Neden Popüler Oldu: Netflix’in tek boyutlu romantik komedileri

"Anyone But You"dan "Irish Wish"e, izleyicilerin artık yorulduğu tüm klişeleriyle romantik komediler bir rönesans yaşıyor. Peki yıllar içinde bu filmlerde ne değişti, ne aynı kaldı? Neden Popüler Oldu podcastinin bu bölümünde Alara Demirel, romantik komedi janrının geçirdiği dönüşümleri yorumluyor.
Neden Popüler Oldu: Netflix’in tek boyutlu romantik komedileri

Aposto Gündem

Aposto Gündem

Her sabah 06.30'da 5 dakikalık gündem özeti e-posta kutunda. Piyasalar, ekonomi, iş dünyası, politika, teknoloji ve hafta sonu ekleri; kısa, yalın, öz bir şekilde.

Önceki hafta Kate Middleton için endişelenmenin neden popüler olduğunu konuşmuştuk. Galler Prensesi, 22 Mart’ta kanser tedavisi gördüğünü açıkladı, ancak ben hâlâ Kensington’ın bu durumu çok kötü yönettiğini düşünüyorum. Zeynep Tüfekçi’nin söylediklerini hatırlayalım: “Kate Middleton kraliyet sirkinin bir başka kurbanı.” Artık Middleton hakkında üretilen komplo teorileri biraz yatışırsa, siyasetçilerin konunun medyaya yansımalarını nasıl hiçbir şey yapmadan oturup izlediğini konuşmamız gerek gibi görünüyor.

Gelelim bugünün konusuna: Romantik komedilerin yeniden yükselişi. Aslında bu konu üzerine Neden Popüler Oldu'nun 7. bölümünde de konuşmuş ve bu janrın bana çok şey hakkında çok şey öğrettiğini söylemiştim. Hâlâ da bu beyanın arkasındayım. İzlerken o kadar rahatlıyorum ki çıkarım yapmak kolaylaşıyor. Tam da bu yüzden janrın geri dönmesini dilediğimi hatırlıyorum. İnsan dilediği şeylere dikkat etmeli. Çünkü gerçekleşebiliyorlar.

Aslında bugünün konusu doğrudan romantik komediler değil. Bugünün konusu, son zamanlarda romantik komedilerde “o kadar kötü ki aslında iyi” yani “so bad, it’s actually good” anlatılarının çoğalması. Özellikle Sydney Sweeney’nin başrolünde oynadığı Shakespeare uyarlaması Anyone But You’nun gündeme oturmasıyla bu sarmala girmenin eşiğinde olduğumuzu düşünmeye başladım ve toplum olarak acilen bu konuya eğilmemiz gerektiğini düşündüm.

Çünkü Anyone But You, biçimsel olarak tipik bir romantik komedi anlatısı olarak şaşırtıcı derecede geniş kitlelere ulaştı. 25 milyon dolarlık bütçesiyle 2023’ün en kârlı filmlerinden biri oldu. 2016’daki Bridget Jones’un Bebeği’nden bu yana en başarılı R-rated romantik komedi olarak yeni bir rekor kırdı.

Anyone But You, 2023

Bu durum doğrudan Anyone But You ile ilgili değil. Film stüdyolarının belirli bir formüle aşırı derecede odaklanmış olduğu görülüyor. Bugün konuşacağımız da romantik komedinin garanti görülen formülünün ne olduğu, neden tuttuğu ve nasıl tartışmalara sebep olduğu... 

Nasıl oldu da romantik komediler “Klişelerden yoruldum” diye şikayet edenlerin bile radarına tekrar girdi? Türün görece başarılı örneklerinden When Harry Met Sally ile Netflix’in yeni romantik komedisi Irish Wish’i kıyaslayıp "Bu diyalogları AI mı yazmış?" diye soranların haklılık payı var mı? Ve son olarak romantik komedilerin anlatı formülleri nasıl bir evrim sürecinden geçti?

Irish Wish, 2024

Romantik komedi janrının gelişimi

Rom-com” olarak da bilinen romantik komedi türü, sinemanın evrimiyle paralel ilerleyen zengin bir geçmişe sahip. Kökleri Venedik Taciri ve Bir Yaz Gecesi Rüyası gibi oyunlara dayanan türün formülü en basit hâliyle şöyle özetlenebilir: İki kişi tanışır, bir çatışma yaşar ve nihayetinde yeniden biraraya gelirler. 

Sinemada ise romantik komedi, 1920’lerde Sherlock Jr. ve Girl Shy gibi sessiz filmlerle şekillenmeye başlıyor. 1920’ler ve 1930’lar, biri varlıklı biri yoksul iki kişinin aşkını konu alan, maddi zenginliğin ötesindeki hayatın güzelliklerini anlatmayı amaçlayan comedy of manners filmlerinin popülerleştiği dönem. ABD'de Büyük Buhran döneminde yaygınlaşan bu tema, zamanın ekonomik koşulları altında ezilen kitlelere umut vadeden, rahatlatıcı bir mesaj sunmayı hedefliyor. Türkiye'de de benzer dönemlerde bu "zengin kız-fakir oğlan" temasının yükseldiğini görüyoruz.

Bringin Up Baby, 1938

1930’ların sonundan 1940’ların başına, romantik komedilerin temposu da hayatın temposuyla birlikte yükseliyor. Kadın karakterleri daha merkezî rollerde gördüğümüz, esprili diyaloglarıyla bilinen screwball komedilerini izliyoruz bu dönemde. Katherine Hepburn’ün Tehlikeli Bebek’i (1938) ve Marilyn Monroe’nun Bazıları Sıcak Sever'i (1959) örneklerindeki gibi bu filmlerde hikayenin kahramanı rolü kadınlara geçiyor.

1950’ler ve 60’larda, kadınlar ile erkekler arasındaki cinsel gerilime ve mesleki rekabete odaklanan "cinsiyet komedileri" ortaya çıkmaya başlıyor. Kadın cinselliğinin ve kadınların toplumdaki pozisyonunun daha açık konuşulmasına kapı açan toplumsal dönüşümle birlikte 1960 tarihli Battle of the Sexes'in temsil ettiği geleneğin izlerini 2003’te Renée Zellweger ve Ewan McGregor’ın başrollerini paylaştığı Down with Love'da da takip edebiliyoruz. 

1970’ler Annie Hall gibi “radikal romantik komediler”in dönemi. “Happily-ever-after” yani “sonsuza dek mutlu” temasının yerini özsevgi ve bireysel sorgulamaların aldığı, her şeyin çözümünün aşkı bulmaktan geçmediği bir dönem bu. 

Ancak bu dönemi, 20. yüzyılın sonlarından 21. yüzyılın başlarına taşınan 180 derece zıttı izliyor. Bu dönemde "neo-geleneksel romantik komediler" çiftler arasındaki uyuma odaklanırken cinsellik vurgusundan vazgeçiliyor. Bugün odaklanacağımız da tam bu filmler işte.

Bu dönemin neo-geleneksel romantik komedilerinde bireysellik geri plana atılıyor; karakterler ancak birbirlerinin zaaflarını anlayıp karşılıklı tavizler verdiklerinde "mükemmel ilişki"yle ödüllendiriliyorlar. Kate Hudson ve Matthew McConaughey’in rol aldığı, 2003 tarihli How to Lose a Guy in 10 Days'deki gibi... Türün klasikleşmiş örneklerine saygı duruşunda bulunan bu filmler, bazen bunu An Affair to Remember'a (1957) gönderme yapan Sleepless in Seattle (1993) gibi aleni atıflarla da yapıyordu.

How to Lose a Guy in 10 Days, 2003

Klişelerin yarattığı yorgunluğa yolculuk

Modern anlatılar, daha kapsayıcılar: 2017’de çıkan Love, Simon veya Kristen Stewart’ın ailesinden lezbiyen ilişkisini saklayan bir kadını oynadığı Noel hikayesi Happiest Season (2020) gibi. Artık bu filmlerde daha alaycı bir bakış açısı var: Emma Stone ile Ryan Gosling’in oynadığı Crazy, Stupid, Love (2011) gibi. Hikayeler “sonsuza dek mutlu” mesajıyla ilerlemiyor: Hillary Duff’ın A Cinderella Story’si (2004) gibi...

Ancak klişeler yine de insanları sıkıyor, bir yandan da "Nerede eski romantik komediler" serzenişleriyle tür eski gücünü kaybediyordu. Klişelere meta bakış bile insanları ekran başında tutmaya yetmiyordu. Ben, 2000’leri romantik komedi izleyerek geçiren genç bir kadın olarak durumun melankolisine çoktan alışmıştım. 

Peki ne oldu da Shakespeare uyarlaması Anyone But You, pandemiden sonra koltuklarını doldurmakta zorlanan sinema salonlarını bu kadar mutlu edebildi? Biraz buna odaklanalım.

Happiest Season, 2020

Netflix sonrası romantik komedi dönemi

Netflix, Hulu gibi streaming platformları, romantik komedi için yeni bir dönüm noktası oldu. Peki sinemanın ulaşılabilirliği artarken filmler klişelerden uzaklaşabildi mi? Sorun bu değil gibi.

Aslında sinema izleyicisi, dev bütçeli Marvel yapımlarını izleye izleye tatmin edici olmayan diyaloglara, senaryolara ve karakterlere alışmıştı. Son dönemde üzerine konuşulan romantik komedilerden Irish Wish ve Anyone But You da aynı soruna sahip: Karakterler, izleyiciyi ikna etmiyor. Konuşmalar da öyle. İzlerken “Ne ara âşık oldunuz?” diye sormadan edemiyorum. Nasıl birden bu kadar âşık oldunuz ve birbirinize bu kadar kızgınsınız yani? Zaten Twitter kullanıcıları da bu yüzden “Bu konuşmaları AI mı yazıyor?” diye soruyor.

Burada bu filmleri sevdiğimiz için utanç duyalım demiyorum. Şahsen ben de romantik komedilerin ilk karşılaşmada “karşı konulmaz bir çekim”le başlayan, sonra “engeller ve yanlış anlaşılmalar”la can sıkan, “kişisel büyüme ve gelişim” kısımlarıyla time-lapse’e alınan ve ilham veren “romantik dönüm noktaları”yla havaalanı kapısında bekleten yapısından sıkılmadım.

Ama Lindsay Lohan’ın başrolünde oynadığı Netflix filmlerinin tırnak içindeki "başarısına" da şaşırmadan edemiyorum. Sorun, klişelerde değil gibi. Romeo ve Juliet de bir klişe sonuçta.

Irish Wish, 2024

Belki de durumu “O kadar kötü ki aslında iyi” anlatılarının popülerleşmesi üzerinden okumak, toplumun “kötü zevkleri”yle özetlemek eksik kalıyordur. Belki de duruma “kötü bir film”in bu kadar çok izlenmesi üzerinden bakmaktansa bu filmlerdeki derinliksizliğin yol açacağı sonuçlara odaklanmalıyız.

Romantik komedi janrı, tarih boyunca toplumun dinamiklerini yansıtmış; romantik komedi de bizimle beraber yaşamaya devam ediyor çünkü. Öyle bir toplumuz.

10 Things I Hate About You, 1999

Böyle baktığımızda son dönem popülerleşen filmlerdeki temalar endişe verici. 10 Things I Hate About You'daki gibi punk konserlerine gidilen, karakterin gelişimini izlediğimiz filmler yok artık. Dilek hakkını hakkında hiçbir şey bilmediği bir erkekle evlenmek için kullandığı için kaçınılmaz olarak hayal kırıklığına uğrayan karakterler var.

Bu tek boyutlu karakterlerin yükselen sağla eşzamanlı ilerlemesi, "zararsız" kabul edilen eğlencelerin alt metinlerini de düşünmeyi zorunlu kılıyor. Vulture’da yayımlanan bir makale, “görünüşte iyi huylu” bu romantik komedilerin patriyarka gibi güç dengesizlikleri üzerine inşa edilmiş sistemleri korumada rol oynadığını söylüyor. Katılıyorum.

Glamour, 2016’da Romantik Komedi haftası için yayımladığı bir yazıyı, “Biz aşka inanan bir toplumuz” diyerek bitirmiş. Bence daha çok “aşka inanmak isteyen bir toplum” olarak betimlensek daha iyi. 

Kısacası, romantik komediler geri dönüyor. Romantik komediler, tekrar popülerleşiyor. Umarım Hallmark yapımlarını sevenler kadar, insanlık deneyimi üzerine daha çok düşünmek isteyenlerin de keyif alacağı yapımlar görürüz diyorum.

Haftaya görüşürüz!

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

Aposto Gündem

Aposto Gündem

Her sabah 06.30'da 5 dakikalık gündem özeti e-posta kutunda. Piyasalar, ekonomi, iş dünyası, politika, teknoloji ve hafta sonu ekleri; kısa, yalın, öz bir şekilde.

YAZARLAR

Alara Demirel

Editor in Chief @ Universal Friend Publishing

Aposto Gündem

Her sabah 06.30'da 5 dakikalık gündem özeti e-posta kutunda. Piyasalar, ekonomi, iş dünyası, politika, teknoloji ve hafta sonu ekleri; kısa, yalın, öz bir şekilde.

İLGİLİ OKUMALAR

Aposto GündemAposto Gündem

HİKAYE

10 maddede bu hafta

Bir çırpıda geçen haftanın öne çıkan gelişmeleri.

11 Tem 2026

10 maddede bu hafta
Aposto GündemAposto Gündem

HİKAYE

10 maddede bu hafta

Bir çırpıda geçen haftanın öne çıkan gelişmeleri.

04 Tem 2026

10 maddede bu hafta
Aposto GündemAposto Gündem

HİKAYE

‘Gibi gibi gibiyim’: Şarkılarla, şiirlerle 'gibi' edatı üzerine

“Gibi” ilgeci (edat) Türkçede çok sık kullanılan, cümleye benzetme başta olmak üzere eşitlik / karşılaştırma, zaman (hemen peşinden / anında), olasılık / tahmin ve örneklendirme anlamları kazandıran bir sözcüktür. Bu çok sevilen ilgeç, şarkı ve şiirlerde de her zaman hak ettiği yeri bulmuştur.

Suha Çalkıvik

·

28 Haz 2026

‘Gibi gibi gibiyim’: Şarkılarla, şiirlerle 'gibi' edatı üzerine
Aposto GündemAposto Gündem

HİKAYE

10 maddede bu hafta

Bir çırpıda geçen haftanın öne çıkan gelişmeleri.

27 Haz 2026

10 maddede bu hafta
Aposto GündemAposto Gündem

HİKAYE

10 maddede bu hafta

Bir çırpıda geçen haftanın öne çıkan gelişmeleri.

20 Haz 2026

10 maddede bu hafta