Ortadoğu'da 'kayıkçı kavgası' nereye varacak?

SpektrumHer perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.
Düzensiz, karmaşık, anlaşılması zor bir durumu tarif etmek için Türkçede “Arap saçı” deyimi kullanılır. Deyim, işlerin çok karışıp çözümlenmesi zor bir hâl almasını ifade eder. İçinde inceden gizli bir ırkçılık barındırsa da tanımladığı coğrafya ve durumlar için bu doğrudur.
Evet, Ortadoğu tam böyle bir yerdir. Ve evet ona dair hâller, durumlar da büyük oranda “karmaşıktır.” Benim gibi bu hâlin seveni de çoktur. Ta ki silahlar patlayana kadar... Ortadoğu o zaman Zülfü Livaneli’nin Huzursuzluk’ta söylediği gibi bir “harese” hâlinin kollarına çekilir. Arapça "harese" kelimesi hırs, haris, ihtiras, muhteris sözleriyle aynı kökten türemiştir:
“Develerin çölde çok sevdikleri bir diken vardır. Gördükleri yerde o dikeni koparır çiğnemeye başlarlar. Keskin diken devenin ağzında yaralar açar, o yaralardan kan akmaya başlar. Tuzlu kan dikenle karışınca bu tad devenin daha çok hoşuna gider. Böylece yedikçe kanar, kanadıkça yer, bir türlü kendi kanına doyamaz ve engel olunmazsa kan kaybından ölür deve. Bütün Ortadoğu’nun âdeti budur. Tarih boyunca birbirini öldürür ama aslında kendini öldürdüğünü anlamaz. Kendi kanının tadından sarhoş olur.”
İşte bu olduğunda Ortadoğu’nun karmaşıklığı sadece bölgede yaşayanlar için değil, tüm dünya için bir depreme dönüşür.
- Ve fakat, çeşitli güvenlik riskleri yaratsa da Ortadoğu’daki çatışma, petrol fiyatlarını etkilemediği ya da 2008’de İsrail’in Gazze’yi bombalaması sonrasındaki %8 gibi "kabul edilebilir” bir oranda artırdığı sürece, dünya tarafından görmezden gelinebilir. Şiddetine göre sallantı, etki alanını genişleterek bölgede herkesi kapsayacak hâle gelir ancak bölge dışındaki başkentlerde yıkım yarattığı çok görülmemiştir.
Dolayısıyla bölgedeki çatışmalara biraz buradan bakmak gerekir. Durum buyken de iş genelde bir kayıkçı kavgasına döner. Artık kaç yıl sürerse...
İsrail’in hedefi, İran’ın direniş ekseni
Bu açıdan Hamas’ın 7 Ekim saldırıları her ne kadar "Ortadoğu’nun 11 Eylül'ü" olarak kabul edilse de etkisi açısından kıyaslama yapılamaz. İsrail, hâlihazırda tüm aktörlerine karşı onlarca yıldır tarafı olduğu bir çatışmayı ABD ve müttefikleri gibi “terörizmle savaş” adıyla yeni bir doktrin olarak tanımlayamaz.
Bununla birlikte: Tüm bölge, İsrail’in işgal politikasıyla Şii yayılmacılığı arasına sıkışmış vaziyette. İsrail sürekli olarak İran’ın direniş hattını kırmaya çalışıyor.
- Soli Özel’in Aposto’daki son yazısında belirttiği gibi Hizbullah lideri Nasrallah, güç körleşmesi ve kibir yüzünden Hamas meselesinde de asıl hedefin kendisi ve kendisi üzerinden İran’ın “direniş ekseni” olduğunu anlamadı ve duruma uygun davranmadı.
İsrail daha önce, aralarında Ortadoğu’da İran’ın vekalet savaşı yürüttüğü tüm bölgelerdeki gölge komutan olduğu iddia edilen Kudüs Gücü Komutanı Kasım Süleymani’nin de olduğu Devrim Muhafızları’nın üst düzey komutanlarını vurmuştu. Hatta savaşta dahi olmayacak bir saldırı yapılmış, Suriye’deki büyükelçilik vurulmuştu.
İran’ın tüm bunlara tepkisi adeta “göstermelik” olmuştu. Hatta, Hamas lideri Haniye’nin Tahran’da öldürülmesine halen bir yanıt verilmemişti. Ancak İran, Nasrallah’ın öldürülmesine ve İsrail’in Lübnan’a giriştiği kara operasyonuna tepki vermek zorundaydı. Çünkü üzerinden vekalet savaşı yürüttüğü örgütlerin moral motivasyonu sağlam tutmalıydı.
Diğer taraftan: İran’ın dinî lideri Hamaney’e direk bağlı olan Nasrallah’ın öldürülmesinden sonra misilleme yapmama lüksü zaten yoktu. Bu hem İsrail karşısında büyük bir yenilgi olurdu hem de hükümeti içeride Mollalara karşı zorlardı. Dolayısıyla İran yapması gerekeni yaptı.
Ancak, saldırının hemen sonrasında açıklama yapan İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, İsrail'e yönelik operasyonun sona erdiğini açıkladı ve "Eylemlerimiz tamamlanmıştır, tabii eğer İsrail rejimi misilleme yapmaya karar vermezse. Böyle bir durumda yanıtımız çok daha güçlü ve sert olacaktır” demekle yetindi.
İran tüm kışkırtmalara rağmen “şimdilik” savaş istemiyor çünkü:
- İran kapasitesinin tamamını göstermiyor, İsrail'i gerçekten ağır bir misillemeyi meşrulaştıracak şekilde vurmuyor.
- Aslında İran’ın savunma ve saldırı gücü, füze kapasitesi üç aşağı beş yukarı kestirilse de o füzelerle ilgili operasyon kabiliyeti, füzeler mobil ve yeraltında olduğu için net olarak bilinemiyor.
Bu da en azından İsrail tarafından İran’a topyekün bir saldırıyı engelliyor. Yani İran bu açıdan nispeten rahat.
Sabır diplomasisi: İran, ABD seçimlerini bekliyor
Ancak İran’ın tüm kışkırtmalara rağmen “sabır diplomasisi” yürütmesinin başka iki nedeni daha var:
- İran, 5 Kasım’da yapılacak Amerikan seçimlerini bekliyor.
- Bu seçimin sonucunda ortaya çıkacak iktidarın tavrını değerlendirerek Batı'yla masaya oturma fırsatını kolluyor.
Kuvvetle muhtemel İran’ın yeni yönetimi olası bir müzakere ortamında ambargolardan kurtularak dünyanın geri kalanıyla ekonomik entegrasyon ihtimalini zorlayacak. Hem kendini dünyada “parya devlet” olmaktan kurtaracak, hem de ekonomik ve sosyal olarak bunalmış halkını rahatlatacak.
Zira İran’da uzun zamandır orta halli ve düşük gelirli İranlılar, yüzde 30-50 bandına gidip gelen enflasyon, artan gıda ve konut fiyatları ile para biriminin sert bir şekilde değer kaybetmesi üzerine ağırlaşan ekonomik sıkıntıların yükünü omuzlamak zorunda kalıyor. Çatışma ihtimalinin ekonomiyi daha da zora sokmasına ise kesin gözüyle bakılıyor.
- Savaşın stratejik ya da taktik değil aslında lojistik bir mesele olduğunu bilenler için bu durum, İran’ın çatışmaya ya da savaşa isteksizliğini açıklıyor.
ABD’nin ekonomik ve buna bağlı sosyal kırılganlıklarından faydalanarak İran’daki huzursuzluğu tetiklemek için İsrail’in kışkırtıcı saldırılarına göz yumacağından şüphe etmemiz içinse neden yok.
Bu ihtimalleri de göz önünde bulundurmakla birlikte İran aynı zamanda eğer dünyayla yeni bir entegrasyon ihtimali doğmazsa büyük olasılıkla kendi bekasına nihai bir garanti olarak nükleer kapasitesini olası bir savaştan önce mümkün olduğunca geliştirmeye çalışacak.
- Yani İsrail ne zaman İran’ın nükleer kapasitesine yönelik yıkıcı bir faaliyette bulunursa çarşı ancak o zaman karışır.
Netanyahu savaş sayesinde gücünü perçinledi
Çatışmanın diğer tarafında ise 7 Ekim saldırısının birinci yılı var. Eylül 2024 itibarıyla Hamas’ın elinde hâlâ 101 rehinenin bulunduğu açıklandı. Dolayısıyla İsrail’de Netanyahu ve hükümet çok zor bir anma günü geçirdi.
İsrail şu anda başında "dinci faşist bir çete" bulunsa da bir parlamenter demokrasi. Bu da demek oluyor ki hükümetteki koalisyon dışındaki partiler parlamentoda bir yıllık harekatın bilançosunu ve hesabını sorabilirler.
- Ne var ki 7 Ekim’den önce yolsuzluktan yargılanıp cezaevine girmesi beklenen Netanyahu’nun popülaritesi, Hizbullah saldırıları sonrası artmaya başladı.
En büyük siyasi rakibi olarak görülen eski Likud üyesi, şimdinin “ulusal sağ”daki Yeni Umut partisinin lideri Gideon Sa’ar’ın daha önce savaş kabinesinde bakan yapılmadığı için ayrıldığı koalisyon hükümetine 29 Eylül'de geri dönmesinin ise Netanyahu'yu güçlendirmesi bekleniyor. Sa’ar’ın bu geri dönüşü "Şu anda yapılması gereken vatansever ve doğru şey” diyerek açıklaması ise İsrail’de savaşın siyaseti belli oranda değiştirdiğinin göstergesi sayılabilir.
Savaşın kontrolü 'İsrail Devleti'ne geçti
Savaş’ın kontrolü Netanyahu ve ekibinden “İsrail devleti”ne geçmiş gibi görünüyor. Son dönemdeki operasyonlardan İsrail güvenlik mekanizması tarafından bütünlüklü bir yaklaşımla ciddi bir hedefleme ve planlama yapıldığı anlaşılıyor.
Bu anlamda Hizbullah’ın çağrı cihazlarının patlatılması, sonrasında olacaklar için de bize işaret veriyor. Soğuk Savaş’tan kalma bir casusluk yöntemiyle, yıllarca uğraşarak, kaynak ayırarak sızmayı başardığın, dijital olarak da sızamadığın bir ağdaki SIGINT ve muhaberatı direkt takip etmeye artık ihtiyacın yoksa bir adım sonrasında o ağı tamamen yok edeceksin demektir.
Dolayısıyla İsrail’in saldırı sonrasında ne yapacağı aşağı yukarı belli. Yukarıda da bahsettiğim gibi yapabilirlerse İran direniş eksenini ve vekil silahlı güçleri etkisiz hâle getirene kadar durmayacaklar. Sırada Suriye, Irak ve Yemen’de İran silahlı varlığına yönelik saldırılar olabilir.
Ancak İsrail'in bunu yapabilmesi için giderek daha uzağa güç yansıtması gerekiyor. Örneğin Güney Lübnan'da bir tampon bölge oluşturabilmesi için burayı koruyabilmesi, bunun için de Beyrut’a kadar karadan girmesi gerekiyor.
Tarih merakı olanlar, şüphesiz bunun İsrail için daha büyük sorunlar yaratacağını anlayacaktır. İsrail’in 1982’de Hizbullah’ı yaratan bu filmi yeniden çekecek, bunun yaratacağı sorunlarala baş edecek politik direnci ve ekonomik gücü var mı, hayli şüpheli.
Kimsede topyekûn savaş için para yok
Zira daha büyük bir çatışma açısından İran’ı zorlayan koşullar İsrail için de geçerli. En zengin OECD üyelerinden biri olan İsrail’in ekonomisinde 7 Ekim saldırısı sonrasında çok keskin bir yavaşlama gözlemleniyor.
- İsrail Bankası 2024 yıllık büyüme rakamı tahminini %2.8’den %1.5’e düşürdü.
- Uluslararası kredi derecelendirme kuruluşu Fitch, Ağustos 2024’te İsrail'in kredi notunu A+’dan A’ya indirdi. Kurum, buna neden olarak savunma sanayi harcamalarının bir önceki yıl gayrisafi millî hasılanın %4.1’i olan mali açığı %7.8’e çıkarmasını gösterdi.
- Yine İsrail Bankası, sadece Gazze’deki katliamın İsrail'e faturasının 2025’te 67 milyar dolara ulaşacağını söylüyor.
Diğer taraftan İsrail’de pek çok şirket, yeni projeleri ertelerken personel sıkıntısı, tedarik zincirindeki aksaklıklar ve azalan güven nedeniyle zorluk yaşıyor. Batı Şeria’dan her gün İsrail’e çalışmaya gelen 140.000 kişinin geçişleri de 7 Ekim sonrası durduruldu.
60.000 kadar İsrailli şirketin 2024 bitmeden kapanmak zorunda kalabileceği tahmin ediliyor. Turizm, İsrail ekonomisi için gelir getiren ana kaynaklardan biri olmasa da turist sayısındaki düşüşün otellerin en az %10’unun kapanmasına yol açacağı konuşuluyor.
İsrail dünyada yalnızlaşıyor
İsrail uluslararası alanda da giderek artan bir tecrit altında. Yalnızlaşıyor. Uluslararası mahkemeler, İsrail'i soykırımdan yargılayıp yargılamamayı değerlendiriyor. Başbakan ile Savunma Bakanı hakkında Gazze’deki katliamlar nedeniyle insanlığa karşı suç işledikleri iddiasıyla arama emri çıkartılması isteniyor.
- Yani Netanyahu'nun nihai dayanıklılık testi de henüz karşısına çıkmamış olabilir.
İşin “büyük devletler”, “bölgede denge tutanlar” ve uluslararası organizasyonlar ayağındaysa durum tanıdık. ABD seçimleri öncesi iki başkan adayı da Yahudi lobisinin desteğini kaybetmeyi göze alamayacağından İsrail’e destek açıklamaları yapıyor.
Öte yandan: Kasım'daki seçimlerin ardından görevi bırakacak ABD Başkanı Joe Biden, İsrail'in İran'a ait nükleer tesislerini hedefleyeceği bir saldırıyı ABD'nin desteklemeyeceğini ifade ederek İsrail'in İran’a "orantılı" bir karşılık vermesi gerektiğini belirtiyor.
- İsrail, Suriye’ye olası bir saldırı için de Rusya’yı hesaba katmak zorunda.
- Fransa Lübnan’da korumacı statüsünde ancak ateşkes çabaları boşa gittikten sonra bir şey yapmıyor.
Diğer taraftan, İsrail’in Hamas ve Hizbullah’ı, yani iki temel düşmanı vurması Körfez’de birçok Arap ülkesinin işine geliyor. Suudi Arabistan, İsrail’in Lübnan saldırısından hemen sonra önceliğinin kendi ülkesinin çıkarı olduğunu açıkladı bile.
Genel Sekreteri İsrail tarafından “istenmeyen adam” ilan edilen ve ülkeye alınmayacağı belirtilen Birleşmiş Milletler ise her zaman yaptığı gibi hiçbir şey yapmıyor.
Ezcümle: Dünyanın hâli de böyleyken çatışma şimdilik kendi dinamikleri ile seyrediyor. İki tarafın özel koşulları düşünüldüğündeyse son saldırılar, öncekilere benzer şekilde sınırlı kalacak, şimdilik iki taraf da birbirini tarta tarta, sabrının sonuna kadar sınayıp orada duracakmış gibi görünüyor.
Yani dört gözle bölgesel savaş çıksın diye bekleyenler ellerindeki savaş borazanlarını sakince yere bırakabilir.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
SpektrumHer perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.
NEREDE YAYIMLANDI?
7 Ekim saldırıları ve 1 yıldır genişleyen savaş. ABD seçimlerine İsrail müdahalesi kuşkusu. Tunus'ta zor seçim, kolay galibiyet. İngiltere'nin Afrika'daki son kolonisi. AB'de Çin ile ticaret çatlağı. Haiti'de çete katliamı.
08 Eki 2024

YAZARLAR

Utku Başar
İstanbul Bilgi Üniversitesi’nde Uluslararası İlişkiler okudu. Aynı bölümde yüksek lisans yaparken Mehmet Ali Birand’ın teklifiyle gazeteciliğe başladı. 32. Gün belgeselleri ile birlikte CNN Türk Dış haber servisinde çalışırken CNN International ve farklı uluslararası yayın organizasyonları için prodüktörlük yaptı. 2004’te muhabir olarak girdiği 32. Gün’ den 2013’te genel yayın yönetmeni olarak ayrıldı. 2013-2015 arası CNN Türk’te kendi haftalık belgesel programını hazırlayıp sundu. Ulusal ve uluslararası şirketler için kıdemli pazarlama iletişimi danışmanı olarak çalıştı. Maya Vakfı’nın diplomasi ve operasyon direktörlüğünü, Deniz Temiz Derneği Turmepa’ nın genel müdür yardımcılığını yaptı. Aralarında 140 Journos, Reflekt, Habertürk gibi kurumların bulunduğu geleneksel ve dijital yayıncılar için strateji - içerik - yayın danışmanlığı ve yöneticilik yaptı. Aralarında Al Jazeera, Maclean’s, DW/+90 ve 12 Punto’nun da bulunduğu çeşitli ulusal ve uluslararası yayın kuruluşlarına serbest gazeteci olarak katkıda bulundu. Kampanya bazlı siyaset ve stratejik iletişim danışmanlığı yapıyor, uluslararası ve ulusal askeri tatbikatlarda StratCom ve medya SME olarak çalışıyor. resaid’in kurucularından.

Spektrum
Her perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.
İLGİLİ OKUMALAR
Demokrasi krizleri ilk bakışta afetlerle ilgisiz görünebilir. Oysa afet yönetimi literatürü tam tersini söylüyor. Türkiye'de de mutlak butlan kararıyla birlikte, belediye başkanlarının tutuklanmasıyla derinleşen siyasi gerilim sürecine bir kurumsal belirsizlik daha eklendi. Türkiye’nin deprem gerçeği ise durduğu yerde duruyor.
23 Tem 2026

CHP Genel Başkanlığı'ndan uzaklaştırılan Özgür Özel'in 83 milletvekilinin katıldığı son grup toplantısında yeni parti hazırlıklarını duyurmasının ardından partide art arda istifalar yaşandı. CHP'den istifa eden üyeler, neden istifa ettiklerini ve bundan sonra nasıl bir yol izleyeceklerini Aposto'ya anlattı.

Westminster siyasetinin geleneksel işleyişine karşı halk arasında biriken öfke, kendini Londra merkezli sistemin dışından geliyormuş gibi konumlandıran eski Manchester Belediye Başkanı, yeni Başbakan Andy Burnham için ilk aşamada bir avantaj sağlıyor şüphesiz. Ancak şimdilik adeta “İngiliz siyasetini kurtaracak bir halk kahramanı olarak selamlanan ve yüceltilen” karizmatik lider Andy Burnham için en büyük sınav, göreve geldikten sonra rüzgar tersten estiğinde ülkesi için anlattığı hikayeye tutunup tutunamayacağı olacak.

Türkiye ile KKTC arasında imzalanan mutabakat zaptıyla iki ülkeyi denizin altından bağlayacak doğalgaz boru hattı için çalışmalar resmen başladı. Doğu Akdeniz gaz havzası sadece Kıbrıs (Rum ve Türk kesimi olması bağlamından bağımsız) için değil, Mısır ve İsrail’de dahil olmak üzere son dönemde öne çıkan, doğalgaz rezervleri açısından da oldukça önemli bir havza. Peki bu adımın getirileri ne olabilir?

Ahbap Derneği soruşturması, Türkiye'de milyonlarca kişinin bağış yaptığı dernek ile vakıflara ilişkin güven ve şeffaflık tartışmalarını gündeme getirdi. Peki bir derneğe bağış yapmadan önce nelere dikkat edilmeli? Bir derneğin güvenilir olduğu nasıl anlaşılır?




