Şehzadebaşı Piyasası
Mehmet Selahattin, 8 Şubat 1930
“Ahali birbirini çiğniyor, kapatın şu kapıyı!”
“Vurun arkasına demirini!”
“İşaret verin, kimse gelmesin!”
“Komple, komple!”
“Para verdik, gireceğiz!”
“Bizi de alın da kapıyı öyle kapatın!”
“Olmaz. Bilet paralarını geri vereceğiz. Beyler gişeye buyurun!”
“Canım bize iskemle yok mu?”
Kan ter içinde şuraya buraya koşuşanlar.
“Az sabredin beyler. Size de birer iskemle buluruz.”
“Hasan, Hüseyin, Mehmet! Dışarıdaki ışıklı reklamları indirin. Ahali yer var zannedip yükleniyor.”
İri kıyım bir zat kapıyı tutmuş sesinin bütün kuvvetiyle bağırıyor:
“Bunun yarın gecesi de var beyler! Fazla ısrar etmeyelim.”
“Biz ayakta da dururuz.”
“İçerisi omuz omuza. Nerede duracaksınız?”
İşte size müşterileri kapı dışarı edilen bir sinema. Fakat bu rağbet yalnız sinemaya değil. Rivayete göre çıplak numaralar da gösteriliyormuş.
Arkamdan yüklenen yirmi kadar kişinin tazyikiyle teker topar bizi de içeri soktular. Budaklı bir tahtaya mıhlanmış çivi gibi yerimde saplanıp kaldım. Önümde ihtiyar bir kadın bizi yadırgadı:
“A oğlum erkân minderi gibi yaslanmasan a!”
Arkadakini gösterdim:
“Onu bana değil şunlara söyle.”
“Hay nereden de girdim!”
Yüzü gözü sıkıştırılmaktan patlıcan moruna dönmüş bir şişmancık mırıldanıyor:
“Bu eğlence değil adeta işkence!”
İyi ama işkenceden kurtulmanın çaresi? O çareyi evvela ben buldum. Ters yüzüne dönüp var hızımla kapıya doğru yürüdüm. Birkaç küfür pahasına o daracık yerden çıktım. İki dirseğimi vapur çarkları gibi kullanarak inliye sıkıla kendimi dışarı dar attım. Oh, oooh! Hani az daha kalsaymışım boğulmak işten değilmiş.
***
Şehzadebaşı piyasasının en hareketli zamanıydı. Çimdik atıp kol vuranlar yoksa da göz süzüp gönül üzen, uzaktan bakıp bakıp külhan gibi tütenler eksik değil.
İşte bir delikanlı grubu caddeyi boydan boya kaplamışlar:
“Benim yârim şık şık,
Ona oldum ben aşık.”
“Ehhem, seninki geçiyor.”
Köşede biri kitaplarını sıralamış, gelene geçene;
Romanlar, hikâyeler… Bînamazın otuz üç gecesi…”
Müşterisiz de kaldığı yok. Genç bir mektepli yaklaştı:
“Çekirge Zehra var mı?”
“Bitti, Cingöz Ali var. Bu daha meraklı.”
Bir başkası;
“Dalavere var mı dalavere?”
İhtiyar kitapçı sakal oynatmadan güldü:
“Çooooooook!”
“Ver bir tane.”
Beş kuruş verip kitabı aldı. Uzaklaşırken arkasından omzu çarpık, gözü kanlı birisi atıldı:
“Dalavere için kitaba ne gerek. Biz onu anamızın karnında öğreniyoruz!”
Kalabalık arasından geçerken yarısı işitilmiş konuşmalar;
“Dümbüllü’ye girelim dediler. Girdik ama tatsız. Yarın gece Türk salonunda.”
“Bizim Fındık’ı bulamadık.”
Siyah yeldirmelisi yanındakine;
“Peşimizden ayrılmadı. Baktım rezalet çıkacak, yalandan bir adres…”
“Hüsnü koş ulan! Sokağın başında alışveriş var.”
“Hani ya destanlar, şarkılar…”
“Ben muhallebicide bıraktım geldim.”
“Kız önümde sır oldu hanım!”
Bastonlar, şemsiyeler…
Nişan atılan barakanın önünde;
“Doldur bakalım. Bir atımlık barutumuz kaldı. Onu da atalım da…”
“Haydi yahu, senin için turnayı gözünden vurur derlerdi.”
“Elim titriyor.”
“Göreyim seni, şu davulu çaldır!”
***
Bu seneki Ramazan tadıyla tuzuyla geldi. Sokaklar insan almıyor. Sinemalarda, tulûatçılarda bir tek boş iskemle yok. Çaycılar, ince saz çalınan salonlar tıklım tıklım dolu. Piyasa sahura kadar devamda. Davul çıkmadan evlere dönülmüyor. Ayasofya’ya teravih kılmaya gidip de yer bulamadığı için geri dönen ihtiyar komşum anlatıyordu:
“Aman oğlum, camileri görme! Gelenler hep geri döndü. Tevekkeli ‘İstanbul’un sofusu da sefihi de çok olur.’ dememişler.”
Hakikaten bu seneki Ramazan sofuların da sefihlerin de yüzünü güldürdü.
*Mehmet Selahattin Güngör’ün yazılarındaki bazı kelimelerin yerine, okumayı kolaylaştırmak için günümüzdeki karşılıkları yazıldı. Selahattin’in tüm ifadelerine katılmasak da anlamı ve anlatımı bozacak ya da değiştirecek herhangi bir değişiklik yapılmadı. Dönemin anlam dünyasına sadık kalındı. ‘İstanbul’da Nasıl Eğleniyorduk’un amaçlarından biri de, yazara hak ettiği değeri vererek İstanbul’un geçmişine dair zengin bilgiler içeren bu yazıları gün yüzüne çıkarmak.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
peyami safa, ayasofya, ara güler, çekirge zehra, cingöz recai, polisiye, kitap
22 Şub 2022

YAZARLAR

İstanbul'da Nasıl Eğleniyorduk?
1920 ve 30'ların İstanbul eğlence hayatını bir gazetecinin röportajlarından takip eder, her salı yayımlanır.
İLGİLİ OKUMALAR


