Mustafa Köroğlu ile Baro'da Sürdürülebilir Avukatlık Söyleşisi

Üstad Dergi 15. sayısının konuğu, Ankara Barosu Demokratik Sol Avukatlar Grubu’nun 2 Haziran 2022 tarihinde gerçekleştirilen ön seçiminin farklı kazananı ve 9 Ekim 2022 tarihinde yapılan Ankara Barosu Genel Kurulu’nda Ankara Barosu Başkanı Seçilen Avukat Mustafa Köroğlu.
Mustafa Köroğlu ile Baro'da Sürdürülebilir Avukatlık Söyleşisi

Üstad: Ankara Barosu DSA Grubu tarafından gerçekleştirilen ön seçimin kazanını olaraki öncelikle tebrik ediyor ve hoş geldiniz diyoruz. Seçim süreci sizin adınıza nasıl geçti?

Mustafa Köroğlu: Seçim süreci açıkça­sı, tam olarak planladığım ve hayal et­tiğim gibi geçti. Eylül ayında çıkıp, önce beni hiç tanımayan insanlar da dahil,- belki benimle ilgili önyargıları olan ge­niş bir halkayı dolaştım. Çünkü, Ankara Barosu çok büyük bir yerde ve elimden geldiğince daha çok insana ulaşmam ge­rektiğini düşünüyordum. Bu anlamda, evet, yorucuydu, ama bu şekilde ilerle­mesini istiyordum zaten. Yani, insanla­ra bir bir dokunarak, onlarla tanışarak, onların özellikle de baroya karşı, meslek örgütüne karşı yaşadıklarını gördüğüm hayal kırıklığı veya aidiyet hissinin kay­bolmasının sebeplerini anlamak istiyor­dum. O anlamda, iyi geçti. Elde ettiğimiz sonuç, aslında yürüdüğümüz o yolun bir nevi yansıması oldu.

Üstad: Seçim sonucunu nasıl değerlendiriyorsunuz? Sandık sandık oyları nasıl yorumlayabilirsiniz? Aldığınız ve almadığınız oyları nasıl görüyorsunuz?

Mustafa Köroğlu: Sandık sonuçları­na ve listelere tek tek baktık. İnsanlar bizim bu seçim kampanyasını, süreci­ni daha çok gençlerle yürüttüğümüzü gördüler. Evet, öyle de oldu. Çünkü bu Baro’nun %65’i 0-5 meslek yaşı grubu. Ama sandık sonuçlarına baktığınızda, tüm jenerasyonlardan büyük teveccüh gördüğümüz ortada. Birinci sandıkta 65’e 63 oy ile bir de dördüncü sandıkta 10 oy ile geçilmişiz. Bunun tabii ki o sandık, o jenerasyon üzerinde sebepleri var elbette. Gerçekten şunu istiyordum, hatta belki size de bahsettim; 20 yıl önce bu Baro’ya geldiğimde elinde yetiştiğim bir jenerasyon vardı, o “Üstad”lar dedi­ğimiz. Ankara Barosu’nun hanımefen­dileri, beyefendileriydi onlar. Sonra 20 yıl önce mesleğe başladığım ve şu an 20 yıllık avukat olan jenerasyon ve 2010 sonrası, özellikle de Ankara Barosu’nda staj eğitimi sürecinde temas ettiğim, do­kunduğum genç kitle. Bu üç jenerasyonu da birleştirmek istiyordum, gerçekten de hayalim buydu. Sandık sonuçları ben­ce bunu gösteriyor; evet, biz o jeneras­yonları birleştirip, her jenerasyondan aynı karşılığı görebilmişiz ve almışız. Bu anlamda, sandık sonuçları da gerçekten bize bir mesaj veriyor. Ama, en temel me­saj bence şu: “Değişim”. Değişim istiyor artık herkes. Mevcut bir düzen vardı, bu düzenden herkes çok rahatsızdı, bunun değişmesini istiyordu ve o yüzden geldi­ler, değişmesi için oy kullandılar.

Üstad: Sadece gençler değil aslında, dediğiniz gibi... 

Mustafa Köroğlu: Son sandıklarda epey farklı aldık. 227’ler 230’lar. Genç­lerin daha ağırlık koyduğu aşikar. Ama, diğer sandıklardan da güçlü destek gör­müşüz.

Üstad: Katılım 9.000'in üzerindeydi. Neredeyse oy kullanma hakkı olan avukatların yarıya yakını diyebiliriz. Bunun genel kurul için ciddi bir işaret olduğunu, grubun ağırlığını da düşünürsek, söyleyebilir miyiz? Genel kurula ilişkin beklentiniz nedir bu ön seçim sonrası?

Mustafa Köroğlu: Ankara Barosu’nun Genel Kurul'u, aslında mesleğin gerçekten tartışıldığı, konuşulduğu yer olmalı. Ama biz son yıllarda, değil konuşmak, genel kurulla­rı açamadık saat 17:00’ye kadar ya da 8.000 meslektaş son Genel Kurul’a gelmedi. O yüz­den, bence bu ön seçim bize şunu gösterdi: Hayır, farklı olabilir. Ekim ayında yapılacak olan Genel Kurul’u şenlik alanına çevirebili­riz. Diğer gruplardaki aday meslektaşlarım­la birlikte, erkenden o Genel Kurul’u açıp, gece geç saatlere kadar, mesleğimizle ilgili önerileri, fikirleri, doğruları, yanlışları, ya­pılması gerekenleri daha çok konuşabiliriz. Yani, artık tespit yapmayı bırakmamız gerektiğini düşünüyorum. Sürekli, herkes, yıllardır aynı tespitleri yapıyor, avukatların sorunlarına dair. Artık bunu geçelim, bir tık ileriye, hatta daha ileriye gidelim istiyorum. Yani, benim düşünmediğim, sizlerin aklına gelen bir şeyler vardır, getirin, onu yapalım istiyorum. Mesela, özellikle de sizin der­ginizin baştan beri yapabildiği bir şey var: dünyaya bakıyorsunuz. Dünyada ne olup bitiyor, oralarda neler var, avukatlıkla ilgili neler olup bitiyor. Biz Türkiye’de, şu an An­kara Barosu olarak, o kadar çok kapandık ki, değil dünyayla, belki yan taraftaki kom­şu barolarımızla bile etkileşim, fikir anla­mında bir ilişkimiz yok. Genel Kurul bunun çok ciddi bir lokomotifidir. Orada başlar. O yüzden, Genel Kurul’un şenlik gibi olaca­ğını, meslektaşlarımızın daha çok katılım sağlayacağını ve keyifli geçeceğini düşünü­yorum.

Üstad: Umuyoruz, gerçekten hepimiz için bu kavga dövüş, özellikle cumartesi olan süreç, çok rahatsız edici... Ciddi bir oy adınız, avukatlar size güvendi. Sizden ne bekliyorlar? Size neden güvendi avukatlar? Bu başarıyı neye bağlayabilirsiniz?

Mustafa Köroğlu: Hep aynı kelimeye geliyorum sanki: “Umut”. Mesela, se­çimden sonra da oturduğum, o seçim sürecinde sahada çalışan gençlerde, ba­zılarında çok yoğun duygusal tepkiler gördüm; ağlayanlar, sarılanlar. Çok ciddi bir sorumluluk ama şunu söylüyorlar- “Z Kuşağı” diyorlar bu kuşağa, ama kuşakları tanımadıklarını düşünüyorum in­sanların, onların anlaşılmak istendiğini düşünüyorum- “Biz ilk defa bir şey ka­zandık!”,“İlk defa bir seçim kazandık!” “İlk defa bir şeylerin değişebileceğini gördük!” Yani bu kuşak, aşağı yukarı yirmi yıldır, böyle bir iktidarın gölgesin­de yaşadığı için, gerçekten başka bir dünyanın mümkün olabileceğine inanmak istiyordu. Son zamanlarda, yeni yapılan bir anket çalışması bu, insanların mevcut sisteme devam etme noktasında inancı %8’miş. O yüzden, herkes bir şeyle­rin değişmesini istiyor artık. Aldığımız oy oranı yüksek bir oran, şahsen beklediğim bir sayı ama artık daha ciddi sorumlulu­ğumuz olduğunun da göstergesi. İnsanlar size umudunu yüklediyse, “evet, sizinle bir şeylerin değişebileceğine inanıyo­rum” dediyse, bu bize daha çok sorumlu­luk yükler ve daha çok çalışmamız gerek­tiğini gösterir. Nihayetinde, kendi adıma, insanlar için bir hayal kırıklığına dö­nüşmeyi asla istemiyorum. En azından, “Evet, geldiler, inanılmaz çalıştılar, meslek için, meslek örgütü için, avu­katlar için, bu ülke için, bu ülkenin hu­kuku için ellerinden geleni yaptılar”ı onlara söyletmek istiyorum.

Üstad: Bir heyecan oluştuğu kesin. Ama, işin zor kısmını atlattınız, daha zor kısmı başlıyor. Bu güveni korumak da gerçekten zor. Seçim sürecinde insanlarla görüşmeleriniz, tespitleriniz, gözlemleriniz çerçevesinde avukatların en öne çıkan meselesi sizce nedir ve bu meseleyle ilgili ne yapmayı düşünüyorsunuz?

Mustafa Köroğlu: Gelecekleri ve mes­lekleri hakkında, önlerindeki süreçle ilgili karamsarlık, umutsuzluk ve belirsiz­lik. Her jenerasyonda var bu. Mesela, zi­yaret ettiğim iş hanlarında karşıma çıkan 30-40 yıllık meslek üstatlarında da aynı şeyi gördüm, “ben bugün, burada bir şeyle­ri şimdi kapatıp gidecek miyim?”,“avukatlık nereye gidiyor?”; Gençlerde keza şu vardı: “Evet, gittim hukuk fakültesine, bitir­dim, ruhsatımı aldım, şimdi ne yapa­cağım ben?” Ciddi bir ekonomi ve işsizlik sorunu var. Zaten, hiç tanımadığım on­larca kişi Whatsapp’tan mesaj atıyordu; “hocam adınızı duyduk, iş bulamıyoruz, yardımcı olur musunuz?” v.s. Bunu bire-birde, her jenerasyonda, avukatların hep­sinde gördük. Bir de, Ankara özelinde çok ekstrem sorunlar var; adliye binalarının dağılması, insanların fiziki yorgunlukla­rının artması, üstüne covid döneminden çıktık, ruhsal sıkıntılar. Bakıyorsunuz, avukatlığı yapış şekilleri değişti. Bu sü­reçte öyle şeylerle karşılaştım ki, 4 yıldır Cafe Arabica’nın bir köşesinde, bilgisaya­rıyla her sabah gelip avukatlık yapan bir meslektaşla tanıştım.

Bizim klasik avukatlık anlayışı dediğimiz, benim de yetiştiğim o avukatlık anlayı­şından öte bir şeyleri ortaya koymamız lazım. Mesela, çok net, Avukatlık Kanu­nu bugün de gündemde, üç maddelik bir Avukatlık Kanunu değişikliği var. Stajla ilgili, adli yardımla ve çoklu barolarla ilgi­li. Ama, bizim Avukatlık Kanunu ile ilgili, şurayı değiştirelim, burayı değiştirelim değil, tekrar kurucu bir Avukatlık Ka­nunu hazırlamamız lazım. Tüm ba­rolar, Türkiye Barolar Birliği bunun için oturup, bir yıl çalışıp, yeni bir Avukatlık Kanunu yazmamız ve Meclis’ten geçmesi için çalışmamız lazım.

Üstad ekibi, Mustafa Köroğlu ile birlikte.

Üstad: Yeni bir kanun. Peki, şu anda siz salt ekonomik sebepler değil de onlarla birleşen bir hali de tanımlıyorsunuz.

Mustafa Köroğlu: Tabii. Mesela, bizde büro edinme zorunluluğu var, biliyorsunuz. Büro nedir? Büronun tanımı değişti belki de. Bugün, bilgisayar, e-imza ve cep te­lefonuyla dünyanın her tarafında avu­katlık yapabiliyorsunuz, e-duruşma­lara girebiliyorsunuz. O yüzden insanlar için büronun tanımı değişti. Bürosunda çalışmadan da avukatlık yapabiliyor. E, o zaman bunlara biz kulağımızı tıkayamayız. Avukatlığın bu dönüşümünü bizzat ba­rolar sağlamalı. Dünyada nereye gitti, ne oldu? Sosyal medya kullanımı, çok ayrı bir başlık olarak ele alınmalı. Yine, reklamla il­gili kısımlar.

Avukatlık Kanunu’nda birlikte çalışma için iki model var sadece. Ya aynı büroda, her­kes kendi isim ve vergi kaydı altında birlikte çalışabilir ya da avukatlık ortaklığı kuru­labilir. Ki buna rağmen avukatlık ortaklığı İstanbul’da otuz küsur, Ankara’da yirmi kü­surda kaldı. Mesela biz, 2017’de Kasım Ak­baş hocayı çağırmıştık. Farklı çalışma mo­delleri; mesela avukatlıkta kooperatifleşme modeli. Tartışalım. Olmaz diye bir şey yok, olabilir. Avukatlar kooperatifleşme mode­liyle bir araya gelip, artık birlikte çalışabilir belki de. O yüzden, farklı çalışma modellerini de tartışıp, Avukatlık Kanunu içeriğinde yer alabilecek bir düzenleme yapmalıyız. Öyle olması gerektiğini düşünüyorum.

Mesela, dayanışma kültürünü çok kay­betmiştik, bu süreçte de onu gördüm.

Aslında, insanlar bunu istiyor. Bakın şurada, aynı masa etrafında oturduk, konuşuyoruz. Siz, burada birlikte çalışıyorsunuz ve bu çok kıymetli. İnsanların aslında buna ihtiyacı var. O yüzden belki de dayanışma kültürünün olduğunu, paylaşımlı ofisler, paylaşımlı bürolar olmalı. Aynı alanı, birlikte çalışarak paylaşan, gelip şu masada kahvesini içip ondan sonra yan tarafta müvekkiliyle görüşen, aldığı bir işi yapamadığında birlikte çalıştığı diğer insanlarla birlikte yapan. Avukat çok net bir şekilde, tek başına yapılan bir meslek olmaktan çıktı. Şu da önemli, avukatlığın en güzel yanı şudur: Kendi büronuzda bağımsızlık ve özgürlük. İnsanlar, bunu hissettiği ve sağladığı yerde avukatlıktan keyif alır ve sürdürülebilir hale getirir. O yüzden bunu önemsiyorum ve baroda da bu ayrıca ayrı bir başlık açarak gerçekten çalışmak istiyorum: Sürdürülebilir Avukatlık! Yani mesleğin, insanlar için 30-40 yıl sürdürülebilir hale getirilmesi. Bu sadece parasal karşılık olarak değil. Belki bu meslek sizi zengin etmeyebilir. Ama bu meslek size hayatınızı idame ettirecek, güzel yaşayacak parayı da kazandırmak, keyifli bir yaşamı da sunabilecek bir meslek. Onun için de, o sürdürülebilirliği sağlamamız lazım.

Üstad: Sloganınız "Sürdürülebilir Avukatlık" diyebilir miyiz?

Mustafa Köroğlu: Onu bu seçim döneminde çok öne çıkarmadım, ama öncesinde de kullandığım bir şey. Dergide de, sizlerle o yazı başlığı altında kaleme aldım. Kesinlikle "sürdürülebilir avukatlık."

Üstad: Genel Kurul'u da kazandığınızı varsayarak; sizin yönetimizdeki bir Ankara Barosu'nda gençler için ne değişecek? Mustafa Köroğlu'nun yönetimindeki "Başkent Barosu"nda gençler için ne olacak?

Mustafa Köroğlu: Bir, baro kültürü dediğim şeyle tanışacaklar. Baro kültürü; mesleğe, mesleğin yapılışına dair konuları, sadece insanları izleyerek dahi öğrenebilecekleri bir kültürle karşılaşacaklar. Ondan sonra, Baro'nun kendilerine olduğunu görecek ve hissedecekler. O yüzden Baro'da liyakatle tanışacaklar, yani, bir merkezde, bir kurulda, bir komisyonda görev almak için bir 'abi'ye 'abla'ya ihtiyaç duymadıklarını, tam tersi, Baro'nun onlara "ne olur gelin, burada şu alanda size ihtiyacımız var, bakın siz bunu iyi yapıyorsunuz, bizim de size ihtiyacımız var" dediğini görecekler. 

Onun dışında, Baro şu anda o insanlara karşı çok kayıtsız. Hatta, bir genç meslektaşım bana seçim sürecinde şu soruyu sordu; "Mustafa bey, sizce baro bir insan olsaydı nasıl tanımlardınız?" Doğrudan şu cevabı verdiğimi hatırlıyorum: "Vefasız ve kibirli". Vefasız; çünkü, insanlar için uzun zamandır bir şeyler yapmıyordu. Kibirli; çünkü, onların sorunlarıyla, dertleriyle dertlenmiyordu. Orada, sadece bir güç kavgası var. O makamlarda oturmak ve yüzlerine dahi bakmamak. Şimdi, Ankara Barosu bu vefasız ve kibirli tavrından kurtulacak. O yüzden, özellikle genç meslektaşlarım, onların yanında olan Baro görecekler. Seçim sürecinde başka adaylar da kullandılar ama bu tabiri çok sevmiyorum; "sahip çıkmak". Gençlerin "sahip çıkılacak" bir kitle olduğunu düşünmüyorum. Gençlik, tam tersi, onlarla birlikte olduğumuzda bir şeyleri değiştirebileceğimiz bir kitledir. Yıllarca eğitimcilik yaptım. O eğitimler, o gençler beni değiştirdi. Hatta bir cümle kurulur; "gençleri eğitemezsiniz, onlarla birlikte öğrenirsiniz."

Çok şey öğrendim, hala öğreniyorum. Hala onların peşindeyim. Bunu görecekler. Mesela, iki gündür aklımda şu var: Seçildikten sonra, her hafta ya da iki haftada bir, bir gence mentorluk yapmak istiyorum. Her yere benimle gelsin, adliyeye girerken de, yönetim kuruluna girerken de yanımda olsun, izlesin, ona anlatayım, notlar alsın, şununla ilgili şunu yapacağız, bununla ilgili bunu yapmalısın, gibi. Bu mentorluk sisteminin de baroda yerleşmesini istiyorum.

Üstad: Ankara Barosu'ndaki ön seçim sonucu sizce genel anlamda bir değişimin öncüsü olabilir mi? Bahsettiniz, Ankara Barosu'yla ilgili şeylerin Türkiye'deki baroların büyük bir çoğu için geçerli olduğunu düşünüyoruz. Sizin seçiminiz barolarda, İzmir'de, İstanbul'da benzer bir değişim sürecini tetikler mi sizce?       

Mustafa Köroğlu: Hiç şüphesiz. Buna yürekten inanıyorum. Bir gece kalkıp da “baro başkan adayı olayım” demedim. Elbette ki kafamda böyle bir zaman, plan- lama vardı. Bunu hayal ettim, dediğimde belki de “adamın hayali baro başkanı olmak” dediler; hayır.                                                

Olmakla yapmak arasında da çok ciddi fark vardır. Elbette ki başkanlık yapmak hayalim var, çünkü mesleğim adına bir şeylerin yapılabileceğini, değiştirilebileceğini düşünüyorum. O yüzden, eylül ayında yola çıkarken şunu gördüm, eğer Ankara Barosu, tarihin tam da bu döneminde bir Başkent Barosu’na dönüşürse, o dediğimiz dönüşümü sağlarsak, bu kesinlikle tüm baroları etkileyecek. Ankara Barosu’na bakacaklar, diyecekler, bu insanlar ne yapıyor? Sonra, diğer barolar da yapmaya başlayacak, sonra diğer sivil toplum kuruluşları da yapmaya başlayacak. Belki biraz ütopik gelebilir ama, yakın zamanda bu ülkenin bir seçimi var, iktidarın da aynı şekilde belki değişmesi gündeme gelecek. Bu noktada biz tutup, bu ülkenin hukukunu, yargısı- nı hep beraber inşa edeceğiz. Topluma ve diğer kurumlara, partilere, sivil toplum kuruluşlarına, her şeye sirayet edeceğine inanıyorum. Bunu kendimizi abartmak anlamında söylemiyorum. Sadece bir ateş yaktık bence ve bu ateş büyüyecek. Çünkü gelen kuşak bunu büyütebilecek, müthiş potansiyeli olan bir kuşak. Sadece, o insanların bir umuda, bir değişime, bir ateşe ihtiyacı vardı.

Üstad: Öyle bir dönemdeyiz ki ülke yönetimi için, kurumlar için, barolar için aynı şeyi söylemek mümkün. Böyle dönemlerde teknokratların değil de hayalleri olan insanların buralara gelip, en azından o hayalleriyle ilgili bir şeyler yapmak için çabalaması olabilecek en güzel şey. Sizin de bu anlamda bir hayaliniz var; Ankara Barosu'nda bir hikaye oluşturabilecek misiniz? Statükoyla mücadele edebilecek misiniz?

Mustafa Köroğlu: Ben, bir şeyin anlatılabilir ve anlaşılabilir olmasını sağlayan şeyin hikaye edilebilmesi olduğuna inanırım. Bir şeyi, bir hikaye gibi anlata- biliyorsanız o karşı taraf için de çok anlatılabilir ve anlaşılabilir bir hal alır. Bu seçim süreci de mesela, açıkçası başka türlü de kazanırdık, ama ben ve yanımda birlikte olduğum insanlar için büyük bir hikayeye dönüşmesini istediğim için böyle oldu. Ve hikaye ettiğinizde, insanlar o şeyin parçası olduğu için, kendilerine dair inançları da arttı. Aynı şekilde, bu Ankara Barosu’nda da büyük bir hikayeye dönüşecek. Bunun farkındayım ve istediğim de o zaten. 

Statüko her zaman mücadele etmemiz gereken bir şey zaten. Hayatımızda da var.

Hatta bir çoğumuz, konfor alanlarımızdan, o statükoyla mücadele etmemek adına çıkmıyoruz. Ama şuna inanıyorum, hatta buna bu seçim sürecinde gittiğim bürolarda "neden adaysın?" dediler veya "neden bu kadar çok aday var?" diye sordular. Diğer meslektaşlarımı bilmiyorum. Avukatlık Kanunu 96. maddedeki şartları taşıyan herkes aday olabilir ve insanlara neden aday oldukları sorulmaz. Ama ben kendi motivasyonumu ve sebebini şöyle anlatayım: 65 yaşına geldiğimde veya daha ileriki yaşlarda, durup da kendime tam da bu dönemde, bu kavgayı, bu mücadeleyi neden vermediğimi kendime izah edemem. Bunu biliyorum. Hayatımın tam da bu döneminde bu kavgaya, mücadeleye girmek zorundayım, girmek istiyordum, bu yüzden.

Üstad: Tabi önümüzdeki bir genel kurul süreci de var ama artık ortaya geçtiğimizde, bugün, hatta seçimin hemen ertesinde daha somut, örneğin iktidarlarda olur ya, geldiğim ilk yüz günü şunları yapacağım. Sizin de bahsettiğiniz şeyleri yaşama geçirmek, hayalleri olumlu bir hikayeye dönüştürmek anlamında bir yüz gün planınız var mı? Neler değişecek? Gelir gelmez ne yapacaksınız?

Mustafa Köroğlu: Hayat karşınızda başka sürprizler çıkarsa da planlar yapmanız gerektiğine inanıyorum. Yıllardır da defterlerim vardır, siyah - mavi, o defterlerime planlarımı yazarım. Açıkçası, şimdi haziran ayındayız, ekim ayının ikinci haftasında bir Genel Kurul var. O aradaki süreçte ekim sonrasını planlayacağım. Zaten kafamda planladığım şeyler var. Gün gün, tek tek... İki yıl önce, seçildiğimizin ertesi günü tüm meslektaşlara göndermek istediğim mektubu bile yazdım. Hazır duruyor. O yüzden, değişmesi gerekenleri, yapmamız gerekenleri tek tek hazırladım. Bir aylık, üç aylık, altı aylık. Bunları yapacağız. Somut şeylerle, insanların baktıklarında da içinde olduklarında da bir şeylerin değiştiğini gördüğü bir şekilde. Büyük ölçekte başka planlarım da var, mesleğim adına. Tarihin bu döneminde, biraz önce bahsettim, Avukatlık Kanunu'nun değişmesi gereken bir zamana geldik. Ve bunun da bir parçası olmak istiyorum. Mesela, bir Avukatlık Şurası düzenlenmesi gerektiğini düşünüyorum. Bu, bilimsel temelli bir çalışmadır. 6-7 aya sirayet eder, bunun altyapısını hazırlamak ve bir parçası olmak istiyorum. Dünyada olup biten gerçekten inanılmaz şeyler var. Hatta bizim ülke olarak dudak büktüğümüz ülkelerde olan inanılmaz şeyler var. Mesela, şu an Irak'ta avukatlara özel bir çalışma var. Oradan bir avukattan rica ettim, altyapısını gönderiyor bana. Yapabilirsek, Ankara Barosu'nda bir devrim olacak. O yüzden dünyaya bakmak istiyorum. Keşke şu an fırsatım olsa, şu 3 ay dünyanın her yerinde sadece avukatlık mesleğinde ne olup bittiğini gözlemleyebilsem. Ama orada olan, bağlarımız olan meslektaşlarımız var; staj yapan, çalışan v.s. Onlarla görüşerek, onlardan fikirler alarak, bu mesleğe vizyon kazandırmak istiyorum. On yıl, on beş yıl sonrasını düşünüp, onu için hazırlık yapıp, çalışmalar yapmak lazım. Büyük planım bir "vizyon", küçük planım da Ankara Barosu özelinde, geldiğimiz andan itibaren değişmesi gereken şeyler.

Üstad: Baro'nun mevcut olan bir kurumsal yapısı var. Devamında, hayalleri gerçekleştirebilmenin tabii bir de ekonomik ayağı var. Baro'nun güncel hali durumu hakkında bilgi sahibi misiniz? Çok borç olduğu, zar zor döndüğüne dair bilgiler de var. Hem kurumsal yapı, hem de malı durum ile ilgili hazırlık ve tespitleriniz var mı?           

Mustafa Köroğlu: Baro’nun içinde olan arkadaşlar, bu süreçte tabii konuştuğumuz insanlar, mali durumla ilgili bir şeyler söyledi. İyi olmadığını söylüyorlar, aidatların toplanamadığını söylüyorlar, ekonomik durumun zaman zaman çok kötü olduğunu söylüyorlar; bunun farkındayım. Çok iyi bir tabloyla karşılaşmayabiliriz. O anlamda, içeride olmadığımız için mali durumun tam olarak her şeyine vakıf değiliz, ama hızlı bir şekilde vakıf olup, yapılması gerekenler için çalışma yapmaya da hazırız. Şöyle örnekleyeyim mesela, baronun en büyük gelir kalemi aidattır. Aidatların toplanmaması! Seçimden sonra birkaç kişiden mesaj aldım “4 yıldır aidatımı ödememiştim, senin seçildiğin gün hemen ödemeye geleceğim.” Ödenmemesi doğru bir şey değil tabii, ama insanların baroya karşı aidiyetlerini kaybetmesi, aslında belki de çok önemsemedikleri aidatı, -miktarı açısından da demiyorum- gelip ödemeyi kendisine bir görev gibi görmüyor. Şimdi bunu değiştirebilirsek, bence burada denge hızlı bir şekilde değişir. O ekonomik eksikliği hızlı bir şekilde aşabiliriz. Aidiyet tekrar sağlanırsa, baro tekrar o gelirlerine kavuşur. Ama şu da var; bu ülkenin şu anda yaşadığı çok ciddi bir ekonomik sıkıntı var. Hepimiz marketlere gittiğimizde, fiyatlara bakarak alışveriş yapıyoruz. Hepimizin hayat standardı birkaç kademe düştü. Dolayısıyla, baronun bu noktada meslektaşlarına şunu da göstermesi lazım: “Senin bana emanet ettiğin baronun parasını çok dikkatli kullanıyorum, kullanacağım, açık seçik bunu göstereceğim, gereksiz harcamalar yapmayacağım, harcamaları daha çok nasıl kısabilirim, onu göstereceğim..” O yüzden iki türlü de, yani baronun hem gelirini artırıcı, hem de giderlerini azaltmaya yönelik çalışmalar yapılacak. İki önemli konu var: Baro’nun kurumsal yapısı. Bunun, işleyiş açısından değişmesi gerekiyor. İki; mali ve personel olmak üzere iki ana politikasının da oturtulması gerekiyor. Bunu biz başlatırız, baroda bir mali politikayla personel politikası belirlenir, buna ilişkin mevzuatlar hazırlanır ve yıllar sonra bile insanlar onun üzerinden devam eder. Biz artık bunu yapmak zorundayız. Hepimize ait olan bir yer orası, hepimizin orada söz hakkı var. Herkes ödediği aidatın karşılığında bir baroya kayıtlı olmanın onurunu yaşamak istiyor, o kadar. “Ankara Barosu’na kayıtlıyım, evet”. Bunun onurunu yaşatmanın yolu da insanlara “Evet, Ankara Barosu burada, sizin bize emanet ettiğiniz şeyi güzel bir şekilde koruyan yöneticilere sahip” dedirtebilmek.

Üstad: Bu dedikleriniz, şeffaflık ve hesap verilebilirlik ile mümkün gibi. Şeffaflık noktasında baro yönetimlerinde son dönemlerde geriye gidiş var. Bu konuda somut adımlar atmak, o insanların aidiyet duyguları açısından anlamlı olabilir mi?

Mustafa Köroğlu: Byung-Chul Han’ın “Şeffaflık Toplumu” diye bir kitabı var, orada da çok güzel ifade eder. Bugünün geldiğimiz dünyası, şeffaf bir toplum. Şuna inanıyorum, hiçbir şey gizli kalmaz. Her şey bu kadar açık seçik ortada olup biterken, neyi saklayabilirsiniz? Kimden saklayabilirsiniz? O yüzden, Ankara Barosu’nun mali durumunu, personel sayısını açık açık paylaşmalısınız insanlarla. Bu seçim dönemindeydi, Ankara Barosu’nun hesabı yoruma kapatıldı! Ne oldu, bir hukuk kurumu olarak orayı yoruma kapatmak şık mıydı? Bence hiç değildi. İnsanlar oraya eleştiride bulunabilir mi? Bulunur. Neden korkuldu? Hakaret edilmesinden mi? Hakaret eden insan meslektaşınızsa bunun karşılığının ne olduğunu zaten bilir. Ama barolar, baro da değil sadece, bu ülkede herkes şunu anlamalı, gizleyerek saklayarak hiçbir şeyin üstü örtülemez.

Üstad: Dünyada birçok şey değişiyor, hukukta bir çok şey değişiyor ve avukatlık da doğal olarak. Bunu da çok iyiye gidiş gibi düşünmüyor çoğu insan. Bu bozulan dünya gerçekliğinde bizim mesleğimizin yerinde ve neler yapabileceğine dair bir vizyon, büyük resim var mı aklınızda? Farklı bir dönem yaşadığımız kesin, sizce bunun içinde avukatlar olarak rolümüz ne ya da ne olmalı? Bu dönemin yönlendirici avukatlar olabilir mi? Ya da avukatlar bu dönemle başa çıkabilmek için hem kendi adlarına birey olarak hem de toplum adına ne yapmalılar?                              

Mustafa Köroğlu: Aklımda Ankara Barosu’nda, tam da bu dönemde gerçekleştirmek istediğim bir fikir var: Bir merkez kurmak. Yurttaş Hakları Merkezi. Bu merkez, bildiğim kadarıyla Almanya’da var. İnsanlara sahip oldukları hakları, bunları nasıl kullanabileceklerini, her kademeden, valiliklerle çalışma yaparak, ilkokullarla bir araya gelip çocuklara haklarını anlatabilir veya kadınlarla kadın örgütleri üzerinden bir araya gelip onlara haklarını anlatabiliriz. Hukukçular olarak insanlara sahip oldukları hakları, bunları nasıl kullanabileceklerini, bunun önemini anlatabiliriz. Şuna inanıyorum; biz hukukçulara şunu öğrettiler, her şeyin üzerinde hukuk var. Hayır. Hukukun da üzerinde bir şey var; onur!

Onur kavramı her şeyin üzerinde. İnsan onuru. İnsan onurunun her şeyin üzerinde olduğunu düşünüyorum, hukukun da bunu koruduğunu. İşte bu noktada, insan onuruna yakışır bir yaşam için insanlara baronun ve avukatların çok şey katacağını, temas edebileceğini, benim kullanmayı çok sevdiğim o “dokunmak” kavramını hayata geçirebileceğine inanıyorum. O yüzden avukatlar topluma, insanlara dokunacak ve bunu güzel bir şekilde yapacak. Ve bu sayede şunu da başaracaklar; kendilerini de anlatacaklar. Bizim avukatlıkla ilgili yıllardır bu toplumda yaşadığımız klişeler, ithamlar: Avukatlar yalancıdır, şöyledir, böyledir. Hayır. Biz hiç de böyle değiliz, tam tersine. Biz de bu sayede insanlara kendimizi anlatabilme şansını bulacağız. O yüzden bunu iyi değerlendirmemiz lazım, tam da bu dönemde barolar, avukatlar doğru şeyleri yaparsa, topluma, insanlara dokunarak onlarla doğru çalışmalar yaparlarsa, mesleğe ve kendilerine dair saygınlıklarını da elde edecekler.

Üstad: Ön seçimlerden önce bir vakıf kurdunuz. Bu vakıf kapsamında, özellikle hitap ettiğiniz, o ateşi büyütecek olan genç kesime yönelik bir çalışma mı olacak? Genel bir çalışma ya da daha maddi yönü ağır basan çalışmalar mı olacak? Bu vakfın amacı ve faaliyetleri ne olacak?


Mustafa Köroğlu: Bu vakıf, mesleğimiz adına dayanışma ve yardımlaşma amacıyla kurulmuş bir vakıftır. Tescil işlemleri bitmek üzere. Vakıf, avukatlık mesleğini yapan herkese hizmet edecektir. Baroların bazı noktalarda, anayasal bir kurum olarak ulaşamadığı noktalar olabiliyor. Bu vakfın varlık sebebi, ihtiyaç olarak var olmasının nedeni de bu: baronun yetişemediği, yapamadığı, elveremediği yerlerde bazı çalışmaları bu vakıf üzerinden yapabiliriz. Naçizane 20 yıldır vakıfçıyım. Vakıflarla ilgileniyorum, vakıf senetleri yazıyorum. ATGV var biliyorsunuz, Adalet Teşkilatını Güçlendirme Vakfı. Birçok yerde işletmeye sahip. Bu vakıf üzerinden işletmesel faaliyetler yapılıp, gelir elde edip, meslek mensuplarına karşılıksız fayda sağlayabilirsiniz. Bu bazen bağış yoluyla olacak, bazen yapılacak faaliyetler, bazen eğitim çalışmaları ile. Bu meslekten çok ciddi para kazanan avukatlar da var, o meslektaşlarımız da destek olmak istiyor. Mesela, Floransa’da üniversite kazanmış, gidemeyen birisine burs vermek, Ankara Barosu’nda stajını bitirmiş ama ruhsat parasını toplayamamış başarılı gençlere yardımcı olmak, hukuk fakültesinde başarılı öğrencilere burslar vermek. Bürosunu açmış, ama ekonomik sıkıntı nedeniyle üç aydır kirasını, elektrik faturasını ödeyemeyen meslektaşlara destek paketleri ile yardımcı olmak, gibi faaliyetler olacak.

O yüzden de adını “Hemen Şimdi Avukatlık Vakfı” olarak belirledik.

Üstad: Son sözü size bırakalım.

Mustafa Köroğlu: Çok garip oldu. Benim de içerisinde yer aldığım bir dergi için, tam da hayatımın bu döneminde, ilk röportajımı sizlerle yapıyor olmak. Ama şunu söyleyebilirim, hayatım boyunca hep bir hevese sahip oldum. Heves dediğim şuydu aslında. İnsanın yaşamsal eylemi şudur; nefes. Nefes alıp veriyorsan hayattasındır. Ama bence, hayat yaşanmıyorsa hiçtir. O yüzden, hayatı güzel yaşamak gerekir. Heves dediğim benim tam da buydu. Hayatı yaşama motivasyonum, nefesim. Onun için “heves daim!” dedim. Şimdi de bu noktada, hevesimi mesleğime ve meslek örgütüme bir nefes gibi üflemek ve bunu büyütmek istiyorum. Bu noktada, gerçekten ve samimi bir şekilde söylüyorum; hepinize ihtiyacımız var. Bugün bu masada olanlar, dışarıda olanlar. Çünkü, hepinizin yapabildiği ayrı ayrı şeyler var. Benim yapamadığım, sizin yapabildiğiniz. O yüzden, herkes gelip yapabildiğini ortaya koyarsa, biz birlikte inanılmaz şeyler başarırız. Tam da o yüzden, seçim sürecinde ekibimi- ze dair kullandığımız isim çok kıymetli: Hepberaber. Gerçekten, hep beraber başarmak zorundayız ve başarabiliriz. Ankara Barosu, artık hanımefendilerin, beyefendilerin barosu olabilir, Ankara Barosu gerçekten Başkent Barosu olabilir. Ankara Barosu, herkesin, uzaktan bile baktığında “Evet, orada inanılmaz şeyler yapıyor bu insanlar” diyerek dikkatle izlediği ve yârin yanağından gayrısını payla- şan ve öncülük eden; insanların ve toplumun değişmesi için mücadele eden bir kurum haline gelebilir. Bunu gösterelim istiyorum. Lütfen yanımızda olun.

Bir şeyi daha vurgulamak istiyorum. Siz farkındasınızdır belki ama yine de söyleyeyim. Yaptığınız iş, bu dergi çok kıymetli. Avukatlık mesleği özelinde Türkiye’deki tek dergi. Kolay bir iş değil dergicilik, biliyorum. Her açıdan, mali v.s. Ama bu derginin devam etmesi lazım. Bunun için ne gerekiyorsa, hep beraber yapa- lım. Bundan asla vazgeçmeyin. Gerçekten de biraz önce bahsettiğim “mesleğe vizyon kazandırma” noktasında fikir verebiliyorsunuz. Bizim görmediğimiz, bilmediğimiz insanlarla tanışmamızı sağlayabiliyorsunuz. O yüzden avukatlara bu derginin içeriğinin, öneminin ulaşmasını daha çok sağlayabilmeliyiz. Bunun için de size çok teşekkür ediyorum, mesleğim adına.

Üstad: Çok teşekkür ederiz. Biz de, heyecanla bekliyoruz, umuyoruz ki iyi şeyler olur, herkesin ihtiyacı var. Size de güveniyoruz. Şimdiden başarılar, yolunuz, yolumuz açık olsun.

 

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

İLGİLİ BAŞLIKLAR

NEREDE YAYIMLANDI?

Üstad DergiÜstad Dergi

BÜLTEN SAYISI

PREMIUM'A ÖZEL

Sürdürülebilir Avukatlık

Avukatlık Rapsodisi ya da Kendini İnşa Etmek; Ankara Barosu'nda Sürdürülebilir Avukatlık

06 Nis 2023

Sürdürülebilir Avukatlık

YAZARLAR

Üstad Dergi

Herkes için avukatlık dergisi.

İLGİLİ OKUMALAR