Serbest Kürsü: İktidar olmayı bilmek gerek

Seçimlerin iktidar lehine sonuçlanmasının sonuçları küçümsenemeyecek kadar karanlık sayılabilir. Yeni ve bunaltıcı bir anayasa ülkenin başına sarılacak, rejimin otoriterlik dozu daha da yoğunlaşacaktır. Bu nedenle yarın sandığa gitmemek, şikayetçi olunan rejime karşı sesini yükseltmemek, yakalanmış iktidar fırsatını kaçırmaya vesile olmak, affedilmeyecek bir harekettir.
Serbest Kürsü: İktidar olmayı bilmek gerek

Spektrum

Spektrum

Her perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.

Bundan on buçuk ay önce Türkiye, miadı dolmuş, ülkeden götürdüğü artık ülkeye verdiğinden fersah fersah ötede bir yönetimi sona erdirme fırsatını kaçırdı. İktidardakilerin kötü, beceriksiz yönetici ya da siyaseten zayıf olmaları onların tasfiyesi için gerekli bir koşuldur. Ancak yeterli değildir. Yeterli koşul, o iktidarı alabilecek bir karşı gücün, hareketin ve bu dönemde önemi giderek daha iyi anlaşıldığı gibi etkileyici bir liderliğin mevcudiyetidir. 

Mayıs seçimlerinde bayrağı devralabileceğine ve alsa da bunun hakkını verebileceğine ortadaki seçmenin inanmadığı bir silik şahsiyet ve entrikaları nedeniyle çürümüş, ülkeye yapabileceği olumlu katkı kalmamış iktidar ömrünü beş yıl daha uzatabildi. Seçimin sonrası bir yandan muhalefetin dağınıklığının ve ahlaki iflasının, diğer yandan da iktidarın kendi yaratmış olduğu ekonomik ve diplomatik kara deliklerden çıkma çabalarının sergilendiği bir dönemdi. 

Bu dönemde, hemen herkesin mutabık kaldığı gibi seçim yorgunu seçmen kitlesi de muhalifiyle muvafığıyla içine kapandı. Siyasal gündemden koptu. Ekonomik kriz kasırgasına karşı korunmayı elbette ön plana çıkardı. Yaralarını sararken, bir kez daha Mayıs benzeri bir düş kırıklığı yaşamak istemeyen, ağırlıklı olarak kentli ve eğitimli tabaka özellikle de gençlik derin bir bezginliğe, umursamazlığa teslim oldu.

Aslında vakti gelmiş bir değişimin gerçekleşmemesinin, bir dönemin sonunun ilan edilememesinin bedeliydi bu. 

Biraz da beklenmedik şekilde, yerel seçim tarihi yaklaşırken toplum ister ekonomik krizin iyice can yakmasından, ister tüm kurumların çivisinin çıkmasından, ister laik hayat alanının giderek daha fazla muhasara altına alınmasından kaynaklanan bir hareketlenme içine girdi. Sanki toplumun üzerine serpilmiş ölü toprağı silkelenerek atılmış, seçimsiz geçecek dört yılda ülkenin daha beter bir karanlığa gömüleceğine dair kaygılar ayaklanmıştı. Başkanlık seçiminde verilemeyen mesajlar, görülemeyen hesaplar için yerel seçimlerin bir fırsat olduğu anlaşılmış ana muhalefetin tüm sakilliğine rağmen, giderek bilenen bir irade ortaya çıkmıştı. CHP kurultayında partiyi yenilgiye mahkum edip, ülkeyi yeise boğan ekibin nihayet gönderilebilmesi de yeni ekibin tüm kusurlarına rağmen hayırlı bir gelişme oldu. 

Tevekkeli iktidarın borazanlarından bir kuruluşun başındaki şahıs, “Yerel seçim sonuçlarından büyük bir anlam çıkarmamalı” demeye başlıyordu.

Usulca biriken bu toplumsal siyasi enerji, tüm partilere güvenin azalıp, öfkenin arttığı bir ortamda liderliğin önemini artırıyordu. Bu dinamik, bizzat Cumhurbaşkanı tarafından “kayda değer yegane seçim” statüsüne taşınan İstanbul Belediye Başkanlığı seçimi üzerinden aslında Türkiye’nin yeni bir lidere sahip olup olmadığının anlaşılacağı ortamı hazırlıyordu. 

Eğer yeni bir lider varsa Türkiye siyasetinin 21 yıllık sorunu da çözülmüş olacaktı. Bu süre zarfında Tayyip Erdoğan’ın karşısına ülkeyi yönetmeye ehil olduğuna toplumun önemli bir kesimini ikna edecek bir siyasetçi çıkmamıştı. Kısacası bunca zamandır, ülkenin bayrağı devralabilecek alternatif bir lideri yoktu. 

İstanbul seçiminde, tüm baskılara, yalanlara, hilelere, tehditlere, Bakanlar Kurulu'nun kampanya görevlisi gibi çalışmasına rağmen iktidarın adayının kaybetmesi ister istemez ülkenin yeni siyasi liderliğine kimin aday olduğunu da ilan edecekti. 

Beş yıl önce beklenmedik şekilde, ama geriye dönüp bakıldığında hayli sistemli bir strateji ve siyasal becerileri sayesinde başkanlığı kazanan Ekrem İmamoğlu bu durumda Tayyip Erdoğan’ın yıllar sonra ilk gerçek rakibi oluyordu. Seçimi kazandığı takdirde de karabasanı hâline gelecekti.

Kamuoyu yoklamalarındaki oranlardan bağımsız olarak İmamoğlu’nun ülkeyi yıllardır bölen ve boğan kutuplaşma kıskacını kırdığı kampanyasının mantığından, temalarından ve yansıyan görüntülerden anlaşılıyor. Aslında 2017’den beri yapılan tüm seçim ve referandumlarda hep iktidara karşı duran İstanbullu seçmenin bu sefer de muhalif siyasetteki parçalanmaya, CHP içindeki çakalların baltalama çabalarına rağmen başkanlarına sahip çıkması bekleniyor. Bu durumda da Türkiye’de ikinci bir iktidar merkezi fiili olarak şekillenmiş olacaktır. Ve muhtemelen önümüzdeki yıllarda da büyük baskılara maruz kalacaktır.

İmamoğlu’nun seçimi kaybetmesinin sonuçları küçümsenemeyecek kadar karanlık sayılabilir. Yeni ve bunaltıcı bir anayasa ülkenin başına sarılacak, Şebnem Gümüşçü’nün tabiriyle “sinsi İslamileşme” yoğunlaşacaktır. Niteliksizliğe paye verilmeye devam edilecek, rejimin otoriterlik dozu daha da yoğunlaşacaktır. Doymak bilmeyen bir açgözlülük zincirlerinden boşanacak ülkenin doğası talan edilirken, hakkaniyetli bir gelir dağılımı hayal bile edilemeyecektir. Zira kurumları çökmüş bir ülkede hemen hiçbir denge unsuru da kalmamış olacaktır.

Her şey bir yana yıllardır yediği tüm sillelere rağmen bıkmadan, usanmadan kendi iradesini kayda geçiren yüzde 48’lik kesimin kutuplaştırıcı söylem ve eylemlerin kırılması sayesinde diğer yüzde 52 ile ortak paydaların etrafında mücadele etme imkanı bulması mümkün olacaktır. Azımsanacak bir kazanım da değildir bu, laikliğin muhafazası, siyaset ortamının genişlemesi ve ülkenin tekrar 21. yüzyıla uygun şekilde yönetilmeye yönelmesi açısından.

Tüm bu nedenlerle yarın sandığa gitmemek, şikayetçi olunan rejime karşı sesini yükseltmemek, yakalanmış iktidar fırsatını kaçırmaya vesile olmak affedilemeyecek bir harekettir. Tükenmiş bir iktidarın tükendiğinin ilanı için ele geçen bu fırsat mutlaka kullanılmalıdır.

İşte o zaman 1 Nisan günü şakadan değil gerçekten yeni bir başlangıç olanağının müjdecisi olacaktır.

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

Spektrum

Spektrum

Her perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.

YAZARLAR

Soli Özel

Akademisyen. Kadir Has Üniversitesi Uluslararası İlişkiler bölümünde öğretim görevlisi.

Spektrum

Her perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.

İLGİLİ OKUMALAR

SpektrumSpektrum

HİKAYE

Kızıl Çin'in Beyaz Kitap'ı: Çin nasıl bir dünya düzeni istiyor?

Çin, Haziran 2026’da yayımladığı yeni “Beyaz Kitap”la küresel yönetişim vizyonunu daha açık biçimde ortaya koydu. Pekin, BM’nin güçlendirilmesini, Küresel Güney’in karar alma süreçlerinde daha fazla söz sahibi olmasını ve ticaret ile tedarik zincirlerinin önündeki engellerin azaltılmasını savunuyor. Bu yaklaşım, Çin’in ABD ile rekabetinde doğrudan bir hegemonya arayışından çok, ekonomik yükselişini sürdürebileceği daha çok kutuplu ve daha az korumacı bir düzen talebine işaret ediyor.

Birol Oğuz

·

07 Ağu 2026

Kızıl Çin'in Beyaz Kitap'ı: Çin nasıl bir dünya düzeni istiyor?
SpektrumSpektrum

HİKAYE

Görünmeyene ulaşmak için görünmez olanlar: Gazetecilikte kimlik gizleme yöntemi

BirGün muhabiri Ebru Çelik'in "figüran" haberi, gazetecilikte kimlik gizleyerek haber yapma yöntemini yeniden gündeme taşıdı. Peki bu yöntemin kökleri nereye uzanıyor, etik sınırı nerede başlıyor ve kamu yararı bu tartışmanın neresinde duruyor?

Merve Us Acıoğlu

·

04 Ağu 2026

Görünmeyene ulaşmak için görünmez olanlar: Gazetecilikte kimlik gizleme yöntemi
SpektrumSpektrum

HİKAYE

Çin’in Türkiye’deki yeni ağı: DÜNYA-MER'in yol haritası nasıl çiziliyor?

Çin’in siyasi partiler, düşünce kuruluşları ve yayıncılık faaliyetleri üzerinden Türkiye’de kurduğu ilişki ağı genişlerken, bu hattın yeni merkezlerinden biri DÜNYA-MER oldu. Merkezin Başkanı Prof. Dr. Semih Koray, Aposto’ya yaptığı açıklamalarda DÜNYA-MER’in Çin’in Küresel Medeniyet Girişimi’yle kesişen hedeflerini, güvenlik konferanslarını neden öne aldıklarını ve “yeni bir medeniyetin Asya’dan yükseldiği” tezini anlattı.

Emircan Yaman

·

04 Ağu 2026

Çin’in Türkiye’deki yeni ağı: DÜNYA-MER'in yol haritası nasıl çiziliyor?
SpektrumSpektrum

HİKAYE

JD Vance üzerinden İran-ABD savaşını okumak

ABD yönetimi geniş çaplı bir İran işgaline hazırlanıldığı iddialarını doğrulamıyor. Ancak Hürmüz Boğazı’ndaki geçişi güvenceye almak, stratejik adaları veya askerî altyapıyı hedef almak amacıyla sınırlı kara operasyonları ihtimali gündemde kalmayı sürdürüyor. Başkan Yardımcısı JD Vance ise rejim değişikliğine ve uzun süreli savaşa karşı çıkarken, gerektiğinde sınırlı askerî güç kullanılmasını ve diplomasinin açık tutulmasını savunuyor.

Faik Bulut

·

01 Ağu 2026

JD Vance üzerinden İran-ABD savaşını okumak
SpektrumSpektrum

HİKAYE

Yeni Parti'nin yol haritası: Kurucuları kurultay, örgütlenme ve seçim hazırlıklarını anlattı

Yeni Parti kurucularından Utku Çakırözer ve Burhanettin Bulut’un Aposto’ya verdiği bilgilere göre, ilk olağan kurultayın Ekim sonu ile Kasım başı arasında yapılması planlanıyor. Kurultayda yalnızca yönetim organları değil, parti programı ve tüzüğüne ilişkin son düzenlemeler de ele alınacak. Kurultayın ardından ise Yeni Parti odağını tamamen seçim hazırlıklarına çevirecek. Önümüzdeki üç aylık süreçte örgütlenme çalışmalarına ağırlık verilecek.

Melisa Gülbaş

·

30 Tem 2026

Yeni Parti'nin yol haritası: Kurucuları kurultay, örgütlenme ve seçim hazırlıklarını anlattı