Şeker, Alkol ve Yalnızlık

Beynimiz Hakkında Yeni Gerçekler
Şeker, Alkol ve Yalnızlık

Araştırmacı Viktor Mong'un geçtiğimiz ay yazdığı bir araştırmasına göre, beyin üzerine çalışan bilimadamları bir takım yeni gerçekler ortaya çıkarmış. Şeker, alkol ve yalnızlık üzerine olan bu yeni gerçekleri kısaca özetlemek isterim bu sayıdaki Dünya'dan bölümümüzde.

İlk olarak şekerden başlayalım. Son zamanlarda benim de münasebetimi kısıtlı tutmaya çalıştığım şeylerden biri şeker. 

Beynin, insan vücudundaki diğer organlardan daha fazla enerji kullandığı ve glikozun ana yakıt kaynağı olduğu bilinen bir gerçek. Aşırı miktarda şeker yüklemesi olduğunda ise, yakın zamandaki bir araştırmaya göre, gıdalardaki fazla şekerin beynin ödül merkezinde ilaca benzer etkiler ürettiğini doğrulanmış. İşin kötüsü bu durum 12 gün kadar kısa bir sürede oluşabiliyormuş. Bu araştırmada, her ikisi de beynin zevk alma bağımlılığında kilit rol oynayan dopamin ve opioid sistemlere odaklanılmış. Sadece 12 günlük şeker alımından sonra, beynin dopamin ve opioid sistemlerinde büyük değişiklikler görüldüğü, opioid sisteminin ilk alımdan sonra aktif hale geldiği görülmüş. Bir kez şekere bağımlı hale gelindiğinde ise, şeker doğrudan aşırı yeme isteğine, aşırı yeme kilo almaya, kilo alma ruh halini etkilemeye ve bu durumda bilişsel işleyişi yavaşlatmaya kadar gidiyor. Hadi bunun farkına varıp biraz dikkat edelim şu şeker işine. 

İkinci konu, aşırı içki içmenin beyne verdiği ciddi zararlar ve yaşamın ilerleyen dönemlerinde hafıza kaybı olasılığını arttırması. Daha da önemlisi,  yeni bir çalışma aşırı derecede içki içmenin beynin empati duygularıyla ilişkili kısımlarına zarar verdiğini söylüyor.
Bilim insanları uzun zamandır neden empati kurduğumuzu tam olarak anlamamış olsa da, faydaları konusunda hiçbir zaman şüphe yoktu. Empati, insanların duygusal köprüler kurmasına, şefkat ve yardıma olanak tanır. Birine empati duyduğunuzda, o kişinin acısını hissedersiniz.
Aşırı derecede içenlerin, az içen ya da içdaha yüksek beyin aktivitesi açısından daha fazla kaynak kullanmaları gerekiyor. Bunun günlük hayatta anlamı, tıkınırcasına içki içen insanların, başkalarının acısını, içki içmeyenler kadar kolay algılamakta zorlanabileceğidir. Aşırı içki içenlerin daha az empati duyması değil, sadece bunu yapabilmek için daha fazla beyin kaynağı harcamaları gerekiyor.

Sussex Üniversitesi bilim adamları, son 30 gün içinde bir oturuşta yaklaşık dörtte üç şişe şarap içen katılımcılar üzerinde fMRI taramaları yaptılar. Beyinleri taranırken (tüm denekler ayıktı), yaralanmış bir uzvun görüntüleri sunuldu ve uzvun kendilerine veya başka birine ait olduğunu hayal etmeleri istendi. Aşırı içki içenler, başka birinin bakış açısını benimsemeyi daha zor buldular.
Yani aslında aşırı alkol tüketiminin empatiyi tamamen öldürdüğünü söylemek doğru olmayabilir ancak aşırı içmeyenlere göre daha yüksek beyin aktivitesi açısından daha fazla kaynak kullanmaları gerekiyor. Bunun günlük hayatta anlamı belki de, alkolün yüksek oranda tüketilmesi durumunda, başkalarının acısının, diğer kişilere oranla daha zor algılanabileceği olabilir. 

Son olarak geliyoruz yalnızlık konusundaki son çalışmalara. Diğer insanlarla bağlantı kurmanın, insanların fiziksel ve zihinsel sağlığında önemli bir faktör olduğunu bilmeyenimiz yok. Ancak küresel bir anket, yetişkinlerin %33'ünün dünya çapında yalnızlık duyguları yaşadığını göstermiş. Nerdeyse insanlığımızın 3'te 1'i!
Yalnızlığa bağlı olarak ortaya çıkabilecek hipertansiyon, bağışıklık sistemi bozukluğu ve hatta intihar gibi birçok sağlık sorunu var.
Ancak küresel pandemi nedeniyle sosyal izolasyonu deneyimlediğimiz zamanlarda, yeni bir çalışma şimdi yalnızlığın beynimizi fiziksel olarak yeniden şekillendirme kapasitesine sahip olduğunu gösterdi.
Araştırmacılar, yaklaşık 40.000 orta yaşlı ve yaşlı yetişkinden oluşan bir örneklem kullanarak insan beyninde yalnızlığın nasıl ortaya çıktığını gözlemlediler ve sıklıkla yalnızlık hissettiklerini bildiren katılımcıların fMRI verilerini, böyle hissetmeyenlerin verileriyle karşılaştırdılar.
Sonuç, yalnızlık yaşayan insanların beyinlerinin “varsayılan ağ” ("default network") olarak adlandırılan bir bölge ağında belirli kalıplar sergilediğini gösterdi. Spesifik olarak bu durum, yalnızlık, geçmişe takılıp kaldığımızda, gelecek için plan yaptığımızda veya hayal kurduğumuzda aydınlanan varsayılan mod ağında yapılan üç büyük değişiklikle bağlantılı anlamına geliyor. Bu ağ, geçmiş, şimdi ve gelecek gibi farklı anları hatırlama, hayal etme ve planlama becerisi de dahil olmak üzere düşünme süreçleriyle ilişkili.
Medical News Today tarafından yayınlanan bir 
makalede, “Arzu edilen sosyal deneyimlerin yokluğunda, yalnız bireyler, sosyal deneyimleri hatırlamak veya hayal etmek gibi içsel olarak yönlendirilen düşüncelere karşı önyargılı olabilirler. Bu bilişsel yeteneklere, varsayılan ağ beyin bölgelerinin aracılık ettiği" belirtildi.

İşte böyle dostlar. Kısaca, şeker ve alkol tüketimimize dikkat edelim, mümkün olduğunca etrafımızda bize iyi gelen dostların kapısını çalalım, sohbet edip, paylaşımlarda bulunalım. Beynimizin de yer aldığı bedenimizi evimiz bilip, ona iyi bakalım.

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

İLGİLİ BAŞLIKLAR

NEREDE YAYIMLANDI?

İçimdeki Dünyaİçimdeki Dünya

BÜLTEN SAYISI

KASIM ' 1

Neden Olmasın?

03 Kas 2021

KASIM ' 1

YAZARLAR

İçimdeki Dünya

İçimizdeki dünyaya yakınlaşabilir miyiz? Onu merakla keşfedebilir miyiz? Pratikler, ilhamlar, motivasyonlar ve şifa dünyasından haberler iki haftada bir posta kutunda!

İLGİLİ OKUMALAR