Özden
Politics editor @ Aposto

Aposto Gündem
Her sabah 06.30'da 5 dakikalık gündem özeti e-posta kutunda. Piyasalar, ekonomi, iş dünyası, politika, teknoloji ve hafta sonu ekleri; kısa, yalın, öz bir şekilde.
İLGİLİ OKUMALAR
“Gibi” ilgeci (edat) Türkçede çok sık kullanılan, cümleye benzetme başta olmak üzere eşitlik / karşılaştırma, zaman (hemen peşinden / anında), olasılık / tahmin ve örneklendirme anlamları kazandıran bir sözcüktür. Bu çok sevilen ilgeç, şarkı ve şiirlerde de her zaman hak ettiği yeri bulmuştur.





