🍿 Ruh Eşleri ve Kurtarılmayı Bekleyen Prensesler: Kurmaca Dünyada Aşk

Filmlerde veya dizilerde anlatılan aşk hikayeleri sizin de hayallerinizi süsledi mi? İlk görüşte aşk, yıllardır aranan ve bir köşe başında karşılaşılan ruh eşi, birbirinin aklından geçenleri okuyabilen, yüzde yüz uyumlu çiftler... Beraber olmak için türlü mücadeleler verilir, maceralar atlatılır, acılar çekilir ancak gün sonunda bu mücadele zaferle sonuçlanır, iyiler kazanır, aşıklar kavuşur. Mutlu çiftimiz gün batımına doğru yürürken ekranda bir yazı belirir: Sonsuza dek mutlu yaşadılar!
Sonsuza dek mutlu, hiç tartışmadan ve inişler çıkışlar olmadan sürdürülen ilişkiler ne kadar gerçekçi? Bitmez tükenmez bir romantizm yaşamak, birine ilk günkü gibi tutkuyla aşık olmak mümkün mü? Acaba ilişkiler hakkındaki beklentilerimiz, yıllardır filmlerde gördüğümüz aşk hikayelerinden etkileniyor olabilir mi?
Yapılan araştırmalar, romantik film ve dizilerin özellikle genç yaşlardaki bireylerin ilişki beklentilerini şekillendirebildiğini gösteriyor. “Romantiklik” ideali çoğunlukla izlediğimiz aşk hikayelerinden geliyor. Hatta bazı çalışmalar, ergenlik dönemindeki bireylerin romantik ilişkinin ve cinselliğin nasıl olması “gerektiğini” öğrenmek için popüler medyaya yöneldiklerini gösteriyor. Ailelerin çocuklarıyla ilişkiler ve seks hakkında pek az konuşması, gençleri tüm bunları diğer kaynaklardan öğrenmeye yönlendirebiliyor.
Üniversite öğrencileriyle yapılan bir çalışmada, öğrencilerin ruh eşlerini bulduklarına inandıkları, partnerleriyle birbirlerinin akıllarını okuyabildikleri, her problemin gün sonunda çözülebileceği türden bir romantik ilişkiyi daha çok tercih ettikleri görülüyor. Tüm bu idealler, iki insanın gerçek hayatta karşılaştıklarında birbirlerine olan davranışları ve ilişki dinamikleri hakkındaki fikirlerimizi yansıtıyor fakat ilişkilere dair çok gerçekçi olmayan beklentiler içerebiliyor.
Aslına baktığımızda birçoğumuz bu tarz aşk hikayeleriyle büyüdük. İzlediğimiz romantik komedilerde aşk her zaman bir peri masalı gibiydi. Asla sıradan olmamalıydı. Eğer hikayede kendimizi baş kahraman gibi hissetmiyorsak bir eksiklik olmalıydı. Birine onu ilk gördüğümüz anda vurulmalı, aşkı onu ilk gördüğümüz anda hissetmeliydik. Aşkın aşamayacağı hiçbir engel yoktu. Aşk her kusuru örtebilirdi. Aşk, sadece mükemmel uyuma sahip olduğumuz, tek bir kişiyi arardı ve bulduğunda o kişiyle bir ömür boyu sorunsuz yaşar giderdik. Disney’in neredeyse tüm prenses filmlerinde bu temalara rastlamak mümkün. Modern filmlerde bu bakış açısının etkisi giderek azalsa da birçok Disney filminde başlangıçta yalnız olan kadın karakterin, filmin sonunda bir erkeğe bağlanmış ve genellikle onunla evlenmiş olduğunu görüyoruz. Bu filmlerde kadın karakterler, genellikle aradıkları her zaman “aşk” veya “doğru insanı bulmakmış” gibi çiziliyor ve adeta hayatlarına giren erkekler sayesinde kendilerini “tamamlanmış” hissediyorlar.
Hepimizin bildiği Denizkızı Ariel’in öyküsüne bir de birlikte bakalım mı? Ariel Prens Erik’e imkansız bir aşkla tutulmuştur. Ariel bir denizkızıdır ve suyun derinlikleri onun dünyasıdır. Prens Erik ise bir insandır ve onun dünyası suyun üzerindedir. Bu ikilinin birlikte olması imkansız gibi görünmektedir. Fakat günün sonunda, çetrefilli yollardan geçilmiş ve imkansız başarılmıştır. Ariel bir insana dönüşebilecek, Prens Erik’le mutlu bir aşk yaşayabilecektir ancak tek bir şartla! Ariel suyun üzerinde bir insan olarak yaşayacaksa buna karşılık olarak bir daha hiç konuşamayacak olmayı göze alması gerekir. Ariel aşkı için hem kim olduğundan hem de sesinden vazgeçebilir çünkü aşk tüm engelleri aşmak demek! Gerçekte aşk böyle bir şey mi?
Gerçek hayatta romantik bir ilişki yaşamaya başladığımızda aşkın tam olarak bu şekilde ortaya çıkmadığını, kendisini böyle göstermediğini ya da her şeyin film ve dizilerdeki gibi sorunsuz akmadığını görmek bizi hüsrana uğratabiliyor. Kimi zaman da kendimizi iyi hissetmek amacıyla her şeyin mükemmel olduğu bir kurgu dünyasına sığınmak için film ve dizileri kullanabiliyoruz. Bu kurmaca dünyaya sığınırken orada verilen her mesajın, bize ve ilişkilerimize iyi gelmeyebileceğini unutmamakta fayda bulunuyor. Bunun yanı sıra bu filmleri hangi motivasyonla izlediğimiz de bizi nasıl etkiledikleri konusunda belirleyici rol oynayabiliyor. Örneğin, romantik komedileri aşkın nasıl olması gerektiği hakkında bilgi almak ve aşkın nasıl yaşanması gerektiğini oradan öğrenmek amacıyla izleyen kişilerin, “Aşk her şeyin üstesinden gelir.” gibi inançlara daha sıkı tutundukları görülüyor. Bu kişilerin partnerlerini idealize etme, ruh eşi ve ilk görüşte aşk kavramlarına inanma ihtimalleri daha fazla oluyor.
Sağlıklı ilişkilerde bir tarafın sürekli kendisinden vermesinden, kendini “feda” etmesinden ziyade iki insanın birbiri ve ilişkileri için gönüllü bir şekilde fedakarlık yaptığını görüyoruz. Değeri görülmeyen, takdir edilmeyen veya karşı tarafı belli bir davranışa yönlendirmek için yapılan fedakarlıklar ilişkideki insanlara zarar verebiliyor. Hepimiz önem verdiğimiz ilişkilerin sürmesi için belli şeylerden vazgeçmek zorunda kalabiliyoruz ancak bizi biz yapan değerlerden, tutkuyla bağlı olduğumuz şeylerden, uğruna ciddi çabalar harcadığımız hedeflerimizden vazgeçmek bizi en nihayetinde mutsuz insanlara dönüştürebiliyor. Kaldı ki her ne kadar bunları ilişkimiz için yaptığımızı düşünsek de bir noktada karşımızdaki kişiden benzer davranışları görmediğimizde ona öfke duyabiliyoruz ve kendimizi gerçekleştiremediğimiz ilişkiler bizi tatmin etmiyor. Aşk ve sevgi gibi kavramlara tek ve doğru bir tanım bulmak elbette güç ancak aşkın ve sevginin kendimizi feda ettiğimiz değil; kendimiz gibi olabildiğimiz, olduğumuz halimizle sevildiğimiz ve değer gördüğümüz, özgürleştiğimiz deneyimler olduğunu/olması gerektiğini söylemek mümkün.
Üniversite öğrencileriyle yapılan başka bir çalışmada, katılımcılara Çılgın Aptal Aşk, Aşkın 500 Günü, Zamana Karşı gibi popüler romantik filmleri ve How I Met Your Mother, The Big Bang Theory gibi karakterlerin pek çok farklı ilişki deneyimledikleri dizileri ne sıklıkla izledikleri soruluyor. Bahsettiğimiz romantik filmleri sıkça izlemiş katılımcıların “Aşk bir şekilde yolunu bulur.” inancına daha çok sahip oldukları bulunuyor. Karakterlerin partnerlerinin çok sık değiştiği dizilerin izleyicilerinin ise “gerçek” aşkın “mükemmele yakın” olduğuna ve insanların bir ruh eşine sahip olduklarına dair daha güçlü bir inanç besledikleri görülüyor.
Romantik komedilerde veya masallarda gördüğümüzün aksine uzun ilişki sürdürmenin gerekliliklerinden birinin iki tarafın da gösterdiği çaba ve emek olduğunu biliyoruz. Belki de bu yüzden “Sevgi neydi? Sevgi emekti.” replikleri bize daha yakın ve gerçekçi geliyor ve tutkulu aşk yerine emeğin seçilmesi her ne kadar birçok insanı üzse de birçoğunda “Doğru olanı yaptı.” düşüncesi uyandırabiliyor. Kimi filmlerde bir ilişki kurabilmek için emek harcamak gerektiğini vurgulansa da bu defa başka sorunlar karşımıza çıkabiliyor. Neredeyse her zaman kadınlar, birilerinin onları kurtarmasını bekleyen bir vaziyette resmediliyor. Biri tarafından kurtarıldığımız değil; birbirimizi sevdiğimiz, birlikte geliştiğimiz ve özgürleştiğimiz ilişkilerin içinde olmayı hak ediyoruz.
Özetle, ilişkiler hakkında açıkça konuşabileceğimiz, gerçekçi ve sağlıklı ilişkilerin nasıl olması gerektiğine dair bir kaynağımız olmadıkça romantik ilişkileri kurgusal karakterlerin deneyimleriyle öğrenebiliyoruz. Karakterler bize sonsuz aşkın mümkün olduğunu gösterdiğinde biz de buna inanmak istiyoruz. Oysa günümüzde, uzun ilişkiler bundan elli yıl öncesine kıyasla çok daha değişken, boşanma oranları oldukça yüksek ve birlikte yaşayan çoğu partner ayrılma sürecine gidebiliyor. Yani filmlerde ve dizilerde çizilen romantik aşk portresi ile günümüzdeki romantik ilişkiler arasındaki uçurum giderek büyüyor. Her ne kadar gerçek dünyadan sıyrılıp kurgu dünyasında zaman geçirme ihtiyacımız anlaşılır olsa da romantik ilişkilerin nasıl olması gerektiğine dair sağlıklı beklentilere sahip olmak da oldukça önem taşıyor.
İlişkilerimizi anlamlandırabilmek, daha sağlıklı hale getirebilmek, sağlıklı ilişkiler inşa etmek için bilimsel kaynaklardan bilgileri sizlerle paylaşan Yakın İlişkiler, aslında beklentilerinizi de doğru yönde oluşturabilmeniz için önemli bir kaynak olmaya devam ediyor!
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
İlk görüşte aşık olan, bir elmanın iki yarısı ruh eşleri; birbirine delicesine aşık ve aşkları için her şeyden, kendilerinden bile vazgeçmeye hazır çiftler… Bir saniye, bu bir film senaryosu mu yoksa gerçek bir aşk hikayesi mi?
19 May 2022

YAZARLAR

Yakın İlişkiler
İlişkilere bilimsel bir bakış açısı!
İLGİLİ OKUMALAR


