Nihal Orhan

Nihal Orhan Anlatıyor
Nihal Orhan

“Bu kadar çok davanın adaletsizlikle sonuçlandığı bir ortamda, romanı bir mahkûmiyet kararıyla bitirmek istemedim.”

Çaylak... Polisiyemizin son dönemlerdeki en iyi örneklerinden biri. Özgün ve gerçek karakterler, yerinde bir mizah ve harika bir olay örgüsü barındıran son derece başarılı bir polisiye, bir kara roman... Nihal Orhan'la ödüllü romanı Çaylak üzerine okurlarımız için keyifli bir sohbet gerçekleştirdik. 

Öncelikle, polisiyeye ilginizin nasıl başladığını merak ediyorum.

On yıl önce öykü atölyesine gittim, o dönem karar vermiştim, öyküler yazdım ama gelmedi gerisi açıkçası. Yani bir şey yazmak istiyorum ama ne yazayım? Polisiye beni biraz sınırlayan bir alan olduğu için bunu uygulamaya dökebildim. Ve okuduklarım arasında polisiyenin hep arttığını gördüm yıllar içerisinde. Daha fazla polisiye dizi izledim. Sonra konu çok ufak bir fikir olarak başladı. Çok farkında olmadan el yordamıyla yazdım.

Romanınız Çaylak’ın özgün bir tavrı var. Başkarakter de öyle, ne kahraman, ne antikahraman. Dizilerden, filmlerden ve oradaki dedektif karakterlerden etkilendiği için konuşması, yürüyüşü, dosyaya bakışıyla bile özenti, buralı bir polis. Neler söylersiniz Sinan'la ilgili?

Son dönemde çok polisiye okudum, polisiye izledim. Ve söylediğiniz klişeler, beni biraz itmeye başladı. Ben böyle hissederken yazdığım bir kahramanın o şekilde olması mümkün değildi zaten. İşte, sisteme yenik, kaybetmiş, sonuca mutlaka ulaşan, adalet duygusu çok yüksek karakterler… O tür polislerin Türkiye’de çok fazla olduğunu düşünmüyorum açıkçası. Aslında her meslek için bu böyle. Suça, yolsuzluğa karışmış her meslek grubundan insan bir yana, görevini yapmadığı için yalnızca adaletsizliğe değil işlenecek yeni suçlara da alan açan onca kamu görevlisi varken… Ki kadına yönelik şiddet olaylarında en somut, en acıtıcı haliyle görüyoruz bunu… Bütün hayatını bir dosyaya vakfetmiş bir polisi, savcıyı dönüp dönüp yazmak bana artık biraz komik de geliyor açıkçası.

Çaylak'ın finalinde cinayetin detaylarını öğreniyoruz, katili biliyoruz ama yasal olarak cezalandırılmıyor. Okurun vicdanını rahatlatmıyorsunuz. Romanı bitirmek için neden böyle bir yol seçtiniz?

Aslında başta planlamamıştım, final tamamen romanı yazarken oluştu. Ama bence romanın gereğiydi çünkü gerçekçi bir şekilde ele almaya çalıştım. Ve istisnalar değil, geneli görmeye çalışıyorum his olarak. Bu kadar adaletsizliğin yaşandığı, isteyerek ya da istemeyerek, siyasi müdahaleyle veya hâkimin çok fazla umursamamasıyla bu kadar çok davanın adaletsizlikle sonuçlandığı bir ortamda, romanı bir mahkûmiyet kararıyla bitirmek istemedim.

Çaylak’ı çok iyi dengelenmiş, çok başarılı bir kara mizahı var. Bir polisiye romanda bunu yapmak zordur. Üstelik gerçeğin dışına çıkmadan yapıyorsunuz bunu.

Çok teşekkür ediyorum. En endişe ettiğim konu buydu. Ben yazdığımda gülüyorum ama başkası gülecek mi acaba?  Komik bulacak mı bunu? Bu duygu beni çok endişelendirdi. Çünkü bazen bir mizah çabası görüyoruz, okuru irkiltiyor. Dışarıdan göz çok önemliydi benim için, çok mutluyum şu anda. Çünkü aşağı yukarı ortalama bir kurgu yaptığımı, polisiye kısmını halledebildiğimi düşünüyordum. Ama mizah konusu beni hep düşündürdü.

Favori dedektifleriniz, polisiye yazarlarınız ya da eserler, seriler neler? 

Agatha Christie severim. Son derece zekice, parlak suç kurgularına bin bir çeşit insan hikâyesiyle, üstelik rahat, tatlı bir okumayla dahil oluyorsunuz. Doyle’a kıyasla onu okumayı daha çok seviyorum. Türk yazarlardan Emrah Serbes’in Her Temas İz Bırakır’ı en iyi polisiye romanlarından biri bence. Ahmet Ümit’in Sis ve Gece’si ve tabii ki Alper Canıgüz’ün Cehennem Çiçeği de en sevdiklerimden. Ayrıca Esra Türkekul’u çok beğeniyordum, hâlâ içimde bir yaradır. O dönem düşünmüştüm, keşke sevgimi, takdirimi belirtseymişim diye hayıflanıyorum.

Polisiye dizilerden önerileriniz neler olur? 

Unbelievable’ı çok beğendim. Son dönemin en iyi işi. Onun üzerine geçen bir şeyle karşılaşmadım açıkçası. Nispeten az bilinen iki diziyi de önermek istiyorum. Apple Tree Yard çok iyi bir dizi. Kurgusu, oyuncular, atmosfer… Müthiş mahkeme sahneleri de giriyor işin içine. Ve The Cry, o da Avustralya’da geçen etkileyici bir hikâye. Üçü de aynı zamanda harika birer kadın hikayesi. Yerli polisiyelerden de Masum. Şimdi ilk izleyişimi gülümseyerek hatırlıyorum, bir arkadaşımla hayranlıkla, bölüm sonlarında coşkuyla ayağa fırlayıp niyeyse alkışlayarak falan izlemiştik. Polisiye/polisiye dışı en iyi Türk dizilerinden biri olduğunu düşünüyorum.

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

NEREDE YAYIMLANDI?

BÜLTEN SAYISI

221B #3

Hayatın her alanındaki gizem, suç ve ceza kavramlarını içeren eserleri gastronomi, müzik gibi farklı bağlamlarla irdeleyen polisiye kültür bülteni.

07 Ara 2021

221B #3

YAZARLAR

İLGİLİ OKUMALAR