Osmanlı Devleti’nin Son Dönemlerinde İstanbul’da Suç

Bu ayın konuk yazarı Kafkas Üniversitesi Tarih Bölümü Öğretim Üyesi Tolga Akay. Kendisi gündelik hayatın "karanlık" kısmı olan, Osmanlı'nın son dönemlerinde İstanbul'daki suçu anlattı.
Osmanlı Devleti’nin Son Dönemlerinde İstanbul’da Suç

Yazı: Tolga Akay

İki imparatorluğa ev sahipliği yapan İstanbul, hemen hemen her devir kalabalık, kozmopolit, kontrolü zor bir şehirdi. Osmanlı Devleti döneminde de İstanbul muhtemelen Osmanlı coğrafyasının en güvenlikli şehirlerinden biri değildi. Ölümcül geniş çaplı yangınlar, deprem tehlikesi, salgın hastalıklar, büyük oranda yeniçerilerin sebep olduğu kitlesel şiddet ve ayaklanmalar, devletin kolektif cezalandırma yöntemleri ile ölüm her an kapıyı çalabilirdi.

Osmanlı başkenti İstanbul, büyük bir orduya ev sahipliği yapıyordu, bir liman kentiydi ve sürekli olarak bireysel veya kitlesel iç ve dış göçlere maruz kalıyordu. Bu özellikler, İstanbul’da asayişin berkemal olmasını zorlaştıran unsurlardı.

Yeniçeri Ocağı’nın kaldırılması sonrası, şehrin siyasi iklimindeki yumuşama, 19. yüzyılın ortalarından itibaren kurulan kolluk kuvvetleri, kent dokusunda yaşanan fiziki dönüşüm İstanbul’u daha güvenli bir şehir hâline getirmiş olmalıdır. Osmanlı Devleti’nin son 15 yılında, II. Meşrutiyet ile başlayan ve Osmanlı Devleti’nin tarihe karışmasıyla son bulan süreçte ise şehrin yeniden bir şiddet sarmalına girdiği söylenebilir. Artık çorba kazanı devirerek ayaklanan yeniçeriler korku salmıyordu ancak bireysel suçlarda bir artış söz konusuydu. Bu artış Dünya Savaşı ve mütareke yıllarıyla doğrudan bağlantılı olsa da şehirde suç üretecek potansiyel zaten mevcuttu.

Kaynak: Polis Mecmuası

Polislere mesleki bilgiler sunmayı amaçlayan Polis Mecmuası’nda dönemin sabıkalı suçlularına da yer verilir, bir yönüyle suçlular teşhir edilirdi. Bilindiği gibi Osmanlı toplumunda teşhir, utandırma da bir ceza yöntemiydi. Bazı suçlular eşeğe ters bindirilerek sokak sokak gezdirilirdi. Polis Mecmuası’ndaki bu uygulamaya bir yönüyle polisi bilgilendirme bir yönüyle de bu teşhir geleneğinin devamı olarak bakılabilir. Resimde dönemin İstanbul’unun bazı sabıkalıları görülüyor.


İstanbul’un en büyük sorunlarından biri yolların karanlık, dar ve dolambaçlı yapısıydı. Bu, polis kontrolünü zayıflatıyordu. II. Abdülhamid 20. yüzyılın başlarında İstanbul içerisinde otomobil kullanmayı yasaklarken sadece güvenlik endişesini değil yolların darlığını da gerekçe göstermişti. Aslında Osmanlı Devleti Tanzimat’la birlikte modern batı kentlerinde olduğu gibi ızgara şeklinde birbirini kesen, geniş yolların bulunduğu kent yapısına geçmek amacıyla birçok kapalı mahalleyi ortadan kaldırmaya çalışmıştır (bunda İstanbul’da sık sık görülen büyük yangınların etkisi de yadsınamaz). Dolayısıyla İstanbul’un kentsel yapısındaki kısmi dönüşüm, eskinin kontrolü zor, çıkmaz sokaklı, içe kapanık mahalle yapısını birer güzergâha dönüştürdü.

İstanbul’da ekonomik ve sosyal karmaşaya yol açan etmenlerden bir diğeri, şehrin yoğun göç alan konumuydu. İstanbul, 19. yüzyıldan itibaren toprak kayıplarıyla beraber Kırım, Kafkasya ve Balkanlardan yoğun bir göçe maruz kalmıştı. Ekonomik sebeplerle gerçekleşen iç göçler de buna eklenmelidir. İstanbul’a yolu düşen Avrupalı seyyahların dikkat çektikleri şeylerin başında, şehrin canlılığı ve kozmopolit yapısı gelir. Crawford, dünyada bu kadar farklı insanın bir araya toplandığı; omuz omuza yaşadığı başka bir şehir yoktur der. 

İstanbul’da asayişi berkemal kılmanın önündeki en büyük engellerden biri de bekârlardı. Osmanlı devrinde bekâr kavramının henüz evlenmemiş anlamını aşan bir çağrışımı bulunmaktaydı. Osmanlı Devleti’nin eski devirlerinde de suça en meyilli grup olarak görülen bekârlar, devletin en hoşuna gitmeyen gruplardan biriydi. Devlet için taşrada göçebeler ne ise şehirde bekârlar oydu. 20. yüzyıl başlarında da bu durum çok değişmemişti.  Bir çalışmada 1907’de İstanbul hanelerinin %21’inin bekârlardan oluştuğu ortaya konulmuştur. Bekârlar özellikle şehrin ahlak ve düzeni açısından tehdit olarak görülmekteydi. Tulumbacı, kayıkçı, hamal gibi sınıflar da devlet açısından dikkat edilmesi gereken gruplar olarak değerlendirilirdi.

Elbette başta İstanbul olmak üzere Osmanlı Devleti’nin Batı’ya yaklaştığı son dönemlerinde kültürel ve sosyal yapıdaki değişim kent dokusunu değiştiren unsurlardandı. Tüketimin göz önünde yapılır olması, meyhane gibi Osmanlı kentlerinde bulunan fakat sayıları sınırlı mekânların türemesi dikkat çekilen hususlardandır. Meyhaneler eski dönemlerde zaman zaman yasaklanmış, zaman zaman da açılmalarına izin verilmiş mekânlardı. Tanzimat’tan sonra ise mantar gibi artmışlardı. 20. yüzyılın başlarında artık oldukça yaygındı ve Müslümanlar da müdavimler arasına katılmışlardı.

Sarhoşluk kaynaklı aşırılıklar, seks işçiliği vb. suçlar, aydınlatmanın eşit dağılım göstermediği kentte suç için uygun fırsatlar sunuyordu. Başta Galata ve Pera gibi meyhane sayısının fazla olduğu semtlerde sarhoşluk kaynaklı darp, yaralama ve cinayetler Osmanlı gazetelerinde sıkça yer alan sıradan haberlerdendi. Suçun işlenişinde elbette savaş dönemleri, siyasi açıdan gerilimli zamanlar ve Ramazan, paskalya gibi dini bayramlar risk oluşturmaktaydı. Bayramlar hırsızlık, kavga gibi olayların ortaya çıkması için elverişli kalabalıkları yaratıyordu. Geceleri de hırsızların en sevdiği zaman dilimiydi.

Kaynak: Polis Mecmuası

Osmanlı Devleti’nde polis teşkilatının sayı, nitelik ve yetki bakımından güçlü bir durumda olduğu söylenemez. Yine de dönemin teknolojisine ayak uydurmak için çalışmalar yapılıyordu. Fotoğrafta parmak izi tekniği üzerine bilgi verilmektedir.


İstanbul’da suç olaylarındaki belirgin artış ise I. Dünya Savaşı yılları ve akabindeki işgal döneminde yaşanmıştı. Savaş İstanbul’un ekonomik ve sosyal yapısında büyük bir yıkım meydana getirmişti. Enflasyon ve aşırı fiyat artışlarıyla açlık ve sefalet kol gezmeye başlamıştı. Ekmek 5 paradan 55 paraya fırlamış, fiyat artışları ve temel gıda maddelerindeki yetersizlik, devletin memurlara maaş ödeyememesi gibi durumlar sosyal çözülmeyi de kaçınılmaz hâle getirmiştir. Özellikle seks işçiliğinde büyük artış görülmesi dönemin yazarları tarafından sık sık dile getirilmişti. Savaştan sonra İstanbul’un maruz kaldığı yoğun iç göçe Rus devrimi akabinde binlerce Beyaz Rus da eklenmişti. Osmanlı toplumu pavyon, gece kulübü gibi yeni mekânlarla tanışmış, kokain gibi uyuşturucuların kullanımı yaygınlaşmıştı. Devlet kontrolünün zayıflaması kahvehane, meyhane gibi mekânlarda kumar oynatılmasını kolaylaştırıyor, artan kumar alışkanlığı sosyal ve ahlaki çöküntüyü körüklüyordu.

1918 sonrasında işgal yıllarında İstanbul’da suçun artmasının en önemli nedenlerinden biri elbette işgal güçlerinin tavırlarıydı. İngilizlerin kurduğu polis teşkilatı şehirdeki Rum ve Ermenileri kanatları altına almıştı. Bu özellikle Beyoğlu gibi semtlerde Müslümanlara yönelik şiddeti artırmaktaydı. Aslında bu durum işgal yıllarına da özgü değildi. Galata meyhanelerini dolduran, Osmanlı kanunlarını hiçe sayan ve illegal işlerle uğraşan birçok Rum ve Ermeni, kapitülasyonlardan dolayı on yıllardır Avrupa sefaretlerinin koruması altındaydı ve Osmanlı makamlarının bunları cezalandırması pek kolay değildi. İşgal yıllarına dönecek olursak işgal kuvvetlerinin hukuksuz davranışları ve devlet kurumlarının işlevsiz kalması İstanbul halkı için zor bir süreci başlatacaktı. İstanbul’da asayiş ortadan kalkmış, hırsızlık ve gasp gibi olaylarda ciddi artışlar yaşanmıştı. Özellikle Müslüman ahaliye saldırılar artarken, kadınlar sokağa çıkamaz hâle gelmiş, çetecilik şehre inmişti.

Peki, İstanbul’un son dönemlerinde artan suç türleri nelerdi? Esasında hemen her suçta artış görülüyordu. Ancak hırsızlık ve darp-yaralama suçları başta geliyordu. İstanbul’da 1915-1925 arasında işlenen her 100 suçun 36’sını hırsızlık, 30’unu da darp-yaralama oluşturuyordu. Bu iki suç türünü yankesicilik, dolandırıcılık, gasp, cinayet, cinsel suçlar takip ediyordu.

Kaynak: Polis Mecmuası

İstanbul’da çok görülen suçlardan biri de kasa hırsızlığıydı. Resimde Galata’da Naum’un kasasını soyarlarken iş üstünde yakalanan kasa hırsızları gösterilmektedir. Yakalarına numara yapıştırılan hırsızların biri de Fransa vatandaşıydı. Özellikle nitelikli hırsızlıklarda yabancılarla karşılaşmak mümkündü.


Hırsızlık; kasa hırsızlığı, hane hırsızlığı, yankesicilik, mantarcılık, tırnakçılık, kalpazanlık, karmanyolacılık şeklinde sınıflandırılabilir. Kasa hırsızlığı, yankesicilik gibi daha meziyet isteyen suçlar yanında gasp, karmanyolacılık gibi şiddet içeren hırsızlık türleri de yaygınlaşmıştı. Ancak bu suçları işleyenler sadece Osmanlı vatandaşları değildi. İstanbul’da İtalyan, Yunan, Hırvat, Afrikalı birçok yabancı hırsızlık suçuna karışmıştı. Dolayısıyla Osmanlı’da suçun artmasında savaş ve işgal yılları gibi kaos dönemleri belirleyicidir. Ancak 19. yüzyılın sonlarından itibaren İstanbul’da kültür hayatında yaşanan değişim, zenginliğin dışa vurularak gösterişin artması, kitleler arasındaki ekonomik uçurumun belirgin hâle gelmesi, İstanbul’un doğudan ve batıdan yoğun göçe maruz kalması bir o kadar etkiliydi. Darp, yaralama, cinayet gibi suçlarda ise Sunata’nın ifade ettiği gibi Osmanlı Devleti’nin I. Dünya Savaşı’nda yenilmesi ve şehrin işgal edilmesi ile Müslümanlar ve gayrimüslim vatandaşlar arasındaki bağ kopmuş, taraflar arasındaki şiddet artmıştı. Diğer taraftan şehirde on binlerce işsiz nüfusun bulunması suç açısından belirgin bir risk barındırmaktaydı.

İstanbul’da suçla ilgili daha güvenilir istatistiklerin mevcut olduğu 1915 yılından 1925 yılına kadar işlenen suçların tutulduğu istatistiklerden yola çıkılarak hazırlanan grafikte görüldüğü gibi I. Dünya Savaşı sonrası başlayan süreçte suç âdeta İstanbul’un kangren bir sorununa dönüşmüştü. Aylık ortalamalar 1918 yılından itibaren yükselmiş ve suç 2-3 katı oranında artmıştı. Öyle ki 1920’lerde İstanbul’da işlenen suç sayısıyla günümüz İstanbul’unda işlenen suç sayısı oransal olarak yakındır. Bu durum 1925 yılına kadar da devam etmişti. Bu artışta yukarıda sayılan sebepler yanında zayıflayan devlet kontrolü ve başıboşluğun etkisi büyüktü. Ara ara çıkarılan genel aflar, suçlularda, işledikleri suçların cezasız kalacağı fikrini doğurmuştu. Sonra Cumhuriyet yavaş yavaş kontrolü ele almış ve suç sayıları da düşmeye başlamıştı.

Son söz olarak İstanbul, Osmanlı Devleti’nin son yıllarında savaşlar, düzensiz göçler, ekonomik ve insani yıkım, işgal sonucunda kontrolü zor bir şehre dönüşmüştü. Birçok sosyo-ekonomik, siyasi koşul sonucu suç oranlarında belirgin bir artış, İstanbullular için yaşamı zorlaştıran unsurlardan biri hâline gelmişti.


Kaynakça

  • Akay, Tolga, Polis Mecmuası Verilerine Göre I. Dünya Savaşı’ndan Cumhuriyetin İlk Yıllarına İstanbul’da Suç, Çağdaş Türkiye Tarihi Araştırmaları Dergisi, XVIII/Özel Sayı, 2018, s. 127-155.
  • Aksu-Levy, Noemi, Osmanlı İstanbul’unda Asayiş 1879-1909, İletişim Yayınları, İstanbul 2017.
  • Boyar, Ebru; Fleet, Kate, Osmanlı İstanbul’unun Toplumsal Tarihi, (Çev. Serpil Çağlayan), Türkiye İş Bankası Yayınları, İstanbul 2014.
  • Çelik, Zeynep, 19. Yüzyılda Osmanlı Başkenti Değişen İstanbul, (Çev. Selim Deringil), Türkiye İş Bankası Yayınları, İstanbul 2016.
  • Marion-Crawford, Francis, 1890’larda İstanbul, (Çev. Şeniz Türkömer), Türkiye İş Bankası Yayınları, İstanbul 2015.
  • Sevengil, Refik Ahmet, İstanbul Nasıl Eğleniyordu?, Alfa Yayınları, İstanbul 2014.
  • Sunata, İ. Hakkı, İstanbul’da İşgal Yılları, Türkiye İş Bankası Yayınları, İstanbul 2012.
  • Toprak, Zafer, Osmanlı’nın Son Döneminde İstanbul Sokaklarında Marjinaller: Hırsızlar, Dolandırıcılar, Yankesiciler, İ. Ü. Siyasal Bilgiler Fakültesi Dergisi, 38, 2008, s. 275-279.
  • Ulu, Cafer, I. Dünya Savaşı ve İşgal Sürecinde İstanbul’da Yaşanan Sosyal ve Ahlaki Çözülme (1914-1922), Tarih Dergisi, 58, (2013/2), s. 87-129.
Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

NEREDE YAYIMLANDI?

1930'larda sosyete düğünü #65

sosyete düğünü, 1930, 'bol' içkisi, mezat gündemi, Osmanlı döneminde suç

22 Mar 2023

dans

YAZARLAR

İstanbul'da Nasıl Eğleniyorduk?

1920 ve 30'ların İstanbul eğlence hayatını bir gazetecinin röportajlarından takip eder, her salı yayımlanır.

İLGİLİ OKUMALAR