Seçimler yılında küresel güç dengesi nasıl değişecek?

SpektrumHer perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.
Gabriel Garcia Marquez, bir döneme ve dünya edebiyatına damgasını vurmuş şaheseri Yüz Yıllık Yalnızlık’ın son sayfasında Macondo kentinin ve Buendia ailesinin sonunu şöyle anlatır: “Son satıra gelmeden önce o odadan asla çıkamayacağını zaten anlamıştı zira aynalar (ya da seraplar) şehrinin, Aureliano Babilonia'nın parşömenlerin şifresini çözmeyi bitirdiği o nihai an geldiğinde rüzgar tarafından silineceği ve insanların hafızasından sürgün edileceği ve üzerlerine yazılan her şeyin çok eski zamanlardan beri ve sonsuza kadar tekrarlanamayacağı öngörülmüştü…”
Dünya düzeninde hızı giderek artan eriyişin, dönüşümün ve akışkanlığın Marquez’in imgelemindekine benzer bir gerçekliği yansıttığını söylemek artık daha mümkün. 2. Dünya Savaşı sonrasında kurulmuş düzenin Batı normlarına göre işleyen mekanizması çöktü. Soğuk Savaş dönemi ve ABD’nin “tek kutuplu” anında savunulan ve bizzat ABD tarafından 11 Eylül saldırıları ardından çiğnenen değerler ve ilkeler, jeopolitiğin soğuk mantığı karşısında, bu değer ve ilkeleri zaten umursamayan yükselen güçlerin arzusuna uygun şekilde “rüzgar tarafından silinecek” hâle geldi.
Bütün bu gelişmeler, dünya ekonomisinde gelir ve zenginliğin dağılımında Asya’ya doğru muazzam bir kayışın gerçekleştiği, Batı’nın dünya üzerindeki mutlak hâkimiyetinin gerilediği bir sırada yaşanıyor. Batı’nın şiddet yüklü tarihinin son evresinde şekillenen liberal demokratik sistemin de bizzat Batı içinde ağır baskıya maruz kalması, krizin derinliği hakkında da bir fikir veriyor. İhtimaldir ki, bugünün tarihini yazacaklar, Gazze’deki savaşın insani maliyeti karşısında Batılı devletlerin çoğunun takındığı umursamaz/ikiyüzlü/ilkesiz tavrın liberal dünya düzeninin bugünkü hâlinin tabutuna çakılmış son çivi olduğu sonucunda birleşeceklerdir. Bunun yerine gelecek düzenin kuralları oluşana, kurumları işlevselleşene kadar, dünya siyasetinin bir kurtlar sofrasına dönme ihtimali ise ürkütücü olduğu kadar gerçekçi bir beklentidir.
Seçimler yılı
Barselona merkezli düşünce kuruluşu CIDOB’un 2024 yılı değerlendirmesinde şu tespitler yer alıyor: “2024 oy pusulalarıyla kurşunların yılı olacak. 70’in üzerinde ülkede yapılacak seçimler demokratik sistemler açısından birer stres testi olurken, küresel istikrarsızlığı besleyen çatışmalar küresel bir güç kaymasının eşiğindeki dünyaya şekil verirken, insani hukuk ve temel haklar konularında kesin bir gerilemeye tanıklık edilecek. Uluslararası normlardaki erime giderek daha akut bir hâl alırken olayların akışı da öngörülemez vaziyete geliyor.”
Raporda ayrıca yeşil dönüşüm ve yapay zekanın hızlandırdığı dijital dönüşümün de toplumsal dalgalanmalara ve jeopolitik sarsıntılara kapı açabileceği belirtiliyor.
Tanık olunan düzen çözülüşünün hangi uçlara gidebileceği, küresel güç dengesinin nasıl şekilleneceği ve siyasal sistem tercihlerinde dünyanın yönünün ne olacağını belirleyecek bir yıl olarak tanımlamak gerekir 2024’ü. Bu yıl dünya nüfusunun ve seçmeninin yarısı sandık başına gidecek. Seçmenlerin tercihleri, özellikle önümüzdeki aylarda Hindistan’da Parlamento, Meksika ve Endonezya’da başkanlık, Türkiye’de yerel seçimler, Avrupa Parlamentosu ve Kasım ayındaki ABD Başkanlık seçimlerinde dünyanın gidişatının yeni parametreleri hakkında bir fikir verecek.
Tayvan seçimleri
Seçimler yılının ilk kritik dönemeci Pazar günü Tayvan’daydı. Çin Halk Cumhuriyeti’nin aksi yöndeki uyarılarına rağmen, kendilerini giderek yükselen oranlarda ayrı bir halk ve millet olarak tanımlayan Tayvanlılar, üç adaylı seçimde bağımsızlık yanlısı olarak bilinen Demokratik İlerici Parti’den Başkan Yardımcısı Lai Ching-te’yi yüzde 40’lık bir oy oranıyla da olsa seçtiler. Parti Meclis'teki çoğunluğunu ise kaybetti.
Tayvan’ı Çin Halk Cumhuriyeti’nin ayrılmaz bir parçası olarak gören Çin Komünist Partisi yönetimi, seçim sonucu nedeniyle küplere binerken, daha önce ABD’nin yerleşik Tayvan politikasına aykırı beyanlar veren ve Tayvan’ı bir saldırıya karşı savunacaklarını söyleyen Başkan Biden da ülkesinin Tayvan’ın bağımsızlığından yana olmadığını ilan etti. Mamafih, seçimin hemen ardından artık görevde olmayan ABD'li yöneticilerden oluşan bir gayriresmî heyetin Tayvan’ı ziyareti de Pekin’deki öfkeyi körükledi. Gerçi benzer ziyaretler 2020 dışında, 2008 seçimlerinden beri bir gelenek hâline gelmişti.
Tayvan; iki dev, ABD ile Çin arasında savaş çıkarma ihtimali en yüksek sorun. Çin’de yeniden merkezîleşmeyi ve Komünist Parti’nin mutlak hâkimiyetini tesis etmeyi temel hedef hâline getiren Şi’nin, görev süresi dolmadan ana kara ile adayı “birleştirmek” istediğinden pek az kimsenin şüphesi var. Nitekim Pekin, Tayvan’daki seçimlere çeşitli şekillerde müdahil olurken Tayvan’ın çevresinde de sürekli askerî manevralar yaptı. Kullandığı dil hayli sert ve tehditkar.
Lai bağımsızlık yanlısı olmakla birlikte muhtemelen selefi Tsai gibi Çin’i tahrik etmeyecek bir dil kullanmaya özen gösterecek. Ancak Ukrayna savaşının gidişatına da bağlı olarak Tayvan’a yönelik bir saldırı ihtimalinin giderek yükseldiği, Şi’nin Tayvan’ı Çin’e katarak iktidar dönemini taçlandırmak isteyeceği konuşuluyor. Böyle bir durumda ABD’nin mutlaka duruma müdahil olacağı söylenemese de böyle bir ihtimal var ve yüksek. Sonuçta Tayvan’ın çevresindeki jeopolitik denge hayli kırılgan ve patlamaya hazır durumda.
Jeopolitik sarsıntı
2023 başlarken Rusya’nın Ukrayna karşısındaki durumu kötü gözüküyor; Ukrayna direnişi Batı’da yüksek takdir görüyor; işgal karşısında Atlantik İttifakı hem yekvücut oluyor hem de Ukrayna’ya direnmesi için mühimmat ve silah gönderiyordu. NATO canlanmış, kendisine nihayet bir misyon bulmuştu. Dünyanın geri kalanı ya da şu sıralarda "Küresel Güney" diye adlandırılan ülkelerin ezici çoğunluğu Batı’nın uyguladığı yaptırımları desteklemese ve bunlara uymasa da Rusya’nın zayıfladığından pek kuşku duyulmuyordu. Bir yıl sonra tablo çok farklı.
Ukrayna’nın Rusya’ya yönelik karşı taarruzu beklentilere kıyasla başarısız kaldı. ABD Kongresi'nde içe dönük politikaları tercih eden Cumhuriyetçiler, bu ülkeye yapılan yardımları engelledi. AB içinde savaş yorgunluğu giderek derinleşirken, Birlik içinde bir Truva Atı gibi hareket eden Macaristan, Ukrayna’ya yardım parasının onaylanmasına mâni oldu.
Rusya’ya yakınlıkları bilinen bazı sağ popülist partilerin siyasi yükselişi de Ukrayna’ya yardımın devam edip etmeyeceği konusunda soru işaretlerini artırdı. Üstelik Rusya en azından 2024 itibarıyla güçsüz görünmüyor; ekonomisi beklendiği kadar hasar görmüş değil. Rus halkı sinmiş veya Putin’i destekler bir ruh hâlinde. Giderek kendi içindeki siyasi çatlakların derinleştiği Ukrayna’nın bundan sonra Kırım’ı hedef alarak Rusya’yı zorlamak isteyeceği düşünülüyor.
Donald Trump’ın Kasım ayında yapılacak Başkanlık seçimlerinde yeniden ABD Başkanı seçilmesi hâlinde Ukrayna’ya yapılan yardımın kesilmesi muhtemel. Avrupalıların ABD’nin bıraktığı boşluğu doldurmaları mümkün değil, zira hâlâ hazırlıkları yok.
Sonuçta, eğer Rusya bu savaşın galibi olursa gölgesi tüm ağırlığıyla Karadeniz ve Avrupa üzerine çökecektir. Gerçi Rusya’nın savaşı kaybetmesi veya Kırım nedeniyle masaya oturmak zorunda kalması da intikam duygularının canlanacağı bir ortam yaratarak Avrupa üzerinde bir tehdit oluşturabilir. Çin’in, Batı ittifakının Avrupa açısından hayati önemdeki Ukrayna meselesinde bile birliğini uzun süre muhafaza etmekten aciz görünmesinden, kendisini Tayvan konusunda yüreklendirici sonuçlar çıkarması da mümkündür.
Dünya sisteminde 'gücü gücü yetene' dönemi mi başlıyor?
Dünyada bu kadar çok seçim yapılması bir yandan sandığa dayalı meşruiyetin tüm despotlar ve despot adayları tarafından önemsendiğini gösterirken, oy vermenin tek başına bir ülkenin demokratlığını tescil etmediğini de kayda geçirmek gerek. Biraz da bu nedenle Hindistan başta olmak üzere bazı ülkelerdeki seçimleri iyi izlemek gerekecektir. 2024’teki rekor sayıdaki seçimin, sandık yoluyla otoriter rejimlerin konsolide edilmesine mi yoksa otoriterleşmeye karşı bir direnişin şekillenmesine mi yol açacağı uluslararası sistemin geleceği üzerinde de ciddi etki yapacaktır.
Liberal değerlerin hemen her yerde gerilemesi sonucunda dünya sisteminde insani değerleri ön plana çıkaran yaklaşımların giderek devletlerce terk edildiğine de tanıklık ediyoruz. Bunun bir sonucu, dünya sisteminde yeniden bir “gücü gücü yetene” döneminin başlamasıdır. Yerleşik düzenin başat ülkesinin göreli zayıflığı, prestijinin özellikle Gazze'deki son savaş nedeniyle iyice hırpalanmış olması, sözünü kendisine bağımlı ülkelerde bile geçirememesi, daha zayıf devletlerin, bölgesel güç heveslilerinin hedeflerine varmak için çatışmadan çekinmeyecekleri bir ortamı da yarattı. Bunun önemli sonuçlarından birisi de uluslararası sistemde insani değerlere, yardıma verilen önemin zayıflaması oldu. Çatışmanın artması ancak saldırganlığın cezasız kalması, sistemi iyice zorlayacaktır.
Bu bağlamda Gazze savaşı çok derin bir kırılma noktası olarak görülmelidir. Güney Afrika Cumhuriyeti’nin 12 Ocak’ta Lahey’deki Uluslararası Adalet Divanı'na yaptığı Gazze’de soykırım suçu işlendiğine dair müracaat, 2024’ün bizi nasıl bir dünya düzenine taşıyacağıyla ilgili de ciddi bir gösterge olacaktır. Bu başvurudan sonuç alınması hâlinde “Küresel Güney” ile gelişmiş Batılı ülkeler arasındaki ahlaki ve güçle bağlantılı mücadelede de yeni bir evreye geçilmiş olacaktır.
İsrail’in Gazze’de yaptıklarının sonuçlarından birisi liberal düzen iddiasının derinden sorgulanmasıysa bir diğer sonucu, savaşın bölgeye yayılma tehlikesinin giderek artmasıdır. Böyle bir durumda, bölgesel ve hatta küresel güvenlik olumsuz etkileneceği gibi Amerikan seçimleri üzerinde de Ortadoğu’daki gelişmelerin izdüşümleri görülecektir.
Avrupa Parlamentosu ve ABD Başkanlık seçimleri
Bu bakımdan seçimler yılının en önemli iki seçiminin Avrupa Parlamentosu (AP) seçimleriyle ABD Başkanlık seçimi olduğunu söylemek mümkün. AP’de otoriter popülist sağın güç kazanması, AB’nin dünyaya ve olaylara temel yaklaşımının sorgulanacağı ve yeni bir tanımlamanın öne çıkacağı bir dönemin başlaması demektir. Böyle bir AB ise liberal değerlerin müşahhas hâli olma iddiasında bulunmakta zorlanacaktır.
ABD’de ise darbe teşebbüsünde bulunmuş sabık Başkan Trump’ın seçimleri kazanması bu ülkedeki siyasal krizin derinliğini bir kez daha teyit edecek, toplumsal kutuplaşmanın yol açtığı kurumsal meşruiyet ve kredibilite krizi de tüm çıplaklığıyla ortaya çıkacaktır. İkinci bir Trump başkanlığı yalnızca Atlantik İttifakı’nın uyumunu sorgulatmakla kalmayacak, Çin’le hasımlığı dışında içe kapanabilecek, tek taraflı hareket ederek üstünlüğünü korumaya çalışacak bir ABD’nin bıraktığı boşluk, küresel bir fetret devrinin başlangıcı da olabilecektir.
Sonuçta 1945 sonrası kurulan, 1991 sonrası istisnai bir “tek kutuplu dünya” aralığından geçen uluslararası sistemde geriye dönüşün mümkün olmadığı, “her şeyin sonsuza kadar tekrarlanamayacağı”, otoriterliğin ve güç politikasının yükseldiği bir yeni dönem başlıyor. Yükselen güçlerin henüz kendi başlarına bir sistem kuracak kapasiteye sahip olmamaları da bu dönemin sarsıntılı geçecek olmasının sebeplerindendir. 2024 bu olasılığa karşı küresel güçlerin işbirliği yapıp yapamayacaklarının da anlaşılacağı bir yıl olacaktır.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
SpektrumHer perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
YAZARLAR
İLGİLİ OKUMALAR
Bir tarafta çocuğunu kaybetmiş aileler, suç makinesine çevrilmiş çocuklar, çocukları bünyesine alan çeteler; diğer tarafta cezaların ağırlaştırılmasının çok daha fazla çocuğun suça karışmasına yol açacağını, sorunları çözmeyeceğini dile getiren uzmanlar. Tüm bu tartışmaların ortasında iktidar, çocuklara verilecek cezaların artırılmasını içeren bir yasa teklifini TBMM’ye sundu. Peki bunun sonuçları ne olabilir?

19 Mart sonrasında Türkiye’de kurulan yeni siyasal düzen, muhalefeti bütünüyle susturmayı hedeflemiyor. Onu ahlaki bakımdan iktidardan farksız, örgütsel olarak parçalanabilir, yerel aktörleri iktidarın saflarına çekilebilir ve seçim kazansa bile iktidara gelemeyecek bir yapı olarak yeniden tanımlamaya çalışıyor.
16 Tem 2026

Kamuoyunda yardım ve bağış kampanyalarıyla adından çokça söz ettiren Ahbap Derneği ve kurucusu Haluk Levent’in deprem bağışlarının kullanımı, şaibeli para transferleri ve usulsüz mali işlemleri hakkında soruşturma başlatılması şu soruyu gündeme getirdi: Türkiye’de dernek ve vakıfları kim denetliyor? Prof. Dr. Murat Batı’ya göre güçlü bir mali denetim yok, ne görev verilen mülki amirler ne de Vergi Denetim Kurulu bu kurumları denetleyebiliyor.

Komedyen Deniz Göktaş'ın Çorlu Karatepe Yüksek Güvenlikli Cezaevi'ne gönderilmesiyle yeniden gündeme gelen "kuyu tipi" cezaevlerine ilişkin İstanbul Barosu raporu, tutukluların maruz kaldığını belirttiği ağır tecrit koşulları ile havalandırma, sağlık hizmetleri ve temel haklara erişimde yaşanan sorunlara dikkat çekiyor.

Ankara'daki NATO zirvesinde İzlanda Başbakanı Kristrún Frostadóttir'in Külliye önündeki şaşkın bakışlarının görüntüleri, sosyal medyada hızla yayıldı. Kısa süre içinde Frostadóttir'in Instagram hesabına on binlerce Türk kullanıcı ulaştı. Öte yandan İzlanda'nın onu başbakan yapmasını sağlayan, bir anlık görüntü değil uzun yıllara yayılan bir güven inşasıydı.






