Günümüzde Post-Club müzik: Deconstructed Club ve Bubblegum Bass türleri

Berk Gürakar
Post-Industrial ve Post-Club müzik, genellikle kompulsif olarak etiketlenmiş yeni türler arasında son zamanlarda kendine yer buluyor ama bu türler tam olarak nedir, nasıl çıkmıştır ve günümüz müzik dünyasını nasıl bu kadar etkisi altına almıştır sorularına cevap vermek için biraz yapısına ve doğuşuna bakmak gerekiyor.
Post-Club müzik artık çok çeşitli biçimlerde var olmaya başladı ve bazılarını diğerlerinden ayırt edip kategorize etmek daha zor. Tekno gibi bazı türler kolayca tanımlanabilir ve iyi yapısallaşmış geçmişlere sahip olsa da, önceden var olan belirli dans müziği türlerine atıfta bulunan, ancak bunlara uymayan önemli miktarda kulüp müziği alt türleri var. Bu müzik, sanatçıların farklı stillerin bir karışımını yapması ve yeniden inşa etmesinin bir sonucu olarak ortaya çıkıyor ve aynı zamanda hem tanıdık hem de yabancı görünen bir genre-bending ile sonuçlanıyor. Özünde, bu genre-bending, yeni türlerin ve alt türlerin yaratılmasında anahtar oluyor diyebiliriz. Modern evrensel kulüp sahnesinde, çok sayıda müzisyen bu tür uyumsuz seslere yöneliyor gibi görünüyor, çünkü Deconstructed Club ve Bubblegum Bass gibi alt türler son yıllarda popülaritesinde önemli bir artış görülen ve birçok yeni sanatçıyı da müzik yapmaya teşvik eden türler diyebiliriz. Bu hareketlenme aslında belirli bir türü değil, standart kulüp müziği türlerinin estetik sınırlamalarını reddeden avangart kulüp müziğinin kapsayıcı bir tarzını tanımlamaktadır. Post-Club, EDM’in tüm varyasyonlarında da var olan katı kodlardan ve engellerden kurtulan ve onları istediği gibi yeniden tanımlamasına, otomatik bir 4/4 ritminden kurtulmasına, perküsyon darbeleriyle onunla ilişkilendirmek isteyebileceği hemen hemen her şeyle birleşmesine izin veriyor. Deconstructed Club ve Bubblegum Bass gibi diğer benzer türler de bunu yapan ve sanatçıların çok çeşitli ses kullanımı her zamankinden daha kolay keşfetmelerini sağlayan internet üzerinden hızlı müzik paylaşımının bir ürünü olarak mevcut olan çağdaş estetik çıkarların bir yansımasıdır. Buna ek olarak, müzik yapma teknolojisi artık daha güçlü hâle geldi ve bu da sanatçılara ses ile geçmişte elde edilmesi çok daha zor ya da sadece imkansız olan yollarla deneysel çalışma fırsatı verdi. Bu faktörler de şüphesiz kulüp müziğinin hem sanatsal hem de kültürel düzeyde ilerlemesini hızlandırdı.
Daha da süslü anlatmak gerekirse; endüstriyel bir mirastan yararlanan ama daha agresif, kayıtsız veya düpedüz öforik tonlarla sonucunu nüanslandıran güçlü bir teorik kavram veya hatta politik temalar taşıyan ve ballroom gibi konseptlerin abartılı bir şekilde güçlendirilmesi demek diyebiliriz. 2010’ların başında, onu şekillendiren neslin farklı kişilik özelliklerini ve ırkçılık, sosyal medya ve insan ilişkileri üzerindeki etkisi, Queer hareketlenmenin aksatılması, cinsiyetçi ve transfobik söylemlerin artması gibi endişelerini sonsuz bir şekilde bir araya getirerek yapılandırması da aslında hem müziğin hem de var olan sorunlara ses çıkarabilmenin entelektüel ve yaratıcı bir sonucu demek yanlış olmaz. PC Music, NUXXE, Numbers, ObjectsLimited gibi müzik oluşumlarının/şirketlerinin ve Brooklyn’de Fade to Mind, Berlin’de Janus Club ve Night Slugs, Paris’teki Java gibi geçmişte ve günümüzde adını çokça duyduğumuz kulüp müzik sahnelerinin bu türleri büyütmeye ve daha çok insana ulaştırmaya çabalaması ile de bu türler artık sadece internet ortamında değil aynı zamanda müzik store'larda ve gece hayatında da yerini sağlamlaştırdı.
Bu türlerin en büyük temsilcileri diyebileceğimiz SOPHIE, Andy Stott, Amnesia Scanner, M.E.S.H., Yves Tumor, Arca, Holly Herndon, Charli XCX, A. G. Cook, Hannah Diamond, Sega Bodega ve Shygirl aslında müzikle azıcık bile haşır neşir olan herkesin dinlemese bile duyduğu isimler. Bu isimlerin hem kendi müziklerini yapması hem de Björk, Kanye West, Carly Rae Jepsen, Vince Staples, Rina Sawayama ve Caroline Polachek gibi isimlerin albümlerinin prodüksiyonunda yer alması da aslında müziğin birçok noktasına Post-Club nüvelerini iliştirdiklerini gösteriyor.
Deconstructed Club ve Bubblegum Bass türlerinin en iyi örneklerini soracak olursanız da ilk başta -çok büyük bir SOPHIE fanı olarak- Oil Of Every Pearl’s Un-insides, Andy Stott’un Faith in Strangers, Arca’nın Mutant ve bu senenin en iyilerinden olan KiCk İ albümleri, Sega Bodega’nın Ess B EP’si, geçtiğimiz hafta yeni albümü My Agenda’yı yayınlamış Dorian Electra’nın ilk albümü olan Flamboyant, bu sene 2 albüm yayınlamış olan PC Music’in kurucusu A. G. Cook’un 7G albümü ve yine bu senenin en iyi albümlerinden birisi olan ve bu türlerin en yeni sanatçılarından Desire Marea’nın Desire albümü aklıma gelen ilk çalışmalar. Hatta Türkiye sınırları içerisinde de bu türlerde müzik yapan bireyler var ve Çiçek Çocuk’un bu sene yayınlamış Ç001 albümünü de oldukça başarılı bir çalışma.
Son olarak, bu türleri merak edenler için daha yumuşak bir başlangıç olabilecek çalma listesi de hazırladım. Keyifli dinlemeler!
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş


