Sera

Oya işlemesinin Trabzon’dan Paris’e uzanan yolculuğu
Sera

Sera Oltan ile ilk koleksiyonu ve Trabzon'dan Paris'e uzanan yolculuğu üzerine bir söyleşi.

Merhaba Sera. İlk olarak kendinden bahsedebilir misin?

Merhaba. Trabzon doğumluyum; Trabzon ve İstanbul’da büyüdüm.

New York’ta Parsons the New school for Design’da moda tasarımı eğitimimi tamamladıktan sonra Paris’e yerleştim ve Institut Français de la Mode’da moda tasarımı üzerine Master yaptım. Kendi vizyonumu sunabileceğim bir marka yaratmadan önce Maria Cornejo ve Lemaire gibi markalarda çalıştım. 2020’de de Sera adıyla kendi markamı, Paris’te kurdum.

Markanı kurmaya nasıl karar verdin?

Paris’te deri ve çanta üzerine çalışırken kendimi metal parçalar arayışında buldum. Bu araştırmalar esnasında, Trabzon’dan bildiğim ve işçiliğine hayran olduğum kazaziye tekniğiyle örülmüş parçaları deri ürünlerle birleştirmenin ne kadar hoş olabileceğini düşündüm. Hatta bir kazaziye ustası ile bir prototip geliştirdim. Bu esnada kendi ülkemde ve kültürümde keşfedilmeyi bekleyen farklı birçok zanaat ve teknik olduğunu farkettim. Keşfettikçe ve öğrendikçe kafamda birçok şey şekillenmeye başladı. Araştırmalarım zanaat ve tekniklerle sınırlı kalmadı; doğrudan bağlantılı oldukları Türk alıntıları, hikayeleri ve geleneklerini de tanımamı sağladı. Sonunda farkettim ki hem bu hikayeleri yansıtabileceğim, zanaatkarla, sanatçılarla çalışarak farklı teknikleri kullanabileceğim, bir yandan da burada öğrendiğim kalıp ve işçilik teknikleriyle, özenli kumaşlarla geliştirebileceğim, kısacası gelenekseli ve günceli bir arada sunabileceğim bir dünya yaratmak istiyordum.

Fotoğraf: Chaumont-Zaerpour

Koleksiyon nasıl ortaya çıktı?

İlk koleksiyonumda bize çok tanıdık olan, yazmalarda bulunan oya işlemesi ile çalıştım.

Beni aslında oyaya iten sadece güzelliği ve itina gerektiren işçiliğinin yanında hikayesi de oldu. Genelde kadınların yaptığı, çok eskilerden beri var olan bu nakış türünün her birinin benzersiz oluşu ve hepsinin ayrı bir hikayesinin oluşu beni çok etkiledi. Özellikle eskiden, farklı yörelerde, köylerde, kasabalarda, şehirlerde, renk ve motif gibi seçimleriyle kadınların oyalarına yükledikleri anlamlarla kendine has bir dil yarattıklarını, böylece çoğu zaman özgürce dile getiremedikleri hislerini ve düşüncelerini oyalarıyla ifade ettiklerini öğrendim. 

Aile büyüklerinden derlediğim oyalardan ilham alarak, Trabzon’da geleneksel yapılışına bağlı kalarak, yıllardan beri oya yapan Kumru ile beraber çalışarak bir oya geliştirdim. Bu oyayı modern bir şekilde sunabilmek adına, genelde yazmalarda bulunan çiçek motiflerinden ilham alarak, Paris’te Ana Karkar adlı ressam ile beraber çalıştım. Ana, yağlı boya kompozisyonlarıyla oya desenlerine kendi yorumunu kattı. Sonunda bu desenler ve işlemeler bir araya gelerek koleksiyonda görülen haline ulaştı. Koleksiyonun her bir parçasında doğal materyaller kullandığımdan, motifler de ipek ve pamuklu kumaşlara basıldı. 

Koleksiyondaki parçalar genel olarak hem oya eşarptan hem de Fransız "carré" eşarptan yola çıkarak kare şekli yansıtan, dökümlü silüetlere dönüştü. Ayrıca araştırmalarımda beni hep etkileyen ve koleksiyona farklı detayları ve şekilleriyle yansıyan, Anadolu kadınlarının tarlalarda giydiği kıyafetler, Anadolu’da yaşamış göçmen veya yarı göçmen toplulukların kıyafetleri ve zanaatleri, 60’lar 70’lerden itibaren şehirlerde giyilen kadın ve erkek kıyafetleri gibi birçok farklı unsur da var.

Fotoğraf: Chaumont-Zaerpour

Biraz da yaratım sürecinden bahsedebilir misin?

Benim için araştırmak, keşfetmek ve aktarmak çok önemli. Bazen küçük bir detaydan etkilenip hikayeyi keşfediyor, bazen de hikayeden yola çıkıyor ve buradan kendi hikayemi yaratıyorum. Ama ne olursa olsun tasarım benim icin duygusal bir süreç. 

Üretim aşamasında kıyafetler üzerinde hep 3 boyutlu çalışıyorum çünkü kumaşın düşüşü, duruşu, vücuda adapte oluşu ve giyenin hareket edebilme özgürlüğü, benim için çok önemli. Fransız “Couture” tasarım ve kalıp tekniklerine dayanan bu yöntem, kıyafetleri daha detaylı, üç boyutlu ve insan üzerinde tasarlamayı sağlıyor. Ayrıca benim için kıyafetlerin doğal materyallerden ve özenle üretilmiş olmaları, uzun ömürlü olabilmeleri için çok önemli. Bu tasarım tekniğiyle beraber en ince ayrıntıları göz önünde bulundurarak tasarımların kalıcı olmalarını sağlayabiliyorum.

Fotoğraf: Chaumont-Zaerpour

Moda sektörü ve girişimcilik hakkındaki görüşlerini bizimle paylaşır mısın?

Moda hızlı üretim ve tüketimin maalesef genellikle tercih edildiği bir alan. Bize yeni tasarımcılar olarak da bu süratli yolculuğun bir parçası olmamak düşüyor. Hem güncel hem de klasik bir vizyonla yüksek kaliteli ve özenle yaratılmış parçalar, koleksiyonlar daha uzun ömürlü olabiliyor. Ayrıca seçilen kumaşların içeriğinden tutun da üretim şartları, kalitesi, adedi, dağıtımı gibi farklı birçok aşamada yapılabilecek değişiklikler, tasarımcılar için hem frene basabilmek hem de daha sürdürülebilir çözümler üretebilmek için bence çok önemli. 

Sera’nın koleksiyonuna websitesinden ve instagram üzerinden ulaşabilirsiniz: 

https://sera-studio.com/

https://www.instagram.com/sera__studio/

Fotoğraf: Chaumont-Zaerpour



Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

NEREDE YAYIMLANDI?

BÜLTEN SAYISI

Türk Tasarımcılar

29 Ekim Cumhuriyet Bayramımız kutlu olsun!

29 Eki 2021

Türk Tasarımcılar

YAZARLAR

İLGİLİ OKUMALAR