Perec'in izinden

Onların dünyasında, elde edebileceğinden daha fazlasını istemek neredeyse kuraldı.
Şeyler’i çağdaş tarih olarak adlandıran Perec, toplumun her alanından eleştirisini ortaya koyuyor aslında. Kalabalıklar düzeyinde işleyen mekanizmalar hem ekonomik hem kültürel düzeyde bir tüketim toplumu, insanın arzuları karşısındaki psikolojik dalgalanmaları ve sonu gelmek bilmeyen bir mutluluk arayışı… Belki de kendimize ya da hayatımızdaki nesnelere dışarıdan bakabiliyoruz bu sayfaların içindeyken.
Raymond Queneau’nın kurucusu olduğu, Calvino gibi tanıdığımız isimlerin de yer aldığı Potansiyel Edebiyat İşliği üyesi olan Perec, yeni olanakları zorlamak, edebiyatı matematik kuramlarından ilhamla birleştirmek ve dilin sınırlarını genişletebilmek için yazıyor. İçinde hiç “e” harfi kullanılmadan yazılan ve çevrilen Kayboluş romanı oulipyen teknikle yazılan en bilindik eserlerin başında geliyor. Daha çok biçim üzerine çalışan yazarlar, edebiyatı yeni teniklerle de birleştiriyorlar. Anagram, lipogram dediğimiz şiir teknikleri ön olana çıkıyor. Queneau çevirisi deneyip sonrasında o düşünceyle Yazmak Eylemi’ni kaleme alan Ferit Edgü, Türk edebiyatında oulipyen örnek veren nadir yazarlarmızdan.
Kahramanları yaptıkları eylemlerle değil, tüketim üzerinden anlatan Perec, bireyin 60’lar toplumundaki nesneye ve tüketime olan bakış açısının zamansızlığını da vurguluyor. Bu kitabı bugün okuduğumuzda yine aynı düşünceleri paylaşabiliyoruz. Nesneler üzerinden sahip olduğumuz mutluluğun ne kadarı gerçek, sahip olduğumuz mutluluk aslında nesneler mi diye sorgulamaların içinde bırakıyor bizi. Mahrem bir konfor alanı olarak karşımıza çıkan ev kavramı burada bir toplumsal statü ve ulaşılmazlık simgesi olarak karşımıza çıkıyor. Sahip olmak zorunda hissettiğimiz veya buna zorlandığımız eşyalar mutluluğumuzu nasıl etkiliyor?
İnsanlar, kendilerine çok büyük gelen evlerde içlerine kapanıyorlardı.
İçinde yaşadığımız maddi ilişkilerin bizi ve düşüncelerimizi kıskaca almış olması her ne kadar Şeyler’in ana konusunu tüketim kültürü eleştirisi olarak gösterilse de bence burada bireyin bu kültürün içinde savrulup gidecek kadar var olmadığını da gösteriyor Perec. Karakterler nesnelerle bağlantılı oldukları kadar aslında var oluyorlar ve kendilerini tanımlayabiliyorlar. Belki günlük hayat temposunda görmezden gelinen ama aslında yüzümüze yüzümüze çarpan gerçekleri kaleme almış Perec. Yaşam tarzımız ve tüketim alışkanlıklarımızı devam ettirme isteğimiz üzerine bir daha düşünüyorum bu satırları okurken. Eylemler ve arzular arasında sıkışıp kalan bireyin hayal kırıklıklarından bir derleme tadında kalıyor bu hikaye benim için.
Çünkü her şey onları haksız çıkarıyordu, en başta da yaşamın kendisi.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
İLGİLİ BAŞLIKLAR
YAZARLAR

1Kitap1Mekan
Gerek klasik, gerek modern edebiyattan kitap önerilerimi ve birçok yeni mekan tavsiyemi 1Kitap1Mekan bültenimde bulabilirsiniz!
İLGİLİ OKUMALAR



