
Arada neşeli olma çabasında olduğum, hayatı olumlamayı denediğim, kendimi tanımak ve dönüştürmekle ilgilendiğim için sert eleştiriler alıyorum. Söylerken bile kulağa enteresan geliyor. Bir grup insan ciddi manada mutsuz kalmak için diretiyor ve bunun gerçekçilik olduğunu iddia ediyor. Böyle zamanlarda gerçekliğin kendisinde ne olduğundan bağımsız olarak kendi gerçekliğimizin onu yorumlayan zihinlerimizin yarattığı bir tasarımdan ibaret olduğu fikrinin şüpheye yer bırakmayacak kadar doğru olduğunu düşünüyorum. Nitekim hemen aykırı örnekleri anımsıyorum, kusursuz gözüken mevcut koşullarıyla bile mutlu olmayan ve kaçınmak istediğimiz üzücü koşullara rağmen mutlu olan insanlar. Aynı şeye bakarken aynı şeyi görmüyoruz, bu şüpheye yer bırakmayacak kadar açık. Eskiden mutluluğun bir mizaç meselesi olduğunu, bir duygu durum olduğunu sanırdım. Bunun teorisini yapmaya giriştikçe farkındalık ve eylemle yaratılan zihinsel bir durum olduğunu anladım. Ama bu durumun gerçekleşmesi için dahi öncelikle bunu gerçekleştirme eğilimi içerisinde olmak gerekiyor.
Birkaç gün önce yayınladığım mutluluk felsefesi temalı videoyu twitter'da paylaşırken "Depresyona girelim diye değil, mutlu olmak için felsefe..." dediğimde biri "Mutlu olmak için felsefe yapıyormuş, maddi gerçekliği yadsıyarak yapabileceğin tek şey lafazanlıktır." yazdı.
Yanıt vermedim. Nitekim kişilerle tartışmak, kendimi savunmak veya bu bülten gibi kendime ait bir alanda şikayet ederek kendimi tatmin etmek amacında değilim. Bunun, olmasa daha iyi olacak lüzumsuz bir ego mücadelesi olduğunu ve dolayısıyla zamanı ziyan etmekten başka hiçbir olası etkisinin bulunmadığını öğreneli çok oldu. Fakat bu bültende elimizde doğrudan mevcut bakış açılarına dair somut veriler varken söylem örnekleri üzerinden ilerleyerek tartışalım istiyorum. Aksi takdirde Soren Kierkegaard'ın Ya / Ya da adlı kitabında yaptığı gibi kurgusal iki karakter yaratarak aralarındaki bir diyalogdan yola çıkmam gerekecek ama kurguya ne gerek var? Kurgunun gerçeğe daha yakından yaklaşmamızı sağladığı olur ama bazen gerçek dolaylı açıklamalara ihtiyaç duymaz. Bu insanlar benim, bendim, sensin, sendin, özetle biziz aslında. Kişilerin kim olduğundan bağımsız olarak herbirimizde farklı biçimlerde görülen ortak desenler bunlar. Kişi kim? -Önemsiz. Önemli olan bu söylemde kendine dair bir şey gördün mü, bu.
Örneğin yukarıdaki söylemin sahibi kişi, mutlu olmak için maddi gerçekliğin yadsınmasından başka bi koşul olmadığını düşünüyor olmalı ki, maddi gerçekliği yadsıyarak bir mutluluk felsefesi geliştirdiğim yargısına varmış (-ki öyle değil. Gerçekten mutluluk üzerine tavrını değiştirme eğiliminde birinin yapacağı gibi öncelikle 28 dakikalık videoyu izleseydi tüm iddiamın "maddi gerçeklik ile ve ona rağmen" temeline dayandığını zaten görecekti. Sonrasında video üzerine tonlarca eleştiri yapabilirdi fakat en azından benim iddia ettiğim bir şeyi eleştirmiş olurdu; iddia etmediğim değil. Fakat dediğim gibi niyet, mutluluk üzerine düşünerek ona yaklaşmak değildi. Bu noktada kişinin müsaadesi olmaksızın içeriğin yapabileceği bir şey zaten yoktu.)
Diğer yandan felsefeye biçtiğimiz görevi maddi gerçekliği anlamak, tartışmak, teori haline getirmek ile mi sınırlandırdık? Birden bire Karl Marx kesilmek istemiyorum ama bu maddi gerçekliğin felsefe ile en ala teorisini yaptıktan sonra onunla ilgili bir şeyi değiştirmeyeceksek teorisini niye yapalım? Teori, yani theoria, görmek evet ama neyi neden görmek istiyoruz? Görelim, sonra da olduğu haliyle bırakarak kötümserlikle kahrolalım diye mi? Hadi diyelim ki ben yanlış anlıyorum, Mutsuz A kişisi için de maksat zaten değiştirmekti, bu noktada "Peki değiştirmek istemediğimi nereden çıkardın?" şeklinde bir yanıt gelsin, o zaman da yine başa dönüyorum; o halde neden değişmesini istiyorsun, değişirse ne olacak? Mutluluk için olabilir mi?
"Maddi gerçekliğimizde sorunlar var, bunu değiştirmek istiyorum ama bireysel ya da kolektif bir mutluluk için değil; hiç işte canım sıkılıyor, hayatımda bir olay olur, oyalanırız." şeklinde bir yanıt düşünemiyorum. "Değiştirelim ama negatif yönde!" de denilemeyeceğine göre neden rahatsız olduğumuz maddi - manevi koşulları olumlu yönde değiştirmek istiyoruz? Bu soruya karşı oldukça açık ve basit olan "Çünkü mutlu olmak için..." yanıtı neden bir grup insanda sığlık, tiksinti veya utanç yaratıyor? Mutsuz olmanın korunması gereken bir erdem olduğu fikrine nasıl inandırıldık? Neden mutlululuğu düşünmek veya çabalamak aşağıdaki mesajı atan diğer B kişisinin düşündüğü gibi "salaklık" oluyor? Bunları düşününce dehşete kapılıyorum. Mutsuzluk veya umutsuzluktan daha kötü olan tek bir şey varsa o da bu durumu korumak için gösterilen çabadır.
Bu anlayışın yerleşmesinde bir takım tarihsel vakalar ve kültürel kodlar var. Bunlardan literatüre geçen biri 19. yüzyılda yaşamış İngiliz şair Lord Byron'a mal edilen Byron Mutsuzluğu.
Lord Byron, bilgi arttıkça dünyanın ne denli acı ve kötülük dolu olduğuna dair farkındalığın da artması sebebiyle mutsuzluğun entelektüelliğin kaçınılmaz bir sonucu olduğunu düşünmüştü. Benzer bir kodlanma bizim toplumsal söylemlerimizde de mevcut. "Cehalet, mutluluktur." şeklindeki ifade, mutlu olmanın yegane yolunun cahil olmak, cehaletin giderilmesi ile mutsuzlaşma arasında doğru bir orantı olduğunu iddia eder.
Benim iddiam ise cehaletin mutluluk dahi sağlayamayacağı, çünkü mutluluğun cehaletten kaynaklanan bir körlükte hissedilen keyiflilik hali olmadığı.
Antik Yunan filozofları pek çok konuda yanılmış olabilirler ama haklı olduklarına inandığım bir şey varsa bu da mutluluğun yalnızca kendisi için istendiği meselesi. Kalan şeyleri onların tanımındaki mutluluk için yapıyor gibi görünüyoruz. Bu genel olarak mutluluk felsefesinde yaygın bir bakış açısı.
Örneğin;
"Teorik fizikle ilgileniyorum, Big Bang üzerine çalışmanın mutlulukla ne alakası var?" denilebilir.
Seni bu mutlu ettiği için bunu yapıyorsun.
-"Tam teslimiyetçi bir iman içerisinde yaşıyorum. Bunun mutlulukla ne alakası var?" denilebilir.
O zamanda bu şekilde yaşamanın, dünyanın nimetlerinin tadını çıkarmaktan daha iyi olduğuna inandığın için böyle yapıyorsun. Erdemli bir yaşamın bu olduğuna inanıyorsun. Mutluluk kavramı yerine "iyiyi" getirerek hile yapmış değilim. Nitekim Antik Felsefe'den esinlenerek geliştirdiğimiz mutluluk tanımı aynı zamanda kişi için iyi olanı, erdemli davranışı da temsil ediyor. Mutlu olmanın yegane yolu iyi olanı yapmak, iyi olanı yapma eğiliminin altındaki motivasyon mutluluk talebi. İster bu dünyada ister öteki dünyada huzura kavuşmayı amaçlıyor ol; bir şeyleri öğrenme, anlama, değiştirme çabamızın altındaki temel motivasyon bu.
Asıl kaçırılan şey, tekrar tekrar hatırlatmak gerekiyor ki, mutluluk kavramını sorunsallaştırma biçimimiz. Burada mutluluk kavramıyla kastedilen KEYİF veya HAZ değil.
Peki ne?
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş





