
Soru çalınma iddialarından sonra olan ilk şey yalanlama oldu. ÖSYM, Twitter hesabından iddiaların “incelemeler” neticesinde asılsız olduğunun anlaşıldığını belirtti. İdarelerin "tweet" atmak suretiyle duyuru yapmaya alıştıklarını gösteren bu açıklamanın garip olduğunu düşündüğüm yanı bu kadar kısa süre içerisinde “inceleme” yapılmış olmasıydı. Liseye/üniversiteye giriş sınavlarında cevapların yanlış olduğu iddiası için bile soruyu uzunca değerlendirdikten sonra iptal eden MEB/ÖSYM (benim girdiğim üniversiteye giriş sınavında soru iptal edilmişliği var – bilirim), anlaşılan hırsızlık iddiasını kısa sürede çözüme kavuşturabildi (!).
Sonrasında ise sürpriz bir şekilde ÖSYM Başkanının görevden alındığını öğrendik. Bu görevden alma da Cumhurbaşkanı kararı ile gerçekleşti. Burada ilginç bir durumla karşılaştık. “Atama kararı” başlığı ile çıkan görevden alma kararına dayanak gösterilen madde doğru değil. Görevden alma yetkisi 3 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’nin 4. maddesinde düzenlenirken, karar atama yetkisine ilişkin olan 2. maddeye atıf yaptı. Bu durum da bende daha önceki bir atama kararının kopyala yapıştır yöntemiyle tekrar hazırlandığı ve gerekli kontroller yapılmadan acele şekilde yayınlandığı izlenimini bıraktı.
Bir kısmınız “ne fark eder?” diye sorabilir. İdare işlemin sebebinin sonradan ikamesi mümkün olduğu için (iç ses: idari işlemler pratik çalışması yapmıyorsun, detaya girme) pratikte bir şey “fark etmeyebilir.” Fakat liyakat tartışmalarına değindiğimiz bu yazıda buna değinmeden geçmek olmazdı, zira kararların gelişigüzel yazılışı açısından önemli bir örnek.
Daha sonrasında ise Devlet Denetleme Kurulu’nun (“DDK”) inceleme başlattığını öğrendik. Belki bildiğiniz üzere (iç ses: o kadar çok söyledin ki biliyorlardır), idare hukukçusu olmaya çalışıyorum. Bu yüzden DDK bana ve henüz idare hukuku derslerini unutmamış öğrencilere/mezunlara çok tanıdık. Fakat günlük hayatta çok karşılaştığımız bir idare olmadığı için birçok hukukçunun bile unuttuğu bir idare olduğunu düşünüyorum. Bu vesileyle biraz da bu kuruldan bahsetmek istedim. Devlet Denetleme Kurulu, Anayasa’da öngörülmüş ve Cumhurbaşkanlığı bünyesinde yer alan bir kurul (bkz. Anayasa md. 108). Yani ondan bağımsız bir kişilik değil (iç ses: ayrı kişilik verince bağımsız oluyormuşçasına (!)).
DDK kamu kurum ve kuruluşlarında ve belirli kuruluşlarda idari soruşturma, inceleme, araştırma ve denetleme görevini üstleniyor. DDK’nın denetimi Cumhurbaşkanı’nın isteği üzerine gerçekleştirilen bir denetim; yani belirli aralıklarla gerçekleştirilen ya da muhatapların şikâyetleri üzerine gerçekleştirilen denetimlerden farklı. Bu denetimin amacı da temel olarak “idarenin hukuka uygunluğunun, düzenli ve verimli şekilde yürütülmesinin ve geliştirilmesinin sağlanması.” Kurul kimlerden oluşuyor? Bekleyeceğiniz üzere Cumhurbaşkanı'nca atanan başkan ve üyelerden. Bu gibi sebeplerden dolayı da kurul Cumhurbaşkanı'nın kendi iradesini yansıtan vesayet makamı izlenimi uyandırıyor. DDK’yı merak edenler DDK’ya ilişkin çıkarılan 5 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’ne bakabilirler.
Görevden alma/atama kararları ve soruşturma süreci bir yana, konuya ilişkin suç duyurusunda da bulunuldu. Bize de bu süreci ve günah keçisi ilan edilecekleri izlemek düşüyor. İçimden bir ses, birkaç kişinin ortaya atılıp kurum olarak sorumluluktan kaçılacağı yönünde. İnşallah yanılırım. Sonra atılan adımlardan birinin muhalefet partilerini bu sorunu dile getirdiği için suçlamak olduğunu da belirtmek şart. Buna yapacak yorumum yok (!)
İdari/cezai denetimler/soruşturmalar sürdürülürken, sınava girenlere ne oldu? 31 Temmuz tarihinde gerçekleştirilen sınav iptal edildi ve 6-7 Ağustos ve 14 Ağustos tarihlerinde yapılması planlanan oturumlar ertelendi. Şaibenin karıştığı bir sınav söz konusu olduğunda bu gibi bir çözüm yerinde olabilir. Fakat bu kadar hızlı bir iptal gerçekten gerekli miydi ya da alternatif çözümler mevcut muydu ayrıca düşünülmeli. Mesela ortada bir sınav çalma yok ise yalnızca aynı soruların iptali de düşünülebilirdi. Zira yukarıda belirttiğimiz gibi bir sınavın hazırlanması emek ve bütçe gerektiriyor. Sanırım sınavın iptali kararını biraz da sosyal medya ile açıklayabiliriz.
Sınava hazırlanma stresini çokça yaşamış biri olarak benim başıma sınav iptali gelse ne olurdu diye düşündüm. Sınavların bitmesinin verdiği huzuru/rahatlamayı da düşününce bu durum hem çok üzüldüğüm hem de çok sinirlendiğim bir durum olurdu. İşte bu yüzden “e en doğrusu buydu” diyerek kenara çekilmek doğru değil. Nitekim emek harcayan birçok kişi de mağdur oldu. İşte bu yüzden içinde bulunduğumuz bu durumu yaratanın (bkz. ÖSYM) kusuru olduğunu aklımızda tutmak gerek. Bu doğrultuda bir zarara uğradıysanız (maddi ve/veya manevi) tazmin için idarelere ve idari yargıya başvurması da mümkün olacaktır, kanımca. Yani ben olsam ÖSYM’ye kızmanın ötesinde ÖSYM’nin zararları karşılaması için adımları atardım.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Yıllarca emek harcayıp sınavlara girmiş ve girdiği sınavlar çalınmış biri olarak KPSS gündemine kayıtsız kalamadım. Bu yüzden gelin bu ay güne KPSS üzerinden bakalım.
10 Ağu 2022

YAZARLAR

Günebakan
Hadi gelin, güne bakalım.
İLGİLİ OKUMALAR


