Neden Popüler Oldu: O.J. Simpson ve Amerikan adalet sistemi

Aposto GündemHer sabah 06.30'da 5 dakikalık gündem özeti e-posta kutunda. Piyasalar, ekonomi, iş dünyası, politika, teknoloji ve hafta sonu ekleri; kısa, yalın, öz bir şekilde.
Bu diyarlarda popüler kültürden yola çıkarak gündemin dinamiklerini yorumlayan Neden Popüler Oldu’nun 44. bölümünde bu hafta O.J. Simpson’ın 10 Nisan’da hayatını kaybetmesinin ardından, eski Amerikan futbolcusunun yargılandığı cinayet davasının tekrar konuşulmasına ve beraberinde getirdiği tartışmalara odaklanacağız. Simpson’ın, eski eşi Nicole Brown Simpson’ı ve onun arkadaşı Ronald Goldman’ı 12 Haziran 1994’te öldürdüğü iddiasıyla yargılandığı o dava, “ABD’nin canlı yayınlanan ilk büyük mahkeme süreci” olarak tarihe geçmiş ve bir dizi toplumsal sorunun da fitilini ateşlemişti. Tetikleyici unsur diye buna diyebiliriz herhalde.
O.J. Simpson, cinayet davasında “baş şüpheli” hâline geleli ve şaşırtıcı şekilde cinayetten hüküm giymeyeli 29 yıl oldu. O esnada, reality televizyonunun medyada güçlenişine, Kardashian ailesinin yükselişine tanık olduk; ABD’de etnik çatışmalar ve polis şiddeti de artarak devam etti. Günün sorusu, kamuoyunun adalet sistemine bakışını, medyanın suç haberlerini nasıl işlediğini irdeleten o dava üzerinden geliyor: Bu dava ve etkileri, neden hâlâ bu kadar “ilgi çekici”?

İzlenme rekorları kıran dava: People v. Simpson
“İzlenme rekorları kıran” ve tam adıyla The People of the State of California v. Orenthal James Simpson davası, 24 Ocak 1995’te başlamış ve 3 Ekim’de sona ermişti. 1996 doğumlu olduğum için, o meşhur otoban kovalamasını ekranda görüp kilitlendiğimi söyleyemeyeceğim ama American Crime Story dizisi cinayeti ele aldığından beri, deri eldiven sahnesini hatırlayıp şaşırmadan edemiyorum.
Cinayetin neden “ABD tarihindeki en ünlü ceza davalarından biri” olarak kabul edildiğini incelemek için önce sürece kronolojik olarak bakalım:
- 12 Haziran 1994: Nicole Brown Simpson ve Ronald Goldman, Los Angeles’ta Nicole’un evinin önünde ölü bulundu. Her ikisi de bıçaklanarak öldürülmüştü.
- 17 Haziran 1994: Baş şüpheli O.J. Simpson, polisten bir Ford Bronco içinde kaçmaya çalıştı. Bu takip süreci, ulusal televizyonda canlı yayınlandı ve milyonlarca Amerikalı tarafından izlendi.

- 22 Temmuz 1994: O.J. Simpson, iki ayrı cinayet için de resmî olarak suçlandı. Simpson, suçlamaları reddetti; kefaletle serbest bırakılma talebi reddedildi.
- 24 Ocak 1995: Davaya katılacak jüri seçildi ve Yargıç Lance Ito’nun öncülüğünde yargılama süreci başladı.
- 28 Eylül 1995: Savunma ve iddia, kanıtları ve tanık ifadelerini sunmaya başladı.
- 3 Ekim 1995: Jüri, dört saat süren bir karar sürecinin ardından O.J. Simpson’ı her iki cinayet suçlamasından da beraat ettirdi. Bu karar, ülke çapında şaşkınlık ve tartışmalara yol açtı.
Bu süreci Los Angeles tarihine altın harflerle yazdıran ve hâlâ toplum okuması yaptırabilenler ise, davadaki birçok şaşırtıcı ve beklenmedik unsurdu. Öncelikle davanın başından sonuna kadar canlı yayınlanması, başta ABD’de tüm dünyada büyük bir izleyici kitlesi oluşturdu. Bu, mahkeme sürecinin bir medya gösterisine dönüşmesine zemin hazırladı.
- Bronco takibi: O.J. Simpson’ın Los Angeles’ın otobanlarında, polis tarafından kovalandığı anlar, tüm ülke tarafından televizyondan izlenenince, “dramatik” unsur güçlendi ve bu anların Amerikan popüler kültüründe ikonikleşmesiyle sonuçlandı. Bronco kovalamacası, 1994 NBA Finalleri’nin yayınını kesmiş ve tahminen 95 milyon kişi tarafından izlenmişti.
- Deri eldiven: Dramatik anlar devam etti; izlenmeler arttı. Simpson’ın “Rüya Takımı” (“Dream Team”) olarak betimlenen savunma avukatlarından Johnnie Cochran’ın mahkemede (cinayette kullanıldığı düşünülen) deri eldivenle ilgili yaptığı “Eğer eldiven [Simpson’ın eline] uymuyorsa, beraat etmelidir” ifadesi, dava sürecindeki en önemli anlardan biriydi. Eldivenin Simpson’a uymaması, jürinin kararını etkileyen kritik bir nokta olarak görüldü. Savunma ve iddia avukatları arasındaki bu “çekişmeli durumlar” davanın hukuki yönünü dramatize eden unsurlardı.
- Kardashian temsili: Robert Kardashian’ın O.J. Simpson’ın avukat takımında olması, daha sonra Kardashian ailesinin bir medya figürü olarak yükselişinde önemli bir rol oynadı. Milyonlarca kişi, gün boyunca televizyondan duruşmayı izliyordu ve davaya dahil olan önemli isimler bir anda ünlü oluyordu. Yani dava, ailenin kamuoyundaki tanınırlığını önemli ölçüde artırdı.

Jenner/Kardashian ve Simpson aileleri, tatil fotoğrafı
Bunlar, davayı hukuki bir süreç olmaktan çıkarıp medya, toplum ve—hatta DNA kanıtlarına ağırlık veren ilk büyük vaka olmasıyla—teknolojinin kesiştiği geniş çaplı bir fenomene dönüştürdü. Bunu, 2o16’da çıkan ve davayı konu alan televizyon dizisinin “başarısı” takip etti; The People v. O.J. Simpson: American Crime Story, açılış bölümüyle ABD’de 5,12 milyon izleyiciye ulaştı. Ayrıca 2016 Emmy Ödülleri’nde toplam 22 adaylık aldı ve 9’unu kazandı. Dizi, davanın toplumdaki etkisini öyle canlandırdı ki The New York Times’a yazılan bir inceleme, yapımın davayı “bugünkü toplumsal çatışmalarımız ve medya kültürümüzü doğuran” diye betimlemesine odaklandı.

O.J. davası ırkçılığa karşı bir zafer mi?
Bu dava ve etkileri, hâlâ bu kadar “ilgi çekici” çünkü jürinin O.J. Simpson’ı aklama kararı, siyahlara karşı sistematik ayrımcılık yapan bir hukuk sisteminde kazanılan bir zafer olarak görülmüştü. Bu bağlam, The Guardian’da yayımlanan bir makalenin de altını çizdiği gibi, yine 2016’da yayınlanan dizinin açılış sahnesiyle özetlenebiliyor:
“Bölüm, Nicole Brown Simpson ve Ronald Lyle Goldman’ın vahşice öldürülmüş bedenleriyle değil, birkaç yıl önce Los Angeles polisinin Rodney King’i acımasızca dövmesiyle başlıyor. [Bu sahne tercihi,] The People v OJ Simpson davasını, ırkçılıkla bölünmüş bir şehir bağlamına oturtuyor.”

Ek olarak, dizi, Simpson’ın savunma ekibine “Ben siyah değilim, ben O.J.’im!” diye itiraz etmesi sahnesiyle ırkçılığa odaklanan tonların performans değerini gösteriyor. Savcı Christopher Darden’ın komşusuna O.J. Simpson’ın ünlü biri olarak “fiilen beyazlaştığını” ifade ettiğinde, komşusu şöyle cevap veriyor: “Polisler peşine düştüğüne göre o artık siyah biri.”
Dolayısıyla bu “ilgi çekici” davanın, toplumdaki eşitsizliklerin, beyaz ayrıcalığına sahip insanlar tarafından bir retoriğe oturtulmasıyla kazanıldığını rahatça ifade edebiliyoruz—aynı, O.J.’in ölümünden sonra, aşırı sağcı grupların sosyal medyada onu bir “kahraman” olarak lanse ederek altını çizdiği gibi. Dolayısıyla bu durumun, güncel toplum dinamikleri de göz önüne alınınca, Audre Lorde’un fikirlerini karşıladığını düşünüyorum:
“Çünkü efendinin aletleri asla efendinin evini yıkmayacak. Onu kendi oyununda geçici olarak yenmemize izin verebilirler, ancak asla gerçek bir değişim yaratmamızı sağlamayacaklar. Irkçılık ve homofobi, bu yer ve zamanda hepimizin hayatının koşulları.”
Kutuplaşmış dünyanın başlangıcı
Bütün bunlar, 29 yıl önce dava sonucunu mahkeme salonunda canlı şekilde takip eden gazeteci Jonathan Freedland’ın, O.J. Simpson’ın hayatını kaybetmesi üzerine yayımladığı makalenin çıkarımına varıyor: Dava, medya ve ABD toplumundaki ırkçılık, kadın düşmanlığı, polis şiddeti ve ünlülerin etkisi gibi süregelen sorunların altını çiziyor. Kadına yönelik şiddet ve ırkçılık temelli adaletsizliklerin ele alınışındaki sistemik başarısızlıkları gözler önüne sürüyor; böylece, #MeToo ve Black Lives Matter gibi hareketlerin de bir nevi habercisi oluyor.
Rachel Louise Snyder’ın makalesi ise, Nicole Brown Simpson’ın sayısız yardım çağrısı ve aile içi şiddete uğradığına dair kanıtların (savunmanın stratejileri ve O.J. Simpson’ın “ünlü konumu” da dahil olmak üzere) çeşitli faktörler nedeniyle mahkemede yetersiz kalmasına bir sahne olduğuna odaklanıyor. Bu, adalet sağlama yolunda karşılaşılan zorlukları vurgulamasıyla kıymetli bir temsil alanı olarak görülebilir:
“Dava, zengin ve ünlülerin ayrıcalıklarını, adalet eşitsizliğini ve ABD’deki ırkçılık temelli kutuplaşmaları vurguladı. Sonuca rağmen, aile içi şiddet mağdurlarına yönelik farkındalık üzerinde önemli etkileri oldu.”
Yakın zamanlarda, Johnny Depp ve Amber Heard’ün davası da canlı yayınlanarak kamuoyunca takip edilmişti. O hâlde soruyorum: İçi rahat bir şekilde Amber’ın kadın düşmanlığına uğramadığını ve bunun dava sürecine etki eden toplum görüşünü şekillendirmediğini iddia edebilecek olan var mı?
Dolayısıyla bu dava ve gibilerinin etkilerinin, ABD’nin kültürel bağlamda “yumuşak gücünün” altını çizdiğini söylemek mümkün. Davalar, küresel hayranlığın bir temsili olarak görev görüyor; ekonomik, siyasi ya da eylemsel bir müdahale yok. Ancak cinayet hükümlerini etkileyebilecek sonuçları var.
Haftaya görüşürüz!
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
Aposto GündemHer sabah 06.30'da 5 dakikalık gündem özeti e-posta kutunda. Piyasalar, ekonomi, iş dünyası, politika, teknoloji ve hafta sonu ekleri; kısa, yalın, öz bir şekilde.
YAZARLAR

Alara Demirel
Editor in Chief @ Universal Friend Publishing

Aposto Gündem
Her sabah 06.30'da 5 dakikalık gündem özeti e-posta kutunda. Piyasalar, ekonomi, iş dünyası, politika, teknoloji ve hafta sonu ekleri; kısa, yalın, öz bir şekilde.
İLGİLİ OKUMALAR
“Gibi” ilgeci (edat) Türkçede çok sık kullanılan, cümleye benzetme başta olmak üzere eşitlik / karşılaştırma, zaman (hemen peşinden / anında), olasılık / tahmin ve örneklendirme anlamları kazandıran bir sözcüktür. Bu çok sevilen ilgeç, şarkı ve şiirlerde de her zaman hak ettiği yeri bulmuştur.






