Salah Birsel'in Edebiyat Kahveleri

İstanbul, kahve, edebiyat ve kültür üzerine bir sohbetten kalanlar
Salah Birsel'in Edebiyat Kahveleri

17 Haziran - Kurukahveci Mehmet Efendi - 1Kitap1Mekan
Kurukahveci Mehmet Efendi ile birlikte

Kurukahveci Mehmet Efendi : Kahve Bahane - Edebiyat Şahane sohbetlerine davetlisin Senin için kahve keyfi nedir? Bizce zindeliktir, lezzettir, enfes bir kokudur; ama kahvede belki de en büyük keyif paylaşma keyfidir. Derdimizi, sevincimizi paylaşabilme; bildiklerimizi, hissettiklerimizi paylaşarak büyütme keyfi. Bazen havadan sudan bazen hiç konuşmadan kahve eşliğinde zamanı yavaşlatma keyfi... Davettir, ikramdır kahve keyfi özünde. Ne demiş eskiler? Gönül ne kahve ister ne kahvehane, gönül muhabbet ister kahve bahane… Demişken; Kurukahveci Mehmet Efendi , Yeni Tahmis binasının kahve kitaplığında 1Kitap1Mekan ile gerçekleştirilen “Kahve Bahane - Edebiyat Şahane” sohbetlerinde seni de görmekten mutluluk duyacağını paylaşıyor. Edebiyatın başrolü üstlendiği ilk buluşmayı bu bağlantıdan izleyebilirsin. Ayda bir sinema, edebiyat ve sanat konularında yayınlanması planlanan "Kahve Bahane" sohbetleriyle ilgili gelişmeleri kaçırmamak için Kurukahveci Mehmet Efendi ’nin Instagram sayfasını takip etmeni öneririz. Ayrıca yolun Eminönü’ne düşerse Mısır Çarşısı’nın yanındaki sokağa girdiğinde kahve kokusunun sana rehberlik etmesini tavsiye ediyoruz. Tarihî Mehmet Efendi mağazasını geçer geçmez soldaki küçük çıkmaz sokağa saptığında bambaşka bir dünyaya adım atacaksın. Hatta pek muhtemeldir ki biraz da şaşıracaksın. Farklı kahve çeşitleri, bir kahve kütüphanesi, güzel bir sergi ve tabii ki bol köpüklü bir Türk kahvesi seni karşılayacak. Demeden geçmeyelim: Kurukahveci Mehmet Efendi seni mutlaka bekliyor.

Daha fazlasını öğren

Kurukahveci Mehmet Efendi'nin Tahmis Binası'nda tarihle iç içe bir alanda, arkamızda kahveyle ilgili kitaplardan oluşan bir kütüphane, bol köpüklü Türk kahvelerimiz eşliğinde Fırat ile İstanbul'un kahveleri üzerine pek keyifli bir sohbet gerçekleştirdik. Bir sanat tarihçisi ile bu kültürel birikimi konuşmak... Yitirdiğimiz değerler, şehrin gizli hikâyeleri, kahve kültürü, biraz da edebiyat dedikodusu ile şehrin sokaklarında Salah Birsel'in cümleleri üzerinden dolaştık.

Öncelikle sohbetine doyamadığım, çok sevgili Fırat'ı size tanıtmak isterim. Fırat Şenol, sanat tarihi eğitimini tamamladıktan sonra sinema okudu. 19. yüzyıl İstanbul dünyası üzerine araştırmalar yapıyor. Çeşitli belgesellerde yer almanın yanı sıra kent/bellek üzerine atölyeler vermeye ve çalışmalar yapmaya devam ediyor. 

Biraz edebiyat, biraz tarih ekseninde Salah Birsel sohbeti başlasın o zaman!

Duygu: Salah Birsel, istisnasız çoğumuzun lise yıllarında tanıştığı yazarların başında geliyor. Ben Salah Birsel'i lise yıllarımdaki zorunlu okumaların dışında, deneme türüne bakış açısıyla yeniden keşfederek edebî dehasına hayran kalanlardanım. Beş ciltten oluşan Salah Bey Tarihi ile edebiyat tarihimize oldukça özgün ve içerdiği bilgiler bakımından bir o kadar da zengin bir seri bırakmıştır. Bu seri İstanbul'un tarihine paralel olarak sanatsal ve kültürel çevrenin de gelişiminin bir hikâyesi aslında. Bir yandan edebiyatın ne kadar sosyal bir yapı olduğunu göstermenin bir yolu da diyebiliriz bu seriye.

Birsel, çok özgün bir kalem aslında, çevresinde birçok edebî akım gelişirken o kendine has hem felsefî hem de edebî bir dünya kurmayı başarıyor. Hem iyi bir şair olup hem de iyi bir denemeci olmak çok özel bir başarı. Birsel, halk şiirinin o sade ve yalın dilini denemelerine yansıtıyor. Dili bu kadar akıcı kullanabilme ustalığına bu kitapla bir kez daha hayran kalıyorum açıkçası...

Lavoisier'den bir epigrafla başlayan bu kitapta aslında Salah Birsel, onu bu canlı tarihi yazmaya iten hissiyatın da kıvılcımını bize göstermiş oluyor.

"Doğada hiçbir şey yokolmaz, hiçbir şey de yoktan varedilemez."

Fırat: Salah Birsel'in, İstanbul’un gündelik yaşamını ele aldığı kitaplarında detaylarla çalışıp bir ressam, fotoğrafçı, tarihçi, sosyolog bakış açısı ile yaklaşması, İstanbul tasvirimiz için oldukça kıymetli. Bu gündelik hayatın beşiği olan eski İstanbul (Tarihi Yarımada) ayrı bir yer tutuyor ancak bunu gerçekleştirirken yürüdüğü yollarda özellikle kahvehanelere ayrı bir yaklaşımı söz konusu. 

Duygu: Birsel, Kahveler Kitabı'nda farklı zamanlarda yaşayan mekanları da bir araya getirmiş, aslında geçmişi günümüze taşıyor diyebiliriz. Bir yandan şehir portreleri yaratırken bir yandan birçok tarihî isimle de kaşılaşıyoruz. Günlük yaşamdan izlerle hem sosyolojik yaşantıyı, hem edebî dünyayı, hem de değişen kültür ve anlayışı kendine has imgelerle anlatıyor Birsel. Bir yandan eğlence mekanı olarak karşımıza çıkıyor kahveler, diğer yandan tartışmalarla toplumun tüm dinamiğini gözler önüne seriyor. Edebî akımlarla derinleşen kahvelerin gizli yaşamları temelinde geziyoruz İstanbul'u.

Her semtinde farklı anlamlar yüklü olan bir şehrin hafızasından okuyoruz yer yer bazı bölümleri. Çünkü burada konuşulanlar, yaşananlar dönemin yazılı kaynaklarında bulunmayan birçok edebî sohbetine de ev sahipliği yapıyor. Salah Birsel'in duygu ve düşüncelerinin kendine has bu yalın tarzının şekillenmesinde de çevresinin derin izleri yer alıyor.

"Kazım'ın Kıraathanesi'ne de Ahmet Mithat, Ahmet Rasim ve hemen hemen bütün harabati ozanlar gelir. 1896 ramazanında bir gece Ahmet Rasim'le basın çevrelerinde Efendi Hazretleri diye anılan Ahmet Mithat Efendi yine orada buluşurlar."

Fırat: Salah Birsel çok kıymetli bir yazar. Her kitabında detaylı incelemesinin meyvelerini topluyoruz. Bu kitabında da aynı detaycılığı var aslında, birçok bölümünde karakterler üzerinden ilerlemesi (Ahmet Rasim, Neyzen Teyfik, Sait Faik, Onikiler gibi.. ), kahvehane ortamının çeşitliliğini ve dinamiğini gösteriyor. İşte tam olarak bu durum Osmanlı ve Cumhuriyet dönemi mekan-insan ilişkisini yansıtıyor.

Kahvehaneler süreç içerisinde birçok insanı barındıran yerler olmuş ve çeşitli türlere bölünmüştür. Mahalle, esnaf, çalgılı, esrar, edebiyatçı gibi kahvehaneler oluşturulmuş ya da dillerde söylenegelmiş. Tulumbacı ve yeniçeri kahvehanelerinde kavgalar fazlasıyla var, özellikle fiziksel boyutunu görebiliyoruz. Edebiyatçı kahvehanelerinde ise söz üzerine, fikir üzerine kavgalar yoğun. Tabii çoğu insanın çekindiği Sait Faik bu konuda başı çekiyor. Yakın arkadaşı Salah Birsel kendisini hiç atlamıyor. Nisuaz Pastanesi özelinde Sait Faik birçok atışmaya girmiş gözüküyor, öyle ki Aziz Nesin’in kendisinden uzaklaştığını görünce kafa kağıdını çıkarıp “ben deliyim be, raporum var, bana inanma” demesi gibi.

"Vezneciler'de Letafet Apartmanı yapıldıktan sonra altında da Darüttalim Kıraathanesi açılır. Gençliğinden beri Ahmet Hamdi Tanpınar'da özel bir tutkunluğu vardır buraya. Tanpınar'ın Saatleri Ayarlama Enstitüsü adlı romanının kişilerini de çoğunlukla bu kahveden çıkarılmıştır."

Duygu: Ben bu kitabı okurken Birsel'i şehrin ruhunu anlayan bir gezgin olarak, "flâneur" olarak görüyorum. Bu flâneur'lük bildiğimiz anlamda aylakça sokaklardan geçmekten değil, şehri gözlemlemekten geçiyor. Birsel, edebî arayışını bir taraftan da toplumsal kimlik sorgulaması ile şekillendiriyor. Her semtin ayrı bir kahvesi ve her kahvenin ayrı bir kimliği var, hepsi bir araya gelerek İstanbul'u var ediyor.

Fırat: Toplumun her kesiminden insanın (sanatçı, edebiyatçı, diplomat, evsiz, hamal, berber…) zaman geçirdiği bu alanlar sosyalleşmenin yanı sıra siyaset konuşulan, kültür sanat alanında edebiyat dergilerinin kurulduğu/dağıldığı, bunların yanı sıra kavgalar çıkan, tiyatronun ve aşık kültürünün gelişime destek veren alanlardır.

Kahvehanelerin farklı bölümleri bulunur. Mahalle kahvehaneleri her mahallede olan ve yaygın olan kahvehanelerdir. Esnaf kahvehaneleri belirli bölgelerde açılan ve belirli esnaf guruplarının sosyalleştiği alanlar, bir diğeri ise esrar tüketiminin yoğun olduğu, ara sokaklarda bulunan ve toplumun belirli kesiminin bildiği kahvehanelerdir.

Duygu: Bir kahve ve edebiyat tutkunu olarak bu kitap o kadar ilgimi çekti ki.... Belli bir dönemin sosyalleşme alanı olan kahvehaneler yabancı birçok gezginin de dikkatini çekiyor. Birsel hem edebiyatımızdan birçok ismi anıyor hem de Gerard Nerval, Gautier gibi bu kültürden fazlasıyla etkilenen yazarları da anlatıyor. Oktay Akbal bu kitap için boşuna "edebiyat cumhuriyeti" dememiş...

Kahveye dair çok temel ve önemli bilgilere de aynı hassasiyette yer vermiş Birsel.

"Fener'dekilerin en ilginci de İskele yanında deniz üstündeki kahvedir. Fransız ozanlarından Nerval, fener ve kandillerle aydınlatılan bu kahve örneğince Fener'de (1843 yılında) daha bir sürü kahve olduğunu söyler."

Fırat: Kahvehaneler 16. yüzyıl ile birlikte İstanbul dünyasına giren ve yaygınlaşan mekanlar. Bunun bir etkeni ise kahvenin kendisi. İstanbul limanına geldiği gibi daha karaya adımını atmadan denize döküldüğü söylenir... Dönemin Şeyhülislamı Ebussuud Efendi ruha ve bedene zararlı olduğunu söyler. Kahve serüveni kısa süreli bir yasaklama ile başlamış olur ancak İstanbul halkı için vazgeçilmez bir durum hâline gelir ve yaygınlaşmayı sonraki yıllarda gerçekleştirir.

Kahvehanelerin ilk müşterileri sanatçılar ve devlet görevlileri olmuş, daha sonra ise yaygınlaşarak halkın her tabakasına iştirak etmiştir. Mahalle kahvehaneleri en yaygın görünen kahvehane tipidir, bunun dışında semai kahvehaneleri, esnaf kahvehaneleri ve tiryaki (esrar) kahvehaneleri mevcuttur. Kahvehanelerde sadece oyunlar oynanıp tütün içilmez, aynı zamanda berberler tıraşlarını yaparlar, gazeteler dergiler okunur, ortaoyunu, karagöz gibi oyunlar sergilenmeye başlanır, edebiyatçılar bir araya gelerek dergiler açar, dergiler kapatırlar. Bir bakıma İstanbul’un soluk aldığı yer hâline dönüşür.

Beyoğlu 19. yüzyıl İstanbul dünyasının Avrupai bölgesi olarak biliniyor ve Levanten, Musevi, Rum, Ermeni ve Türk toplumlarının kültürlerini yansıtan bir sahne olarak karşımıza çıkıyor. Bir diğer anlamıyla -bir alıntılama yapacak olursak “yenilikleri keşfetmek isteyenlerin yeri...”- Batı dünyasında üretilen malın gelip İstanbul coğrafyasında ortaya çıktığı; vitrinlerde sergilendiği, raflarda dizildiği, perdede izlendiği yer. Bu yenilikler ve kozmopolit ortam klasikleşmiş geleneklerin değişimine ya da dönüşümüne de zemin hazırlıyor. Kahvehaneler işte bu anlayışla dönüşüme giden mekan olarak karşımıza çıkıyor. Elbette Beyoğlu’nda hâlâ klasik kahvehaneler var ancak bunun yanına pastaneler, restoranlar açılmaya başlanıyor. Lebon, Nisuaz, Baylan, Markiz, Luxembourg gibi mekanlar Batı tarzı bir iç mekan ve yemek kalitesi sunmaya başlıyor. Klasik kahvehanelerde olduğu gibi bu mekanlara da ilk olarak entelektüel kesim ve devlet görevlileri geliyor. Bu mekanlarda buluşan yazarlar, şairler, akademisyenler, sanatçılar tartışmalar yapıyor. Bu mekanlar bir bakıma sanat çevresinin ana mekanı hâline dönüşüyor. Kısacası Beyoğlu geleneklerin ve yeniliklerin iç içe geçmeye başladığı, tartışılmaya başlandığı nadir mekanlardan oluyor.

Unutmamak gerek, kahveyi Avrupa’ya tanıtan bir İmparatorluk ilk olarak kahveyi yasaklamıştır. Kahvenin İstanbul’da dağıtımı ya da hazırlanışı Yeniçeriler tarafından gerçekleşiyor. Tahmis bölgesinde iri yarı yeniçeriler tarafından dövülen kahve halka ulaştırılıyor. Bu dövülme esnasında nohut kabuğu gibi maddeler katılmaması için iki yaşlı Yeniçeri başında bekliyor. Bu durum Osmanlı İstanbul’unda kahvenin ne kadar önemli olduğunu gösteren bir anlayışı bizlere sunuyor.

"Meserret Kahvesi, yayın alanına geçmemiş birçok gazete ve derginin tasarılarına da sahne olmuştur. Bir gün orada Peyami Safa, Fikret Adil, Necip Fazıl, Reşat Nuri, Ahmet Kutsi, Sadri Ertem, Kemalettin Şükrü, Osman Cemal Kaygılı da bir gazete çıkarmak üzere toplanırlar."

Duygu: Birsel de bu anlayışı edebiyatla birleştirince bu kitap daha da ilgi çekici hâle geliyor. Kahvelerin aynı zamanda berber dükkânı olması ve bu sebeple duvarlarında ayna asılı olmasından kimi kahvelerde kitap okunmasına kadar birçok ilginç yönünü görüyoruz bu sosyal alanların. 

Kitapta da bu ilginç bilgilerle beraber Nazım Hikmet'ten Ahmet Hamdi Tanpınar'a kadar uzanan geniş bir yelpaze çıkıyor karşımıza. Özellikle Dekadanlar bölümü, birden fazla kez okuduğum ve edebiyat tarihine doyduğum en keyifli bölümlerden biriydi. Ahmet Rasim ve Süleyman Nesip atışmasına bu kadar yakından tanık olmak okurken pek keyifliymiş. Lise yıllarında zorla ezberletilenler şehir tarihiyle okuyunca pek çekici geliyor.

Moda Geceleri de altını bolca çizdiğim bölümlerden biri oldu. Ahmet Haşim, Nazım Hikmet, Reşat Nuri, Ömer Seyfettin, hepsi Kadıköy dolaylarında oturduğu için orada şimdi Kızıltoprak dediğimiz semtte bir kır kahvesinde buluşurlarmış.

"Tanpınar, kendi masalarının kapıdan girince sol yanda olduğunu, Yahya Kemal'in konuşması kızışıp da kahkahalar arttığı vakit masanın çevresindeki halkanın genişlediğini ve kahvenin bütün sol kesimini kapladığını da söyler."

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

NEREDE YAYIMLANDI?

1Kitap1Mekan1Kitap1Mekan

BÜLTEN SAYISI

Salah Birsel'in Kahveleri

İstanbul'un kahveleriyle şehrin ara sokaklarına, edebiyat çevresine ve kültürel tarihine kısa bir yolculuk!

17 Haz 2023

Salah Birsel'in Kahveleri

YAZARLAR

1Kitap1Mekan

Gerek klasik, gerek modern edebiyattan kitap önerilerimi ve birçok yeni mekan tavsiyemi 1Kitap1Mekan bültenimde bulabilirsiniz!

İLGİLİ OKUMALAR