Perdenin arkası geleceksizlik, çaresizlik, tükenmişlik: Gençler nasıl radikalleşiyor?

SpektrumHer perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.
“Bir bebekten bir katil yaratan karanlığı sorgulamadan hiçbir şey yapılmaz kardeşlerim…”
Rakel Dink, bundan 18 yıl önce gazetesinin önünde suikasta uğrayan eşi Hrant Dink'in ardından tam olarak böyle demişti. Öte yandan bu yazının konusu siyasi suikastları ve Hrant Dink cinayetini aydınlatmakla ilgili değil. Ülkenin her köşesinden gelen haberlerden yola çıkarak "bebeklerden katil yaratan" ve artık uluslararası bir ağın parçası gibi görünen bir mefhumu anlamaya çalışmak: Gençler arasında yükselen radikalleşme.
8 Eylül sabahı, bir son dakika haberi, televizyonlara ve gazetelere aktı. Sabah saat 10.00’da İzmir’de 16 yaşında bir çocuk, mahallesindeki polis merkezine silahlı saldırıda bulundu. İlk haberlere göre saldırgan, vurulduktan sonra yerde yatarken “Allahu Ekber” diye bağırıyordu. 16 yaşındaki E.B.'nin saldırısı sonucu 1. Sınıf Emniyet Müdürü Muhsin Aydemir ve polis memuru Hasan Akın hayatını kaybetti. Elbette hemen aklımıza, 2015-2016’da ülkemizi adeta esir alan IŞİD saldırıları geldi. Yanılmadığımız, bir gün geçmeden ortaya çıkacaktı.
İzmir Valisi Süleyman Elban, saldırgana ilişkin şunları söyledi:
"Burası yoğun bir sokak. Çatışmada 1 vatandaşımız elinden hafif olarak yaralandı. Çok üzgünüz. Polis teşkilatımız ve milletimizin başı sağ olsun. Olayı çok yönlü olarak araştırıyoruz. Katil zanlısı 16 yaşında ve bu sokakta oturan bir kişi. Şu ana kadar bir suç kaydı yok. Herhangi bir UYAP kaydı, gözaltı ve ifade kaydı yok. Yolda bol miktarda pompalı tüfek mermileri var. Babasının 10 sene önce aldığı bir pompalı tüfek kullanıldı."
Medya, saldırganın babasının tüfeğini kullanmasına odaklandı. Elbette bu doğru bir itirazdı. Aile neden 16 yaşındaki bir çocuğun yanı başında bir silah bulundurmuş, onu almasına izin vermiş, onu silahla büyütmüştü? Doğru, fakat dikkat çekici başka çarpıcı bilgi daha vardı Vali'nin açıklamasında: "Daha önce herhangi bir suç kaydı olmayan, 16 yaşında bir çocuk." Peki nasıl oldu da bu çocuk böyle bir saldırıya imza atmıştı?
16 yaşındaki saldırgandan Bağdadi alıntısı
Bir günün sonunda saldırıya dair yeni bilgiler ajanslara düştü. E.B.’nin IŞİD lideri Bağdadi’nin “Türkiye, cihadınızın kapsamına girmiştir” sözlerini “1muvahhid99” adlı Instagram hesabından paylaşmıştı. Saldırıdan hemen önce yaptığı paylaşıma bir de ek yapmıştı:
"Birazdan istişhad yapacağım ve şehid olacağım. Zulmettiğiniz müslümanların intikamını alacağız. Karakollarınızı patlatıp yıkacağız, devletinizi yok edeceğiz."
Babası, ifadesinde oğlunun son dönemlerde radikalleştiğini, bilgisayar ve telefonda çok vakit geçirdiğini belirtti. Anne A.B. de "Şiddet içerikli videolar izliyordu. Normalde pısırık bir çocuktu. Ancak giderek radikalleşti. Hepimize 'Siz kâfirsiniz' demeye başlamıştı. Bunu yapması bizi şok etti" dedi.
IŞİD, 2017’deki Reina saldırısında sonra uzun bir sessizliğe gömülmüş; Ocak 2024’te Santa Maria Kilisesi’ne düzenlenen saldırıyla yine adını duyurmuştu. En son Ekim 2024’te yine 18 yaşından küçük, 17 yaşındaki bir Rus eylemci AVM’de bıçaklı saldırıda bulunmuştu. Fakat E.B.’den farklı olarak onun IŞİD hücreleriyle doğrudan bağlantısı ortaya çıkmıştı.
Sadece bizim ülkemizde değil, dünyanın farklı ülkelerinde de benzer saldırılar yapılıyor. Örneğin Ağustos 2024’te Avusturya’da Taylor Swift konserine saldırı hazırlığı yapan 19, 17 ve 15 yaşındaki çocuklar yakalanmıştı. Fakat Türkiye’de IŞİD’in "yalnız kurt" tarzı eylemine imza atan 18 yaşından küçük bir çocuğa ilk defa rastlıyoruz.
Buna bir parantez açmak gerekiyor çünkü Ağustos 2024’te 18 yaşındaki Arda K., Eskişehir’de çay bahçesindeki 5 kişiyi bıçakla yararlamıştı. Kar maskesi ve kaskla çay bahçesindekilere saldıran Arda K., bir de manifesto yayımlamış; bıçağa gamalı haç ve Klu Klux Klan sembollerini kazımıştı.
IŞİD: İslam’ın radikalleşmesi mi, radikalliğin İslamileşmesi mi?
IŞİD ile ilgili bu konu, bizim için yeni fakat Avrupa’da bu olgu, yaygın olarak tartışılıyor. Ünlü Fransız siyasetbilimci ve İslami hareketler uzmanı Olivier Roy özellikle radikalleşme üzerine eğilen isimlerden biri. Roy, IŞİD’in “İslam’ın radikalleşmesi” değil “radikalliğin İslamileşmesi” olduğunu söylüyor.
Yani radikallik buradaki asıl odak. "Bir sol örgüt ya da ırkçı bir grup bu radikalliği sergilese gençlerin merkezinin oraya kayması muhtemel" diyor Roy. Le Monde’da yayımlanan bir yazısında “Cihadcılık bir kuşağa özgü nihilist bir isyandır” ifadelerini kullanıyor. Öyle ki Fransa’da, Belçika’da, Hollanda’da eylem yapan IŞİD militanlarının profillerine bakıldığında, çok da uzun olmayan bir süre öncesinde Müslümanlığı seçmiş, çok kısa zamanda radikalleşerek silahlı saldırı yapma noktasına gelmiş profillerle karşılaşıyoruz. Bu da Roy’un tezlerini destekliyor.
Gilles Kepel'e göre, terörizmin bu yeni çehrelerini kavramak için İslam’dan, Selefi söylemin hegemonyasından yola çıkmak gerekiyor. Kepel, Roy’a karşı çıkarak bu sorgulamanın merkezine dini olguyu yerleştiriyor.
Gazeteci Erkin Öncan ise bu durumun çok katmanlı, sosyolojik ve siyasi nedenlere dayandığını belirterek Türkiye’nin inanç sistemine vurgu yapıyor. Öncan’a göre Türkiye’de genç yaşlarda radikalleşmenin asıl sebebi, selefi cihadizme kayan gençlerin ağırlıklı kısmının yoksul, yetersiz eğitim almış, çalışma hayatı içinde yer alamayan gençler olması:
“İzmir örneğindeki E.B.’nin ifadesinden, IŞİD’e sempati duyduğunu, internetten patlayıcı yapımını öğrendiğini biliyoruz. Ancak ‘radikalleşmenin’ sosyolojik zemini, bize İzmir’de ‘kendi kendine’ saldırıya karar veren gençle, silahlı ve teorik eğitimden geçip ‘örgüt kadrosu’ olan genç arasında çok da büyük bir fark olmadığını gösteriyor. Zira, yaptıkları farklı olsa da bu iki genç, toplumsal olarak hâlâ ortak kümede. Bu küme bizi, geleceksizliğe ve toplumun karşı karşıya olduğu ekonomik zorluklara getiriyor.”
Öncan da Olivier Roy’a yakın bir yerden bu saldırıları salt dinî radikalizmle açıklamanın yetersiz olacağı düşüncesinde:
“Buradaki eylemi yalnızca dinî radikalizm ya da ideolojik fanatizmle açıklamak eksik olur. Aslında gördüğümüz şey, ekonomik çıkışsızlık, toplumsal adaletsizlik ve aidiyet arayışının radikal bir sembolizmle birleşmesi. Yoksulluk ve işsizlik kaynaklı, sürekli hâle gelen bir çaresizlik döngüsü, geleceğe dair umutların tükendiği bir ortamda bir topluluğa ait olma, görünür olma fikrinin cazip hâle gelmesi…”
Perdenin arkası geleceksizlik, çaresizlik, tükenmişlik
Genç işsizlik, çaresizlik ve tükenmişlik: Bunlar Türkiye’nin acı gerçekleri. Milyonlarca gencin ne istihdamda ne de eğitimde olduğu sıklıkla tartışıldı. Durumun vahametini ortaya koyan başka bir veriyi geçen hafta öğretim görevlisi İnan Mutlu kendi sosyal medya hesabı üzerinden paylaştı: Geleceksizleşen gençler canlarına kıyıyor.
- TÜİK verilerine göre intiharlarda en yüksek artış, 24-29 yaş arasında. Son 15 senede çok hızlı bir artış söz konusu. 2024’te 24-29 yaş arasındaki her 100 bin gençten 9'u kendi yaşamına son verdi. Bu acı tablo dahi gençlerin radikalleşmesinin ne kadar mümkün olduğunu ne yazık ki gösteriyor.
IŞİD gibi radikal selefi örgütler, gençlere “Sen önemsiz değilsin, senin bir misyonun var” mesajını veriyor. Türkiye’de bu etkiyi yaratmasının sebebi ise gazeteci Erkin Öncan’a göre “radikalleşme yolunda izledikleri yolun kendi motiflerinden oluşması.” Yani Türkiye’deki dinî yapı, yoksullaştıklarında zaten muhafazakar ailelerde büyüdükleri için ona bir cevap niteliğinde. IŞİD’in Müslüman ülkelerdeki "mürted" veya "tağut" söylemi de bununla örtüşüyor.
Farklı radikalleşme biçimleri: Kadın düşmanlığı, ırkçılık…
Öncan’a göre ayrıca göçmen karşıtlığı, ırkçılık, kadın düşmanlığı, radikal İslam gibi son yıllarda daha görünür hâle gelen trendlerin birbirleriyle farklı kulvarlara sahip olsalar da aynı geleceksizlik kümesinden çıktıklarını söylemek mümkün.
- Türkiye’de yakın zamanda, yaşları yine 18’den küçük, tamamen sosyal-çevrimiçi ağlar üzerinden örgütlenen “C31k” adlı gruba operasyon düzenlenmişti. C31k’nın açılımı “Cehennemin 31. katı”. Genelde Telegram ve Discord’dan örgütlenip kedilere eziyet ettikleri videoları, müstehcen görüntüleri, istismar ve kadınlara yapılan taciz içerikli videoları paylaşıyorlardı.
Yine Fatih’te surlarda iki kadını öldüren Semih Çelik’i hatırlayalım…Türkiye’deki incel olgusu onun üzerinden tartışılmıştı; sosyal medyada kadınlara hakaret eden, binlerce incel hesabı olduğu fark edilmişti. Çürüme, toplumdan kopma, kadın düşmanlığı, hayvan düşmanlığı, ırkçılık, selefilik ve radikalizm…
Gazeteci Öncan’a göre bizi Batı ile ayıran bir şey daha var. Batı’da genellikle radikalleşme lidersiz ve bireysel olarak tezahür ederken Türkiye’de radikalleşen genç bir şekilde bir örgütle, toplulukla veya "liderle" temas ediyor. 16 yaşındaki E.B.’nin Bağdadi ile kurduğu bağ buna bir örnek.
Çevrimiçi radikalleşme
Peki anlatılan bunca hikaye içinde çevrimiçi ortamlar ne kadar etkili? Asıl suçlu internet ve kapalı sosyal medya platformları mı? Elbette hayır. Fakat önemi yadsınamaz.
16 yaşındaki saldırgan E.B.’nin annesinin ifadesine dönelim:
“Kim ister ki evladının böyle bir şey yapmasını? Son dönemde çocuğumuz farklı sitelere giriyordu. ‘Seni polise söyleyeceğim’ dedim. Son günlerde hepimize ‘Sizler kafirsiniz’ diyordu. Namaz kılıyordu sürekli. Normalde pısırık bir çocuktu. Bunu yapması bizi şoke etti. Keşke girdiği siteleri polise haber verseydik. Çocuğun telefonu incelensin. Kimlerle irtibatlı olduğu ortaya çıkacaktır.”
Gazeteci Çağla Üren, özellikle son zamanlarda bu konuyu en iyi çalışan isimlerden. Üren “Bu konuyu tamamen çevrimiçi ortamlara atfetmemek gerekir” diyor ve ekliyor:
“Örneğin incel tartışmalarında gördük. İnsanlar, ‘çocukları yoldan çıkaran gizli sosyal medya kanalları’ heyulasına kapılmaya çok müsait. Bu da durumun sosyo-ekonomik koşullarının üstünün kapatılmasına bazen istemeden hizmet ediyor.
Sosyal medyanın bu radikalleşmedeki etkisi özetle şu şekilde: Çevrimiçi topluluklar, halihazırda yalnızlaşmış ve radikalleşmiş kitleleri kendileri gibi düşünen diğer insanlarla buluşturuyor. Böylece insanlar, kendileriyle benzer sorunlar yaşayan insanlarla dolu yankı odalarına giriyor. Küçük bir şey düşünüyorsunuz ve sonra diğer insanların çok daha radikal şeyler düşündüğünü görüyorsunuz. Böylece kendi düşündüklerinizin ‘normal’ olduğunu zannetmeye başlıyorsunuz.”
'Kökeni sosyal medyada değil gerçek hayatta'
Genellikle kadın düşmanlığı, aşırı sağcılık, selefilik, dinci radikalizm gibi düşüncelere kapılmada sosyal medya, örgütlenme ve harekete geçme olanağı tanıyor. Üren, bunun sadece aşırı sağ hareketlerle de sınırlı olmadığını söylüyor:
“Charlie Kirk ve UnitedHealthcare CEO'su Brian Thompson'ın suikastında da benzer bir örüntü geçerli. Thompson'ın katil zanlısı Luigi Mangione örneğin… Mangione'nin Goodreads sitesindeki hesabında, 'Unabomber' olarak da bilinen, Theodore John Kaczynski tarafından yazılmış ‘Endüstriyel Toplum ve Geleceği’ adlı kitabın dört yıldızlı bir derecelendirmesi ve incelemesi yer alıyor. Kaczynski, üniversitelere bombalı saldırılar düzenleyen eski bir akademisyen. Mangione, 2022'den itibaren sağlık hizmetleriyle ilgili iki kitabı da okuma sekmesine eklemiş: 'Crooked: Sırt Ağrısı Endüstrisini Alt Etmek' ve 'İyileşme Yoluna Girmek ile Sırt Tamircisi' diye iki kitap.
Yani bunlar Discord gibi kapalı uçlu sitelerde paylaşılan manifestolar değil, bildiğimiz kitaplar. Yani gençlerin radikal düşüncelerinin kökeni kapalı sosyal medya alanlarında değil, gerçek hayatta.”
Fişi çekmek çözüm mü?
Peki fişi çekerek önüne geçilebilir mi? Mümkün görünmüyor. Çünkü Discord ve Signal gibi uygulamaların kapatılması talebi, radikalleşme olgusunun daha çok üzerinin örtülmesiyle sonuçlanıyor. Yani "gerçek hayattaki" radikalleşmeyi besleyen unsurlar göz ardı ediliyor. Genç yaşlarda radikalleşme üstelik her zaman sosyal medyadan da yaşanmıyor. Gazeteci Çağla Üren buna şu örneği veriyor:
“Mesela Hitler'in gençlik örgütlenmesi modellerinden ilham alan Neo Nazi dövüş kulüpleri var. Bildiğimiz dövüş kulüpleri bunlar, spor kulüpleri... Active Club diye biliniyorlar, karışık dövüş sanatları (MMA) grupları. Yerel spor salonlarında ya da parklarda toplanarak antrenman yapan bu kulüpler, beyaz üstünlükçü çetelerle bağlantı kuruyor. Üstelik Charlie Kirk suikastını da örgütlenme amacıyla kullanıyorlar. ‘Charlie Yahudi-severdi, bizden değildi ama yine de beyaz olduğu için öldürüldü' gibi söylemleri var. Bu ideoloji, sosyal medyadan değil, üst siyasetten geliyor.”
Bunun yanında aşırı sağın kendine oluşturduğu sosyal medya platformları dahi var. Fakat Üren’e göre bu topluluklara gelen gençler zaten Andrew Tate gibilerden etkilenmiş olarak geliyorlar. Asıl mesele de bu...
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
SpektrumHer perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
YAZARLAR

Fırat Fıstık
11 yıldır Türkiye'de farklı televizyon kanalları, gazete ve uluslararası medya organlarında gazetecilik yapıyor. Sözcü TV ve Halk TV'de özel haberler birimi ve istihbarat birimlerinde çalıştı. Bunun dışında belli aralıklarla VOA Türkçe, Bianet, Medyascope, Cumhuriyet gibi gazete ve internet sitelerinde görev yaptı. Lisans eğitimimi İstanbul Üniversitesi Felsefe bölümünde tamamladıktan sonra Marmara Üniversitesi'nde Gazetecilik bölümünde yüksek lisans yaptı.

Spektrum
Her perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.
İLGİLİ OKUMALAR
Bir tarafta çocuğunu kaybetmiş aileler, suç makinesine çevrilmiş çocuklar, çocukları bünyesine alan çeteler; diğer tarafta cezaların ağırlaştırılmasının çok daha fazla çocuğun suça karışmasına yol açacağını, sorunları çözmeyeceğini dile getiren uzmanlar. Tüm bu tartışmaların ortasında iktidar, çocuklara verilecek cezaların artırılmasını içeren bir yasa teklifini TBMM’ye sundu. Peki bunun sonuçları ne olabilir?

19 Mart sonrasında Türkiye’de kurulan yeni siyasal düzen, muhalefeti bütünüyle susturmayı hedeflemiyor. Onu ahlaki bakımdan iktidardan farksız, örgütsel olarak parçalanabilir, yerel aktörleri iktidarın saflarına çekilebilir ve seçim kazansa bile iktidara gelemeyecek bir yapı olarak yeniden tanımlamaya çalışıyor.
16 Tem 2026

Kamuoyunda yardım ve bağış kampanyalarıyla adından çokça söz ettiren Ahbap Derneği ve kurucusu Haluk Levent’in deprem bağışlarının kullanımı, şaibeli para transferleri ve usulsüz mali işlemleri hakkında soruşturma başlatılması şu soruyu gündeme getirdi: Türkiye’de dernek ve vakıfları kim denetliyor? Prof. Dr. Murat Batı’ya göre güçlü bir mali denetim yok, ne görev verilen mülki amirler ne de Vergi Denetim Kurulu bu kurumları denetleyebiliyor.

Komedyen Deniz Göktaş'ın Çorlu Karatepe Yüksek Güvenlikli Cezaevi'ne gönderilmesiyle yeniden gündeme gelen "kuyu tipi" cezaevlerine ilişkin İstanbul Barosu raporu, tutukluların maruz kaldığını belirttiği ağır tecrit koşulları ile havalandırma, sağlık hizmetleri ve temel haklara erişimde yaşanan sorunlara dikkat çekiyor.

Ankara'daki NATO zirvesinde İzlanda Başbakanı Kristrún Frostadóttir'in Külliye önündeki şaşkın bakışlarının görüntüleri, sosyal medyada hızla yayıldı. Kısa süre içinde Frostadóttir'in Instagram hesabına on binlerce Türk kullanıcı ulaştı. Öte yandan İzlanda'nın onu başbakan yapmasını sağlayan, bir anlık görüntü değil uzun yıllara yayılan bir güven inşasıydı.




