NORMLARIN ÖTESİNDE

NORMLARIN ÖTESİNDE

BERKHAN GÜNAYDIN

NBA, 2021/22 sezonunda 75. Yılını kutlamaya hazırlanırken, bir isim tüm NBA tarihinin üçte birine damga vurdu. Sıradan bir takımı, lig tarihinin en başarılı ve istikrarlı takımlarından birine dönüştürürken beş şampiyonluk kazandı. Hem de birbirine neredeyse taban tabana zıt iki farklı oyun anlayışıyla.

NBA yorumcusu Jordan Schultz, geçtiğimiz günlerde aldığı bir duyumu paylaştı ve en geç 2022/23 sezonu sonunda Gregg Popovich’in, ya da NBA çevrelerinin kendisine hitap ettiği şekilde Coach Pop’un, emekliye ayrılacağını yazdı. Bu da bir NBA efsanesini sadece bir veya iki sezon daha bench’te göreceğimiz anlamına geliyor.

Popovich, San Antonio Spurs’ün başındaki ilk on yılında NBA basketbolunun oynanış tarzına yön veren isimlerin başındaydı. İkinci on yılında ise basketbolun oynanış tarzına yön veremedi. Çünkü takımına öyle bir basketbol oynattı ki, benzerini bir daha başka hiçbir takım oynayamadı, hatta denemeye dahi cesaret edemedi.  

Normların İçinde

NBA’de 90’ların ortasından 2010’ların başına kadar oynanan basketbolu tanımlamak için şu terimler yeterli olacaktır: Sert savunma ve düşük tempolu yarı saha hücumu. 2000’lerin ideal takımı savunmada rakibini kötü şuta, hatta mümkünse top kaybına zorlayan, hücum süresini sonuna kadar kullanan ve en doğru şutu seçen takımdır. 

Erken atılan şutun, boş bir şut bile olsa, kötü bir şut olduğu kabulü o günlerden gelir. Günümüzde bir yorumcudan erken atılan şutun yanlış bir tercih olduğunu duyarsanız, bilin ki o yorumcu 90’larda Aydın Örs’ün Efes Pilsen’ini ve 2000’lerde Popovich’in San Antonio Spurs’ünü izlemiştir.  

2000’lerin Spurs takımı olmasaydı, NBA’de bu tarzın doğru basketbol olduğu kabulü büyük ihtimalle tedavülde bu kadar uzun süre kalmayacaktı. 2000’li yıllarda Los Angeles Lakers’ın Spurs’ten bir fazla şampiyonluğu olsa da bu on yıla ekol olarak damga vuran takım kesinlikle San Antonio’ydu. Coach Pop ve Spurs sadece o dönemin basketbol oynanış tarzını belirlemedi, NBA tarihinin akışını da on yıl kadar sekteye uğrattı.

2000’ler basketboluna en fazla nüfuz eden takım Popovich’in San Antonio’su ise, ona en fazla meydan okuyan takım da Mike D’Antoni’nin Phoenix Suns’ıydı. D’Antoni Phoenix’te dönemin kabul gören basketbol anlayışına zıt şekilde yüksek tempolu, pick and roll ve şuta dayalı bir oyun oynatıyordu. 

İki takım 2007 ve 2008 play-off’larında karşı karşıya gelirken her iki seriden de Spurs galip ayrıldı. 2007 yılında finale kadar gidip Popovich yönetiminde dördüncü şampiyonluğuna ulaşan Spurs, Phoenix Suns’ın hücum basketboluna dur dedi. 

Fotoğraf: arizonasports.com

Mike D’Antoni’nin o dönem Phoenix Suns’a oynattığı oyun, günümüzde oynanan tempo ve alan paylaşımına dayalı oyunun ilk örneği olarak kabul edilir. Coach Pop, sadece Suns’ı şampiyonluktan etmekle kalmadı, belki de Suns basketbolunun 2010’ların ortasından önce daha fazla takım tarafından benimsenmesini de engellemiş oldu.

Sert, sıkışık, yavaş ve her sayının ekstra zor olduğu basketbol tarzı kuşkusuz ki Spurs’ü başarıya taşıdı. Fakat bu oyundan hoşlanmıyorsanız, yalnız değilsiniz. NBA Finalleri’nin reytingleri 1974’ten beri tutuluyor. Bu 48 yıllık dönemde, San Antonio Spurs’ün 2003, 2005 ve 2007’de kazandığı üç final serisi sırasıyla en düşük dördüncü, üçüncü ve sekizinci reytinge sahip.

Normların Dışında

2007’de genç LeBron James’in Cleveland Cavaliers’ını final serisinde 4-0’la süpüren San Antonio ve Gregg Popovich için rekabetçi kalmaya devam ettikleri ancak en üst seviyeye çıkamadıkları yıllar başlamıştı. Bundan sonrası sadece düşüşün devam edeceği yıllar olacaktı. Düşük tempo ve sert savunma basketbolu artık hüküm sürmüyordu ve Gregg Popovich de “eski kafalı” bir koçtu, değişmezdi. Olaylar hiçbir şekilde böyle gelişmedi.   

Spurs’ün eski alışkanlıklarına devam etmeyeceği aslında 2010-11 sezonunda kendini göstermeye başlamıştı. Normal sezonu Batı Konferansı birincisi olarak tamamlayan ekip, savunma disiplinini bozmamış ancak hücumda topu daha fazla paylaşmaya başlamıştı.

2011 play-off’larında Memphis Grizzlies’e, 2012’de de Oklahoma City Thunder’a kaybetmişlerdi. İlki birinci turda, ikincisi konferans finalinde gelen iki sonuç da herkesi hayrete düşürdü. Bunun sebebi Spurs’ün normal sezon derecelerinden çok oynadığı basketboldan kaynaklanıyordu.

Takımın hücumdaki top trafiği o kadar ileri bir düzeydeydi ki, izleyenler sadece basketboldan zevk almıyor, “işte basketbol böyle oynanmalı” diyordu. Takımdaki oyuncuların değişimi, zaten basketbol IQ’su yüksek olan Tim Duncan, Manu Ginobili ve Tony Parker gibi isimlere Kawhi Leonard, Boris Diaw ve Tiago Splitter gibi oyuncuların eklenmesi bu değişimde önemli rol oynadı. Ancak Coach Pop’un oyuncularını en verimli şekilde oynatma vizyonu olmasa, San Antonio Spurs “çirkin basketbol” oynayan bir takımdan dünyanın en güzel basketbol oynayan takımına evrilemezdi. 

Ne var ki, bu kusursuz hücum makinesi sürekli bir noktada takılıyordu. Yoksa bu hikâyenin sonunda bir şampiyonluk yok muydu?

2013 Final Serisi’nin ardından bu sorunun cevabı “hayır” olacak gibi görünüyordu. Spurs, altıncı maça LeBron James’in Miami Heat’i karşısında 3-2 önde başladı. Ancak Ray Allen’ın artık NBA tarihinde yerini almış o meşhur son saniye üçlüğüyle maç uzatmaya gitti ve Spurs önce bu maçı, ardından da yedinci maçta şampiyonluğu kaybetti. Sıradan bir takım, böyle bir son yaşadıktan sonra travmayı atlatamayabilirdi. Neyse ki Spurs, sıradan bir takım değildi.

2013-14 sezonunda Spurs kaldığı yerden devam ediyordu. Final serisinde aldıkları dramatik mağlubiyet onları travmaya sokmak bir yana, daha da kamçılamış görünüyordu. 62-20’lik muhteşem normal sezon performansının ardından bir kez daha finale yürüdüler ve yine Miami Heat’i karşılarında buldular.

Bu sefer Miami Heat’in hiçbir şansı yoktu. Çünkü bu Spurs, dünyanın en güzel basketbol oynayan takımının son ve en gelişmiş sürümüydü. 4-1’lik final serisi skoru, Spurs’ün serideki hakimiyetini açıklamak için yeterli değil. Kazandıkları dört maçta Miami’ye ortalama 18 sayı fark atmaları durumu biraz daha iyi açıklıyor.

Popovich’in 2000’lerde oynattığı savunma basketbolunun aksine, 2010’larda oynattığı hücumda top trafiğine dayalı basketbol norm haline gelmedi. Gelemezdi de. Zira bu oyun için hem oyuncuların çok yüksek basketbol zekâsı ve konsantrasyona, hem de kenar yönetimin ciddi bir saha içi organizasyon becerisine sahip olması gerekiyor. Üstüne üstlük, ancak Popovich ağırlığında bir koç oyuncularını bu talepkâr oyuna ikna edebilir. Tüm bu faktörlerin bir araya gelmesiyse çok nadir görülür.

Gregg Popovich, sporda başarının tek bir formülü olmadığını iki ayrı dönemde takımına yaşattığı beş şampiyonlukla gösterdi. İlk on yılında normların içinde kalarak, sonraki on yılda ise normların dışına çıkarak San Antonio Spurs’ü yirmi yıl boyunca ligin en rekabetçi takımı haline getirdi. Kendi kariyeri ise alışılmış tüm normların ötesindeydi. Oyuncularıyla iletişiminden oluşturduğu takım kültürüne, hayata bakışından esprili demeçlerine kadar onunla ilgili yazılacak daha çok şey var. Şimdilik, onu saha kenarında görmeye devam edeceğimiz kısa sürenin keyfini çıkaralım.   

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

NEREDE YAYIMLANDI?

BÜLTEN SAYISI

🏀 This Is Why We Play #2

Yaşayan Efsane

19 Eki 2021

trtspor.com.tr

YAZARLAR

İLGİLİ OKUMALAR