Müslüman mahallesinde salyangoz satanlar

Mehmet Selahattin’in Galata’daki sokağa gelmesinden yarım saat öncesi
Müslüman mahallesinde salyangoz satanlar

- Katinaaa, nerde kaldı rakım?
- Patladın mı vre, getiriyorum.
Osman’ın keyfi yerindeydi. Her zamanki gibi yine aynı şarkıyı söylemeye başladı. Ne zaman Katina’ya gelse kafası tütsülenince bu şarkıyı, ısrarla da aynı yerini söylerdi:
"Katina'nın elinde makas, biçemez âh biçemez.
Biçmek de bilmez nazlı mari Katinam getir biçelim, getir biçelim.”
- Kız Katina bu şarkıyı senin için mi yazdılar be?    
Katina gözleri kararmış vaziyette, elinde meyve soyduğu bıçakla birdenbire salona girdi. Sanki beş dakika önce kendisine gerdan kıran, göz süzen o kadın gitmiş, yerine bambaşka biri gelmişti. Kaytan bıyıklı delikanlı bu bakışı daha önce de görmüştü. O zaman da elinde bir bıçak vardı Katina’nın. Osman ise sokaktan geçiyordu. Aniden bir evin kapısı açılmış, kadının biri elinde bıçakla bir adamı dışarı def ediyordu. Katina’yı ilk o zaman görmüştü. Görür görmez de vurulmuştu.
Delikanlı kafasından eski ama yakın günlerin hatırasını kovdu. Çünkü Katina’nın sinirlendiğinde şakası olmayacağını çabuk öğrenmişti.
Katina elinde bıçakla delikanlıya yaklaştı:
- Bu şarkıyı yazan beni tanımaz herhalde? Bilmez misin ben biçmekten iyi anlarım!
Delikanlı bir an durdu. Acaba suyuna mı gitseydi yoksa yiğitliğe bok sürdürmeyip diklense miydi? Bir an düşündü, keyfini kaçırmak istemedi. Şurada tatlı tatlı demleniyorlardı. İşret aleminin tadını kaçırmayı hiç istemiyordu. Suyuna giderse Katina’nın hemen  yelkenleri suya indireceğini de biliyordu. Ama birden aklına küpeler geldi. İki hafta önce Katina’ya verdiği o elmas küpeler.
Gene çok içmekten kafalarının dumanlı olduğu bir akşam delikanlı alkolün -ve tabi Katina’nın da- etkisiyle aşka gelip annesinin Kapalıçarşı’daki Ermeni ustaya götürüp tamir ettirmesi için kendisine verdiği küpeleri Katina’ya hediye etmişti. Ertesi gün ayıldığında yaptığı hatayı anlamış ancak küpeleri nasıl geri alacağını da bir türlü bulamamıştı. Annesini de artık daha fazla oyalayamazdı. Zira Ermeni usta eline çabukluğuyla meşhurdu. Bu yüzden ne yapıp edip o küpeleri geri almalıydı. Bunları düşünürken birden kafasında bir mum yandı. Aradığı fırsat ayağına kadar gelmişti. Katina’nın elinde bıçakla burnunun ucuna kadar gelmesini fırsat bilip diklenecek, böylece küpeleri almak için de bahane çıkacaktı.
- Ulan zırtapoz! Sen bizi o kovaladığın Acem mi sandın ha!
Katina elinde o gün Acem’i kovaladığı bıçakla salonun ortasında, gözlerini delikanlıya dikmiş öylece duruyordu. Sanki Osman’a değil başka bir şeye bakıyordu. Sanki başka bir alemdeydi. Aslında çabuk parlayan, ama bir o kadar da çabuk sönen bir yapısı vardı. Ama birden artık bıktığını fark etti. Bıkmıştı çünkü onlarla seviştiği yetmezmiş gibi hem gönüllerini eğliyor hem yedirip içirip hizmetçilik yapıyor hem de nüktedanlık yaparak maskaraları oluyordu. Müslüman mahallesinde salyangoz satan kendileri değil asıl şu Müslüman erkekleriydi.
- Ne dersin be teres!
Osman bu tepkiyi beklemiyordu. Katina tersti mersti ama saman alevi gibi öfkesi vardı. Ancak bu sefer o alev tutuşmuş gibiydi. Artık kendisi de geri adım atamazdı. İnceldiği yerden kopacaktı.
- Doğru konuş bak karışmam sonra! İki yüzüne güldük, canım dedik, yüz verdik diye tepemize çıktın iyice. Ver ulan sana verdiğim o elmas küpeleri geri! Senin nene gerek elmas küpe.
- Ha hayt! Tuzlayım da sokak köpekleri yesin! Elmasmış, duy da inanma! Küpe de küpe olsa bari! Poğaçacı da üç kuruşa tezgahtar olduğunu unuttun herhalde beyzadem! Rakı çarptı yoksam seni?
- Maytap geçme benimle, fena olur bak yoksa!
- Kıçı kırık küpelerine mi kaldım ben senin sersemis! Asıl bende kabahat, seni nimetten sayıp koynuma almışım. Yettiniz vre! Çık dışarı kafacağımızın tasını attırma benim!
Osman bir hışımla ayağa kalkacak oldu. Ama Katina ondan önce davranıp bıçağı karın boşluğuna dayadı, kapıya doğru itelemeye başladı. Delikanlı yüz geri etmeyi kendisine yediremiyordu. Ama işin ucunda bıçak vardı.
- Ağır ol da molla desinler. Haydi naş naş. Çek arabanı!
Katina ellerini beline dayamış kapıdan tökezleyerek çıkan Osman’a sövmeye devam ediyordu.
- İstersin ama anafordan yatmak! Haydi vre gaydurî! Sen gidiyordun ben geliyordum he!

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

İLGİLİ BAŞLIKLAR

NEREDE YAYIMLANDI?

"Ey okuyucular, burası muharebe meydanıdır!" #8

Karaköy Meydanı, randevu, kırmızı fener sokağı, Barış Manço, ayı oynatıcılığı, harf inkılabı, Karaköy poğaçası, ilk trafik lambası

07 Ara 2021

Karaköy Meydanı, 1900'ler

YAZARLAR

Göktuğ İpek

https://aposto.com

İstanbul'da Nasıl Eğleniyorduk?

1920 ve 30'ların İstanbul eğlence hayatını bir gazetecinin röportajlarından takip eder, her salı yayımlanır.

İLGİLİ OKUMALAR