Serbest Kürsü | Bizi öldüren silahlar

Gencecik bir kadın polis hayatını kaybetti. Gerçek nedenleri konuşmak yerine, yine üzerini örtüyoruz. Suç makinelerinin sokağa nasıl bu kadar rahat çıkabildiğini konuşmak yerine çöp poşeti giydirerek, hayvan durum izleme aracı ile adliyeye getirerek alkış topluyoruz.
Serbest Kürsü | Bizi öldüren silahlar

Mutlaka biri ile tarif etmeniz gerekse, bu ülke için hangi ayı uygun bulursunuz?Belki bir zamanlar yaz ayları… Öyle mi? 

Belki sarı sıcak, belki biraz kurak ama yaz aylarından biri mi? Darbelerle, katliamlarla, cinayetlerle anılan bir ülkede çok kolay değil.

Bahar ayları için de umut gerekir değil mi? En son ne zaman umut etmiştik?

Bana kalırsa Eylül uyuşuyor bu memleketle. Romantizmden değil… Eylülün boynu büküklüğünden… Ne olursa olsun, belki görece güzel günlerde bile dipten gelen bir hüznün, karamsarlığın, umutsuzluğun ruhumuzu ele geçirebilmesinden…

Kış aylarından birini seçebilme hakkımız da yok, bu kadar kolay unutan bir toplum için kesif bir acıyı iliklerine kadar hissetmek tarifi durumu karşılamıyor.

Biz, nedensiz bir hüzünle kuşatılmış, umudu inşa etmeyi unutmuş, alışmış bir ülkeyiz.

Tanıdık bir suç sicili

İstanbul Ümraniye’de, henüz 27 yaşındaki gencecik bir kadın polis, Şeyda Yılmaz, görevi başında bir suç makinesi tarafından öldürüldü. Aynı saldırıda biri polis, iki kişi yaralandı.

Saldırgan Yunus Emre Geçti’nin suç sicili tanıdık. Daha 19 yaşında ama işlediği suçlar boyunu aşmış. Cinsel tacizden uyuşturucuya, yaralamadan yağmaya kadar uzanan 20’yi aşkın suç. Cezaevine girmiş çıkmış, girmiş çıkmış…

Olayın ardından özellikle sosyal medyada polisin ve askerin yetkileri tartışılmaya başlandı. Yetkilerinin yetersiz olduğu, bu tip olaylarda rahat silah kullanamadıkları konuşuldu. 

Öyle değil elbette. Polisin de askerin de yeterli yetkisi var. Meselenin bu olmadığı ortada. Türkiye’nin şiddet haritasına, sadece son birkaç ayda olan bitenlere biraz baktığınızda meselenin bu olmadığını da görüyorsunuz.

Türkiye’nin şiddet haritası

Suç işleyenler cezaevinde yatmıyor. İnsan öldürenler bile kısa sürede özgür kalıyor. Yaralama, gasp, hırsızlık gibi suçları işleyenler kaç günde özgür kalacaklarını bile biliyorlar.

Rakamlar ürkütücü. 

Umut Vakfı Yönetim Kurulu üyesi Ayhan Akcan, geçen aylarda, Türkiye’deki ruhsatsız silah sayısının 36 milyon civarında olduğunu bildirdi. Umut Vakfı, uzun yıllardır silahlanmaya karşı mücadele eden, bu nedenle de ruhsatlı-ruhsatsız silahlar üzerine araştırma yapan bir organizasyon. Net rakamı bilmek mümkün değil ama insanların hızla silahlandığını görmek için kahin olmaya gerek yok.

Silah edinmenin zor olmadığını da biliyoruz. İnternette birkaç siteyi biraz dolaşırsanız, nereden, nasıl silah alabileceğinizi hemen görüyorsunuz. 

Umut Vakfı, geçmiş yıllarda da uyarılarda bulunmuş, ruhsatsız silah sayısının 20 milyonu aştığını bildirmişti. Emniyet Genel Müdürlüğü, bu iddiaya karşılık, ruhsatlı silah sayısını açıklamış, iddiaların doğru olmadığını öne sürmüştü.

  • Temmuz 2022’de, Emniyet'in açıkladığı rakamlara göre ruhsatlı silah sayısı, bulundurma ruhsatı ile 998 bin 237. 627 bin 765 taşıma ruhsatlı silah bulunuyor. 
  • Euronews’un geçen yıl yaptığı habere göre, bağımsız araştırma kuruluşu Small Arms Survey (SAS), 2017’de Türkiye’de sivillerde 13 milyon 249 bin silah bulunduğunu raporladı. 

Belli ki Türkiye’de sivillerde ne kadar silah olduğu konusu tamamen belirsiz.

Bir insan neden silah edinmek ister?

Güç için mi, korunmak için mi, saldırmak için mi, sadece bulunsun ve güvende hissedeyim diye mi? Bütün bu isteklerin kaynağı, motivasyonu nedir?

  • Bir toplumda suç örgütlerinin sayısı artmışsa, suç ve suçlu sayısı artmışsa silah sayısının yükselmesi kaçınılmaz.

Türkiye’de suç örgütlerinin de suç ve suçlu sayısının da arttığı ortada. Ama sorunun sadece bu olmadığı da ortada. Evet, güvende hissetmek için silah edinenler var. Malı çalınmasın diye, evine girilmesin diye, mafya dükkanına çökmesin diye edinenler var. Ancak çok daha vahim bir manzara ile karşı karşıyayız. 

Artık Türkiye’de silah edinmenin temel amacı, o silahı kullanabilme hakkını ve özgürlüğünü insanların kendisinde bulması.

Cezasızlık düzeni

Sadece son on yılda çıkartılan örtülü afların sayısı dört. İnfaz Kanunu’nda yapılan düzenlemeler nedeniyle yaralama suçu işleyenlerin neredeyse hiç cezaevinde tutulmadığını da biliyoruz. Ancak şiddetin tek nedeni bu aflar da olamaz.

Sosyal medyada gezinen herkes, Türkiye’nin dört bir yanından gelen dehşet görüntülerini olağan videolarmış gibi izliyor. Trafikte biri birini bıçaklıyor, otobüste şoföre bıçak çekiliyor, yol kavgasında silahlar konuşuyor, 18 yaşındaki çocuklardan 70 yaşındaki amcalara kadar herkes, basit anlaşmazlıklarda silah çekiyor ve o silahı çekinmeden kullanıyor.

Türkiye’de uzun yıllardır racon kültürü, mafya kültürü yüceltiliyor, işkenceden kaba dayağa kadar her türlü şiddet alkışlarla karşılanıyor. Ülkenin bakanından esnafına kadar herkes, sorunların kanun yoluyla değil kaba kuvvetle çözülebileceğine yönelik sözler sarf ediyor.

Yargıya güven sıfırın altına inmiş. Zaten güvenseniz bile bir davanın tamamen sonuçlanması uzun yılları buluyor.

Güç ve iktidar istenci, kahraman gibi hissetme isteği, yüceltilen erkeklik, sorunların başka türlü çözülemeyeceği düşüncesi, herkesin kendisini dokunulmaz görmesi bu tabloyu yaratıyor. Aflar ve çürümüşlükle beslenen bir toplumsal yapı söz konusu.

Gencecik bir kadın polis hayatını kaybetti. Gerçek nedenleri konuşmak yerine, yine üzerini örtüyoruz. Suç makinelerinin sokağa nasıl bu kadar rahat çıkabildiğini konuşmak yerine çöp poşeti giydirerek, hayvan durum izleme aracı ile adliyeye getirerek alkış topluyoruz.

Ne kolay, ne konforlu değil mi? Ama bu tam da içinden geçtiğimiz dönemi anlatıyor. Hukukun egemen olmadığı coğrafyalar, iklimler böyledir. Herkes herkese kendi cezasını verir…

Ama bu yol hiçbir adrese de çıkmıyor. 

Çocuklar öldürülüyor, kadınlar öldürülüyor, unutuyoruz.

Gençler öldürülüyor, yaşlılar öldürülüyor, unutuyoruz.

Bombalar patlıyor, silahlar çekiliyor, unutuyoruz.

Elbette Eylül yakışır bize. Romantizmden, renklerin güzelliğinden değil.

İçi kaplayan nedensiz bir hüzünden ve çaresiz hissetme hâlinden.

Ve o eylülü ancak bir umut inşa ederek yenebilirsiniz. Umut, öyle kendiliğinden doğan bir duygu değildir. 

Ve bunu fark edip, inşa ettiğimizde ancak bahardan söz edebileceğiz.

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

NEREDE YAYIMLANDI?

SpektrumSpektrum

BÜLTEN SAYISI

🪢 Ahmak davası, adaylık tartışmaları

İmamoğlu'nun "ahmak davası." CHP içinde cumhurbaşkanı adayı tartışması. Gelecek-DEVA birleşme görüşmeleri. YRP'nin ittifak kararı. Polis cinayetine çöp torbalı tutuklama. Erdoğan, New York'ta.

26 Eyl 2024

🪢 Ahmak davası, adaylık tartışmaları

YAZARLAR

Gökçer Tahincioğlu

Gazeteci ve yazar. 1997-2018 yılları arasında Milliyet Gazetesi’nde muhabir, haber müdürü ve köşe yazarı olarak çalışan Tahincioğlu, 2019’dan beri T24 internet sitesinde Ankara Temsilcisi ve yazarlık görevlerini üstleniyor.

Spektrum

Her perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.

İLGİLİ OKUMALAR