Nafaka tartışması yeniden gündemde: Süresiz nafaka bitiyor mu?

Aposto GündemHer sabah 06.30'da 5 dakikalık gündem özeti e-posta kutunda. Piyasalar, ekonomi, iş dünyası, politika, teknoloji ve hafta sonu ekleri; kısa, yalın, öz bir şekilde.
Geçen hafta, süresiz nafakaya üst sınır getirilmesiyle ilgili düzenlemenin Meclis'e geleceği yönündeki haberler, aile hukukuyla ilgili eski bir başlığı yeniden gündeme taşıdı. Adalet Bakanlığı, nafakaya dair bir çalışma yürütüldüğünü doğrularken çalışmanın kapsamına ve takvimine dair bilgi paylaşmadı.
Türkiye gazetesinin duyurduğu yasa değişikliği taslağına göre hapisteyken ödenmeyen nafaka için ceza uygulanmayacak ve ödenmeyen nafakalar sebebiyle uygulanan tazyik hapsine üst sınır getirilecek, bir yılı aşamayacak. Taslakta ayrıca çok kez hedef gösterilen "süresiz nafaka" uygulamasının kaldırılması, aile ara buluculuğunun hukuk mevzuatına girmesi de öngörülüyor.
Avukat Selin Nakıpoğlu: 'Nafaka, yapısal eşitsizliklerin sonucu'
Aposto’ya konuşan Avukat Selin Nakıpoğlu, süresiz nafakanın kaldırılması ve yerine süreli ya da kademeli nafaka sisteminin getirilmesi tartışmasının “yalnızca teknik bir hukuk düzenlemesi değil, doğrudan kadınların yaşam hakkına dair bir mesele” olduğunu vurguluyor.
Nakıpoğlu’na göre, tartışmanın merkezinde nafakanın süresinin kendisi değil, kadınların boşanma sonrası neden yoksullaştığı sorusu yer almalı:
“Nafaka bir boşanma hukuku meselesi değildir. Kadınların yaşamını belirleyen yapısal eşitsizliklerin sonucudur.”
Kadınların hâlâ ev içindeki ücretsiz bakım emeğinin büyük kısmını üstlendiğini hatırlatan Nakıpoğlu; çocuk, yaşlı ve hasta bakımını destekleyecek kamusal sosyal politika eksikliğinin kadınları ekonomik olarak erkeğe ve evliliğe bağlı kıldığını söylüyor. Buna ek olarak düşük istihdam oranları, iş bulma süreçlerinde yaygın ayrımcılık ve güvencesiz çalışma koşulları da boşanma sonrasında kadınların geçim güvencesini kırılgan hâle getiriyor:
“Tam da bu yüzden, boşanma sonrasında kadınların ekonomik olarak ayakta kalabilmesi, devletin sosyal politikaları ile değil, evlilik içindeki emeğinin karşılığı olarak tanımlanan nafaka üzerinden mümkün olabiliyor.”
‘Mesele nafakanın kaç yıl süreceği değil, kadınların var olma hakkı’
Süreli ya da kademeli nafaka modelleri ise kadının bu koşullar içinde “belirli bir süre içinde ekonomik bağımsızlığına kavuşacağı” varsayımına dayanıyor. Nakıpoğlu bu varsayımı gerçekçi bulmuyor:
“Çocuk bakım yükü hâlâ kadının üzerinde. Devlet, kreş ve sosyal destek sağlamıyor, istihdam erkek merkezli. Bu koşullarda nafakanın süresinin bitmesi demek, kadının yoksulluğa itilmesi demektir.
Nakıpoğlu, nafaka tartışmasının siyasal çerçevesine de işaret ediyor:
“Bu konu ‘erkek mağduriyeti’ söylemi üzerinden kurgulanıyor. Kadının ekonomik bağımsızlığına yönelik her saldırı, onun toplumsal ve siyasal özneleşme sürecine yönelik bir saldırıdır. Bağımsız kadın itaatkar değildir, susmaz. Mesele, nafakanın kaç yıl süreceği değil. Mesele, kadınların var olma hakkı. Bu hak, bir takvim hesabına sığmaz.”
Süresiz nafakanın kaldırılmasından yana olanlar “hukuki gerekçeler” öne sürüyor. Sıklıkla tekrarlanan argümanlar arasında nafakanın belirsizliği, kısa evliliklerde uzun süreli ödemeler ve tarafların ekonomik bağımsızlığının teşviki yer alıyor. Ancak Avukat Nakıpoğlu, bu gerekçelerin esas sorunu, yani toplumsal cinsiyet eşitsizliğini görmezden geldiğini söylüyor. Nakıpoğlu, kadınların boşanma sonrası neden yoksullaştığını anlamadan nafaka süresini tartışmanın eksik kaldığını vurguluyor:
“Kadınlar ücretsiz bakım emeğinin asıl taşıyıcısı, kadınlar işgücü piyasasında eşit olmayan koşullarda yer alıyor, boşanma sonrası çocuk bakımının %90’ı kadının üzerinde kalıyor, kadınların önemli bir kısmı evlilik süresince ücretli bir işte çalışması engellenmiş, yani ekonomik bağımsızlığı zaten yok.”
Nakıpoğlu ayrıca, tartışmanın ideolojik boyutuna da dikkat çekiyor. Nakıpoğlu’na göre hükümet, nafaka konusunu aileyi koruma başlığı altında sunarak, kadını ekonomik olarak evlilik ve aileye bağlı kılma amacını gizliyor:
“AK Parti, nafaka tartışmasını aileyi koruma başlığı altında ele alıyor çünkü AK Parti için aile, kadının toplumsal rolünün sınırıdır. Kadın evde kalmalı, görünmeyen emek olmaya devam etmeli, ekonomik bağımsızlık talep etmemeli. Bu yüzden 6 yaşındaki çocuğun evlilik ‘rıza yaşı’ tartışmaları, İstanbul Sözleşmesi’nden çıkılması, kadın üniversiteleri projesi, ‘en az üç çocuk’ söylemi hep aynı ideolojik hattın parçalarıdır. Nafaka düzenlemesi de bu zincirin bir halkasıdır.”
Süreli nafaka kadınların yaşamını nasıl etkileyecek?
Nakıpoğlu’na göre, süresiz nafakanın süreli veya kademeli hâle getirilmesi, halihazırda nafaka alan kadınlar açısından yaşam koşullarına doğrudan müdahale anlamına gelecek. Çünkü Türkiye’de kadınların büyük çoğunluğu, boşanma sonrasında hem ekonomik olarak hem de bakım yükü açısından ağır bir eşitsizlikle karşı karşıya:
“Kadın, boşanma sonrasında çocuğun bakımını fiilen tek başına üstlenirken, güvenceli ve eşit ücretli bir işte çalışma olanağı çoğu zaman yok. Bu nedenle nafaka, kadının hayatını sürdürebilmesi için yalnızca hukuki değil, aynı zamanda sosyal bir güvencedir.”
Düzenlemenin mevcut nafaka kararlarını da etkileyebileceğine dikkat çeken Nakıpoğlu, erkeklerin “Nafaka artık süreli olmalı” diyerek yeni davalar açabileceğini ve bunun kadın için sürekli bir hukuki mücadele ve belirsizlik anlamına geldiğini söylüyor:
“Bu durumda hukuk, kadın için bir koruma mekanizması olmaktan çıkar; tam tersine bir baskı, bir yıpratma alanına dönüşür.”
Ekonomik riskin en somut sonucunun yoksulluk olduğunu belirten Nakıpoğlu, “Nafaka bittiğinde veya azaltıldığında, kadın çocuğun temel ihtiyaçlarını, ev kirasını ve gündelik yaşam giderlerini karşılayamaz hâle gelir. Yoksulluk yalnızca gelir eksikliği değildir; aynı zamanda özgürlüğün daralması, kadının yeniden aileye, eski eşe veya başka bir erkeğe bağımlı hâle gelmesidir. Ekonomik bağımlılık sessizliği, boyun eğmeyi ve mecburiyeti yeniden üretir” diye ekliyor.
'Ekonomik olarak mağdur edilmeyecek' ifadesi pratikte ne anlama geliyor?
Yeni düzenlemede yer alan “kadınların ekonomik olarak mağdur edilmemesi şartıyla” ifadesi, kağıt üzerinde koruyucu gibi görünse de Nakıpoğlu’na göre hukuken son derece belirsiz ve uygulamada etkisiz bir hüküm:
“Bu ifade, mağduriyetin neye göre belirleneceğini, nasıl ölçüleceğini ve hangi kriterlerin esas alınacağını tanımlamıyor. Hukukta uygulanabilir bir kural, ölçülebilir ve denetlenebilir olmalı. Oysa burada ‘mağduriyet’ yalnızca temenni düzeyinde bırakılmış.”
Pratikte bu düzenleme, nafakanın kaldırılması veya azaltılması taleplerinde, kadının kendi yoksulluğunu yeniden ispatlamak zorunda kalması anlamına geliyor.
- Nakıpoğlu, “Kadın kira giderlerini, çocuğun masraflarını, gelir yetersizliğini ve iş bulma güçlüğünü tekrar tekrar mahkemede belgelemek zorunda kalacak” diye ekliyor.
Hukuki uygulamanın gerçek anlamda çalışabilmesi için devletin kreş desteği, bakım hizmetleri, eşit işe eşit ücret politikaları ve güvenceli istihdam gibi yapısal adımlar atması gerektiğini vurgulayan Nakıpoğlu, bunlar olmadan “mağdur edilmesin” demenin kadınları kendi başlarına bırakmakla eşdeğer olduğunu söylüyor. Nakıpoğlu bu şartın nafakayı süreli hâle getirme sürecine meşruiyet sağlayan retorik bir ifade olduğunu da belirtiyor:
“Ekonomik bağımsızlığı güvencelere dayanmayan bir ülkede, ‘mağdur edilmesin’ demek, kadının mağduriyetini görünmez kılmaktan başka bir işe yaramaz. Bu düzenleme, kadınların yaşam hakkını ve ekonomik özgürlüğünü daraltan bir adımdır, patriyarkanın ekonomik şiddetinin yasal zeminde yeniden üretilmesidir.”
Tazyik hapsi sınırının düşürülmesi kadınları nasıl etkiler?
Nafaka borcunu ödemeyenler için tazyik hapsi üst sınırının düşürülmesi, görünürde borçluyu ödeme yapmaya zorlayan bir düzenleme gibi görünse de, Avukat Nakıpoğlu’na göre kadınlar açısından olumsuz etkiler doğuruyor.
“Nafaka yalnızca bir borç ilişkisi değil, kadının ve çocuğunun yaşamını sürdürebilmesi için hayati bir gelir kaynağı. Kadın, nafakanın ödenmemesi durumunda tekrar tekrar icraya gitmek, ek masraflar ödemek, bürokratik süreçler içinde yıpranmak zorunda kalır. Bu ise hukuki ve duygusal bir yıpratma mekanizmasına dönüşür.”
Nakıpoğlu’na göre, tazyik hapsine ilişkin üst sınırın düşürülmesi veya uygulanabilirliğinin zayıflatılması, nafaka alacaklısı kadın açısından koruma değil, güvence kaybı anlamına geliyor:
“Dolayısıyla tazyik hapsi sınırının daraltılması, nafaka borçlusunun değil, nafaka alan kadının hayatında mağduriyeti büyüten bir adımdır. Nafaka sisteminin adil olabilmesi için yalnızca cezai yaptırım değil, düzenli ödemeyi garanti altına alan mekanizmaların hayata geçirilmesi gerekir. Zaten esas sorun tahsilatta.”
Nakıpoğlu, “Özgürlüğün ve ekonomik bağımsızlığın sürdürülebilmesi için nafaka tek başına yeterli değil. Asıl çözüm, toplumsal cinsiyet eşitliği, kreş ve bakım hizmetleri, eşit istihdam olanakları gibi yapısal adımların atılmasıdır” diyerek, taslağın kadınların yoksulluk ve bağımlılık riskini artırdığını vurguluyor.
‘Yeni düzenlemeyle bu kararların nasıl uygulanacağı belirsizleşiyor’
Yeni düzenlemenin geçiş sürecinde, daha önce süresiz nafaka kararı verilmiş davalarda kadınlar ciddi hukuki sorunlarla karşı karşıya kalabilir. Avukat Nakıpoğlu, “Süresiz nafaka kararları kadın ve çocuk için ekonomik güvence sağlıyordu. Yeni düzenleme ile bu kararların nasıl uygulanacağı belirsizleşiyor” diyor.
Nakıpoğlu, geçiş sürecinde mahkeme ve icra süreçlerindeki gecikmelerin de kadın ve çocukların ekonomik güvenliğini tehdit ettiğini belirtiyor:
“Kira, fatura ve çocuğun temel ihtiyaçları aksayabilir, ekonomik kriz riski artar. Süreli nafaka ve tazyik hapsindeki belirsizlikler, kadın ve çocuklar için ciddi riskler doğurur. Geçiş süreci sadece ekonomik değil, aynı zamanda psikolojik bir yıpranma dönemi olacak. Kadınlar sürekli dava, belge toplama ve mahkeme süreçleriyle uğraşmak zorunda kalacak; çocuğun bakımı, iş yaşamı ve sosyal hayat üzerindeki yük daha da artacak.”
Veriler ne diyor?
Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) 2024’e ilişkin evlenme ve boşanma istatistiklerine göre Türkiye'de evlenen çiftlerin sayısı 2023’te 567 bin 11 iken 2024’te 568 bin 395.
Boşanan çiftlerin sayısı 2023'te 173 bin 342; 2024'te ise 187 bin 343.
Kesinleşen boşanma davaları sonucunda 2024’te 187 bin 343 çift boşanırken, 186 bin 536 çocuk velayete verildi. Boşanma davaları sonucu, çocukların velayetinin çoğunlukla anneye verildiği görüldü. Çocukların velayetinin 2024’te %74,4'ü anneye, %25,6'sı babaya verildi.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
Aposto GündemHer sabah 06.30'da 5 dakikalık gündem özeti e-posta kutunda. Piyasalar, ekonomi, iş dünyası, politika, teknoloji ve hafta sonu ekleri; kısa, yalın, öz bir şekilde.
YAZARLAR

Melisa Gülbaş
Aposto editörü

Aposto Gündem
Her sabah 06.30'da 5 dakikalık gündem özeti e-posta kutunda. Piyasalar, ekonomi, iş dünyası, politika, teknoloji ve hafta sonu ekleri; kısa, yalın, öz bir şekilde.
İLGİLİ OKUMALAR
“Gibi” ilgeci (edat) Türkçede çok sık kullanılan, cümleye benzetme başta olmak üzere eşitlik / karşılaştırma, zaman (hemen peşinden / anında), olasılık / tahmin ve örneklendirme anlamları kazandıran bir sözcüktür. Bu çok sevilen ilgeç, şarkı ve şiirlerde de her zaman hak ettiği yeri bulmuştur.





