Populist siyaset ve iklim krizi

Yeşili sev, doğayı koru, kuzuyu öp, suyu bilinçli tüket, bisiklet kullan, vegan beslen… Dünyaya, yani evimize sahip çıkma gayesiyle yaptığımız her duyarlı davranış vicdanlarımıza su serpse de, iklim krizinin çözüme ulaşabilmesi bireysel çabaların çok ötesinde bir mücadele planı da gerektiriyor. Devletlerin ve makroekonomilerde etkin (ve yetkin) çok uluslu dev şirketlerin birlikte ürettikleri iklim krizi karşıtı projelerin varlığını çok uzun süredir biliyoruz. Peki, neden iklim değişikliğinin olumsuz etkileri şiddetlenerek devam ediyor?
Populist siyaset ve iklim krizi

Siyaset alanında uzmanlaşmış birçok isim, iklim politikalarındaki başarısızlıktan demokrasiyi sorumlu tutar. Şüphesiz; bu çıkarımların ardında, 2010’larla beraber şaha kalkan, “popülist siyasetin” etkisi mevcut. 

Popülist siyaset sadece şimdi mi vardı? Hayır. “Biz” ve “onlar” var olduğu her zaman vardı. Şu anda ise biraz kurumsallaştı. 

Hemen burada bir duralım ve bir es verelim. “Popülizm ne ki?” diyebilirsiniz. Çok popüler bir kelime olduğu için, bunu söylemeyebilirsiniz de. Biraz popülizm kaynakları: 

Bir de bu var:

Bir de tabii ki popülizmin, politik spektrumda  hem sağ, hem sol tarafında rastlanan bir olgusu olduğunu da unutmamak lazım. 

Devam edelim… 

Kaldığımız yerden devam edelim, ne diyorduk…

Popülizm, sorumluluk üstlenmek yerine; yeni düşmanlar yaratma ve destekçilerini hücum hattında kullanma eylemini strateji olarak benimsiyor. Bunu da kamplaşmalarla yapıyor. Bir bakıma Birinci Dünya Savaşı’nda olduğu gibi. Cephede savaşın iki tarafıda bulunur, sonra savunma hatları geri çekilir ve  taraflar bu kamplara yerleşir ya. Onun gibi. Bu siyasi tutum, “halkı” merkeze alan sloganları benimser görünse de daha derin perspektiften irdelendiğinde pek de halkın işine yarayacak eylemlerde bulunduğunu görmek mümkün değil. 

En nihayetinde “bölünmüş bir ev, ayakta duramaz”. Bu hareketler, toplumun  çok daha derin bir şekilde bölünmesine, en temel konuları bile konuşamaz hale gelmesine, futbol takımı tutar gibi fanatikçe politik hareketleri benimsine sebep oluyor. 

Peki biz bunları neden anlattık?

Öncelikle bir kaynakla başlayalım. En tatlış yöntem değil kaynakla başlamak, ama amaç bir hikayeyi olabildiğince bütüncül anlatmak:

Popülist söylemler geçtiğimiz son 10 yılda hiç azalmadı, ayağını gazdan hiç çekmedi. Ancak dinamik biçimde kabuk değiştirdi. Tabii ki sosyal medyanın kullanımındaki süper hızlı artış ve sosyal medya algoritmalarının yarattığı yankı odaları bir kartopu etkisi yarattı… Sosyal medyada yapılan tartışmalara ilişkin aşağıdaki çok bilimsel grafiğe bir baksanıza! 

Göçmenler, azınlıklar, milliyetçilik, LGBTQI+ bireyler ve şimdi de etkisi hergün daha çok hissedilen iklim krizi ve iklim değişikliği sözde politik taahhütlerin (veya her bir konu için popülist karşı çıkışların, nefret söylemlerinin ve komplo iddialarının) odağı olma yolunda. Ancak bugün verilen sözlerin pek de anlamı  olmayabilir, çünkü esen rüzgârla birlikte(!) söylemlerin yönü de değişecektir. 

COP26’da yaşadığımız hislere biraz yakınlaşıyoruz farkında mısınız? O yazımızı da bir linkleyelim, okumadıysanız bir davet edelim sizi o yazıya:

Devlet aygıtını gasp eden popülist siyasiler, yandaşlarını da belli hediyelerle ödüllendirdikten sonra, sivil toplumun bastırılması amacıyla kolektif biçimde hareket ederler. “İklim krizinin koca bir yalan” olduğuna yönelik  popülist söylemleri sıkça kullanan Trump benzeri liderler, iklim krizinin bilimsel kanıtları ortadayken bile, kendilerine taraftar bulabiliyorlar. Çünkü; büyük kapitalist  şirketler -hukuksal boşluklardan sızarak- iklim değişikliğini körükleyen şirket politikalarına tam gaz devam ediyorlar. Eş zamanlı olarak da iklim kriziyle mücadeleye yönelik fonlar açıp, sosyal sorumluluk projeleriyle “iklim değişikliğine dikkat çekmeye çalışır” görünebiliyorlar.

İklim krizi politikalarına dair ciddi baskı uygulayabilecek geniş hacimli kolektif bir sivil hareket varolmadığı müddetçe; bu masalları dinlemeye devam edeceğiz gibi... Popülist siyaset, yüzyıllarca edinilen sosyal kazanımların kaybedilmesi tehlikesini doğuruyor. Akıl almaz bir dönemeçteyiz ve zamanımız daralıyor.

Neticede, popülist iktidarların halka hizmet olarak yaptığı yol, köprü gibi doğa tahribatları ile iklim değişikliği arasında bir bağlantı olmadığını iddia edenler, “küre” yok olduktan sonra küresel çıkarlarından nasıl bahsedilebilir?


Yazar: Gamze Köse, Derin Altan

Editör: Merve Apaydın

Araştırma: Gamze Köse

Kaynaklar: Derin Altan

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

İLGİLİ BAŞLIKLAR

NEREDE YAYIMLANDI?

BÜLTEN SAYISI

Çuvaldızı bir kendimize batıralım mı?

Kafayı iklim değişikliği, sürdürülebilirlik ve çevre konularına takmış durumdayız. Ama bunu yaparken, bu hareketin geniş kitlelere yayılabilmesi için, frene ihtiyacımız olan anlar yok mu?

28 Nis 2022

Çuvaldızı bir kendimize batıralım mı?

YAZARLAR

İLGİLİ OKUMALAR