
Araba kullanmanın oldukça sıkıcı olduğu Norveç yollarında, bir noktadan sonra hepsi birbirine benzeyen muhteşem kasabaların içinden geçerek yolumuza devam ediyoruz. Uğur günün yorgunluğu ile gözlerini dinlendiriyor. Bense yola dikkatimi vermek ve tekdüzelikten kurtulmak için karşı şeritten gelen arabaları sayıyorum. Ancak bir noktadan sonra ülkenin alım gücü karşısında sinirlerim bozuluyor. Tesla veya Volvo dışında araba görmek bir noktadan sonra şaşırtıcı bir hâl alıyor.
Kasabalardan birinde bembeyaz, bakımlı ve sempatik bir kilise gözüme çarpıyor ve öğrencilik zamanlarımda yaptığım Roma seyahatinden bir anı zihnimde beliriyor.
***
2007'nin aşırı sıcak yazında, gün boyu Roma'nın yürünebilecek tüm sokaklarını yürüdükten sonra tavana boş boş bakıp akşam ne yiyeceğimi düşünüyordum. Hostelin loş odasının kapısı bir anda açıldı. İçeri halkımızın akça pakça gibi diye tabir ettiği cinsten; parlak ve sağlıklı ciltli, sarı uzun saçlı, mavi gözlü, siyah dar pantolonlu, tiril tiril gömlekli, kulağında eski walkman kulaklıklarıyla pek havalı görünen ve muhtemelen Kuzey Avrupa semalarından olan bir arkadaş girdi. Ben hâlâ öncelikli derdim olan karın doyurma mevzusuna lezzetli bir çözüm bulamadığım için Roman Forum'da bünyeme topladığım tozu toprağı dökmek üzere en doğru saati kolluyor ve duşa gidiyorum. Çünkü hostellerde öğle vakti yapılan temizlik nedeniyle akşamüstleri duşların en temiz olduğu saatler. Döndüğümde bizim parlak genç ranzasının alt katına uzanmış müzik dinliyor. Yazısız hostel kuralları #37'ye ("aynı odada kaldığın insanlarla hemen tanış, kaynaş, seversen beraber sarhoş olup şehirde her türlü rezilliği yap") dayanarak selam veriyorum. Medeni bir insan olduğu için kulaklıklarını çıkarıyor ve muhabbete başlıyoruz.
Hostelde tanışılan insanlara sorulan ilk soru genelde "Memleket nere hemşerim?" olur. Ben de kurallara, kaidelere saygılı bir adam olarak bu soruyla girizgâhı yapıyorum. Tahminlerim doğru çıkıyor. Norveçli olduğunu öğrendiğim arkadaşımız, birkaç geyik soruyu da hoş bir muhabbetle cevaplandırdıktan sonra benim aklıma bu Viking'in hangi meslekle iştigal ettiğini sormak geliyor. Çünkü bir insanın mesleği üzerinden sonsuz soru üretip muhabbeti uzatma imkânı yakalayabilirsiniz. Yönelttiğim soruyu mağrur bir ifadeyle "şiir yazıyorum" diye cevaplıyor. Sohbetin giderek ilginçleşeceğini anlıyor ve bu genç adamın hayatını biraz daha didiklemeye başlıyorum. Amatör olduğunu ve hiç kitabının basılmadığını söylüyor. Bir Akdenizli olarak ben bu cevaptan hiç tatmin olmuyorum tabii. Çünkü şair dediğin, bizim ülke standartlarında cebine üç kuruş girse bayram eder. Değil Norveç'ten İtalya'ya gelmek, borçtan mahalle bakkalına bile gidemez. Bu düşünceler kafamda saniyenin bilmem kaçta kaçında dönerken içimdeki Akdenizli meraklı teyze baskın geliyor ve hemen asıl soruyu soruyorum: "Peki sevgili Viking, sen yaşamak için ne iş yapıyorsun?" Soruma yanıt geldiğinde pişman oluyorum. Meğer sevgili dostumuz geçimini Oslo'nun dışındaki sessiz ve sakin bir kasabada bulunan bir kilisede çan çalarak kazanıyormuş. Bu cevapla karşılaşınca tabii zihnim pek sağlıklı tepkiler veremiyor. Öncelikle söylenen şeyin yanlış olduğunu veya yanlış anladığımı düşünüyorum.

☁️ Norveç kırsalında bir köy
Bildiğim kadarıyla Norveç, bolca inançlı Hıristiyan'ın yaşadığı bir yer değil. Hatta ateizm veya agnostizm oranının toplumda oldukça yüksek olduğu biliniyor. Bir kısım eski metalci efsanelerine göre gençler CV'lerindeki "hobilerim" bölümüne kilise yakmak falan yazıyorlar. Büyüdükçe bunun bir şehir efsanesi olduğunu öğreniyoruz. Neyse, bu bilinçaltı kirliliğinden kendimi kurtardıktan sonra sevgili zangoç dostumuza mesai saatlerini soruyorum. Şanslı dostumuz "Cemaat büyük olmadığı için sadece pazar sabahları" cevabını veriyor. Herhalde, benim bakışlarımdan kendisine sinirlendiğimi fark edip kendini acındırmak için "Düğün falan olursa cumartesi de çalıyorum" diyerek ekleme yapıyor. Dinlediğim hikâyeyi anlamlandırmaya çalışıyorum.
Şaka bir yana, hostel odasında Orta Çağ müzikleri dinleyen, huzurla şiir yazdığı bir kilisede yaşamını sürdüren ve yaz sıcağında daracık pantolonu ve kösele ayakkabılarıyla 60'lı yılların modasını Roma sokaklarına taşıyan hipster Norveçliyle ve Norveç gerçeğiyle böyle tanışıyorum. Ne adını hatırlıyorum ne de bir fotoğrafı var. Ancak dünyada insanların neler yaparak hayatta kaldıklarını ve yaşamak için ne kadar farklı yollar seçebildiklerini bana gösteriyor. O genç hâlimle böyle bir hayata ne kadar şaşırdığımı anımsıyorum.
***

🤳 Kerimcan Oslo'da
İnsanların hayal kurmasına ve o hayalleri kovalamasına imkân verilen topraklardayım. Şair olma hayali için zangoçluk yapan bir adamın var olabildiği, petrol gelirleri doğru kullanılırsa bir toplumun nasıl geleceğe taşınabileceği ve güvene dayalı, huzurlu bir ülke yaratılabilmiş Norveç’i anlamaya çalışıyorum.
Bu esnada arabanın benzin ışığı yanıyor. İlk benzinciye giriyorum. İçerideki kasada benzin parasını ödemek için elimizdeki kronları uzatıyoruz. Benzinci büyük bir rahatlıkla en yakın bankanın 30 kilometre uzakta olduğunu ve bu nedenle nakit kabul edemeyeceğini söylüyor. Şaşkınlık içerisinde birbirimize bakıp gülüyoruz. Norveç'teyiz ve her gün bunun gibi medeniyet doygunlukları ve tuzu kuruluklar ile sınanıyoruz.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
YAZARLAR

Ruta
Ruta hayatını genelde yolda geçiren ve not tutmak yerine fotoğraf çeken bir adamın seyir defteri.
İLGİLİ OKUMALAR



