Nedir ve ne değildir bu duygudaşlık?
Yunanca "'em"' ("içinde") ve "'patheia"' ("duygu, acı, hissetme, algılama") kelimelerinin birleşmesiyle oluşan duygudaşlık; Sigmund Freud'un teknik bir terim olarak kullandığı Almanca “einfühlung” kelimesinin tercümesi olarak türetilmiş.
“Aynı duyguları paylaşma, empati” (TDK) ve “Kişinin karşısındaki bireylerin duygu ve düşüncelerini sözlü/sözsüz iletişimle anlayabilme, ihtiyacı olan kişilere duygusal anlamda destek olabilme ve başkalarının duyguları ve davranışları arasındaki bağlantıyı kurabilme becerisidir.” gibi tanımlarla da karşımıza çıkıyor.
“Duygudaşlık. Mümkün mü bilmiyorum? Çok düşündüm. Kelime olarak değil ama hani benzer koşullarda olmak ve tahmin etmek ötekinin hislerini. Duygudaşlık varsa ortak bir zemin, anlayış ve yaşantı, temas vardır.” - Öğretmen, Hatay
Eğitimin farklı paydaşlarına duygudaşlık kelimesinin çağrıştırdıklarını sorduğumuzda “empati, sorumluluk, verimlilik, bir olma hâli, dayanışma, paylaşım, birliktelik, yargılamadan anlamak, adaptasyon, iyi niyet, dostlarla kocaman bir masa, yol arkadaşlığı” cevaplarını topladık.
Bu kavram, hepimizde farklı farklı zengin çağrışımlar yaratıyor. Bazense duygudaşlığı sempati kavramı ile karıştırabiliyoruz. Sempati, terim olarak karşıdaki ile aynı şeyleri düşünmek, yaşamak, hissetmek olsa da, bu kavram günlük dilde genelde normal olmayana duyulan acıma, üzülme duygusu olarak karşımıza çıkıyor. Halbuki duygudaşlık kişinin kendini karşısındakinin yerine koyması ve tamamıyla duygularını anlaması değildir. Karşısındakinin nasıl hissettiğini, düşündüğünü anlamaya çalışarak birlikte ortak şeyleri hissetmesidir. Karşıdaki için acıma duygusunu barındırarak hiyerarşi yaratmaz. Aksine, farklılıkları kabul eder ve önyargısız olarak hisleri, düşünceleri, ihtiyaçları anlamaya çalışır. Tek başına yeterli bir değer ve beceri değildir; tüm evrensel insanlık değerleriyle birlikte hak temelli yaklaşımla bütüncül olarak desteklenmelidir.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş


