Serbest Kürsü: Seçim sonrası dinamikler ve sevinme acemisi gençler

SpektrumHer perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.
Bu seçimlerle ilgili net olarak öne çıkan iki durum görüyorum. Birincisi seçimlerin AK Parti ve sayın Cumhurbaşkanı için bir güvenoyuna dönüşmesi.
Bu nedenle Cumhur İttifakı’ndan Cumhuriyet Halk Partisi ve muhalefetteki diğer partilere geçen belediyeler için kampanya süreci kolay geçti. Buralarda kampanyalar geleceğe yönelik pozitif mesajlarla sürdürüldü. Bu pozitif mesajlar, doğal olarak, ekonomik sıkıntılar, kayırmacılık, yeni zenginler ve parti bürokrasisinin şımarıklığı gibi nedenlerle AK Parti’ye ya da belediyelerine tepkili halkın negatif hisleriyle birbirini tamamladı.
Asıl sıkıntılı süreçler, CHP’den CHP’ye devrolan, eski belediye başkanlarının aday gösterilmediği belediyelerdi. Hatırlarsınız bu başkanların genelde CHP Kurultayı sürecinde eski genel başkan Kemal Kılıçdaroğlu’na destek vermesi nedeniyle adaylaştırılmadığı iddia edilmişti. Dolayısıyla seçimden ziyade parti içi gerginlikler buralarda süreçleri etkiledi.
Kampanyalar genelde yorulmuş, küskün ya da belediye hizmetlerinden ve başkanlardan çok da memnun olmayan bir seçmen kitlesine yönelik olarak yürütüldü.
Adayların büyük bir bölümü son dakika açıklandığı için yeteri kadar hazırlık zamanları kalmadı. Parti örgütleri adaylaştırma sürecindeki itiş-kakış yüzünden çok gergin ve psikolojik olarak yorgun şekilde kampanya sürecine başladı.
Bu belediye başkanlarından hâlihazırda görevde olan bazıları da aynı partiye mensup olmalarına rağmen yeni adayların seçim çalışmalarına destek vermedi. Hatta köstek olanlar oldu. Bazılarına gerçekten saygıdan ses çıkarılmadı.
Ancak asıl önemli olan aday gösterilmeyen bu başkanlardan bir kısmının, büyük oranda patronaj ilişkileri nedeniyle kendi seçim bölgelerindeki kemik oy potansiyeline sahip olmasıydı. Bu kitleyi kızdırmamak için dikkatli olunması gerekiyordu. Bu oy potansiyeli, bir adım sonrasında olası erken seçim için de değerliydi. Dolayısıyla tüm kampanyalar bu eski başkanları, alttan alta da olsa, eleştirmeden yapılmalıydı.
Yani aslında buralarda CHP adayları kampanya süreçlerinde AK Parti adaylarına göre dezavantajlıydı. CHP içindeki karışıklık yüzünden kendi parti dinamiklerine karşı da mücadele vermek, denge politikası yürütmek zorunda kaldılar.
Seçimlerde bu yeni adaylardan bazılarının partinin oyunu rekor düzeye çıkarması ve Türkiye genelindeki tsunami etkisi, bu bölgelerde artık farklı bir dinamik dayatacak. Belediye devir teslimleri sonrasında yeni kadroların yerleşmesi sürecine kadar da bu dinamik işleyecek.
CHP, CHP olmasaydı erken kurultay tartışmaları biterdi
Türkiye genelindeki zafer tablosu, CHP’de erken kurultay süreci tartışmalarını sonlandıracak gibi görünüyor. Özellikle Ankara ve İstanbul’daki fark, halk nezdinde henüz üzerinden bir yıl geçmemiş bir seçim yenilgisinin sorumlularıyla ilgili çok net bir resim çiziyor.
Dolayısıyla erken kurultay için delegelerden imza topladığı söylenen Kemal Kılıçdaroğlu ekibi eğer bundan sonra tepki görmeden sokağa çıkabilmek istiyorsa bu işleri bırakmalı.
Ortada sayın Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ı 3 kez seçimde yenmiş bir siyasetçi varken erken seçime partiyi kimin götüreceğini ve cumhurbaşkanı adayının kim olacağını da sanırım artık tartışmamıza gerek yok.
Ama CHP’nin iç dinamiklerini biraz bilenler, bunun kolay olmayacağını da bilir.
Sevinmeyi bilmeyen gençler
Seçimlerle ilgili dikkatimi çeken diğer mesele ise gençlerin tepkileriydi. Sevinmeyi bilmediklerini fark ettim. Gerçek anlamıyla...
Seçimi CHP oyunun fazla olduğu, ama CHP’nin kalesi olmayan İstanbul’un çeper ilçelerden birinde izledim. Sokaklarda tur atan, meydanlarda buluşan gençlerin çoğu 2019 İstanbul seçimlerinde oy kullanamayacak yaştaydı. Malum daha önce AK Parti dışında iktidar da görmediler. Farklı şekillerde ve farklı seviyelerde siyaset yapılan bir dönemi hatırlamıyorlar. Yani çoğu tarafından kazanmak ya da kaybetmek bir ölüm-kalım savaşı gibi görülüyor. Siyaset onlar için AK Parti’nin sıkıştırdığı yerde; sert, ideolojik zemini kaygan ve lümpen bir alanda tanımlı.
Dolayısıyla sevinçlerinin de üzüntülerinin de böyle şekillendiğine şahit oldum. AK Parti seçmeni gençlerin ailelerinden biri ölmüş gibiydi. CHP seçmeni gençler ise adeta “Kazanınca ne yapıyorduk?” diye birbirine soruyordu.
Örgütlü, yani partinin gençlik kollarından ya da “İlçe’den” olanlar ayrışıyordu ancak genel olarak gençlerin büyük bölümü fazla heyecandan ne yapacağını bilemiyordu.
Otomobillerden sarkan, anlamsızca bağırarak tur atanlar; yol kesip, otomobil müzik sistemlerinden küçük mahalle diskoları yapıp dans edenler; maçta gibi meşale yakanlar... Münferit değil, binlerce insan.
Ancak en fazla dikkatimi çeken CHP kutlama konvoylarından bir tanesinde tüm bagajı ses sistemiyle dolu bir “Doblo”nun bangır bangır eskiden beri MHP’lilerin sahiplendiği Mustafa Yıldızdoğan’ın “Ölürüm Türkiyem” şarkısını çalmasıydı.
İlk tepkim “Acaba provokasyon mu var? oldu. Ancak baktım ki tüm konvoyla birlikte sokaklarda kutlama yapan gençler de şarkıya eşlik ediyor ve ellerindeki altı ok ve Türk bayraklarını sallıyor.
"Genç arkadaşların kafası biraz karışık" diye düşündüm, sonra kendime kızdım. Bir ülkenin ismine yazılmış bir şiiri, bestelenmiş şarkıyı o ülkenin tüm insanlarının sahiplenmesinden daha doğal ne olabilir?
Özellikle de siyasete katılan, ülkenin geleceği için “küskün” değil, sadece oy vererek bile aktif rol alan gençlerinin.
Türkiye’de geleceğin lideri İmamoğlu
Politik motivasyonun bildiğimiz anlamda “kalıplaşmış” olmaması da beni ayrıca heyecanlandırdı.
Böyle süreçlerde önünüze gelen araştırmalardan bu eğilimleri görüyorsunuz aslında, ancak bilindik politik semboller üzerinden bile gençler arasında bir “ayrışma” olmaması umut verici.
CHP’nin “siyasette kent uzlaşısı” kavramını terör örgütü ile ilişkilendirip özellikle İstanbul’da Ekrem İmamoğlu’nu milliyetçi seçmenin gözünde itibarsızlaştırmaya çalışanları düşündüm.
İmamoğlu’nun Babala TV’de kendisine sorulan soruya “8 milyon insanı terörist mi ilan edeceksiniz?” cevabını hatırladım.
Sonra CHP konvoyundaki gençlerin “Irmağının akışına ölürüm Türkiyem” diye hep bir ağızdan bağırmasını izledim.
En azından İstanbul’da ve sanırım Türkiye’nin birçok yerinde bu tablonun mimarı İmamoğlu’dur.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
SpektrumHer perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.
NEREDE YAYIMLANDI?
Yerel seçimler geride kaldı ancak yankıları sürüyor. Sandığın söyledikleri, ilk değerlendirmeler ve son günlerden öne çıkanlar.
02 Nis 2024

YAZARLAR

Utku Başar
İstanbul Bilgi Üniversitesi’nde Uluslararası İlişkiler okudu. Aynı bölümde yüksek lisans yaparken Mehmet Ali Birand’ın teklifiyle gazeteciliğe başladı. 32. Gün belgeselleri ile birlikte CNN Türk Dış haber servisinde çalışırken CNN International ve farklı uluslararası yayın organizasyonları için prodüktörlük yaptı. 2004’te muhabir olarak girdiği 32. Gün’ den 2013’te genel yayın yönetmeni olarak ayrıldı. 2013-2015 arası CNN Türk’te kendi haftalık belgesel programını hazırlayıp sundu. Ulusal ve uluslararası şirketler için kıdemli pazarlama iletişimi danışmanı olarak çalıştı. Maya Vakfı’nın diplomasi ve operasyon direktörlüğünü, Deniz Temiz Derneği Turmepa’ nın genel müdür yardımcılığını yaptı. Aralarında 140 Journos, Reflekt, Habertürk gibi kurumların bulunduğu geleneksel ve dijital yayıncılar için strateji - içerik - yayın danışmanlığı ve yöneticilik yaptı. Aralarında Al Jazeera, Maclean’s, DW/+90 ve 12 Punto’nun da bulunduğu çeşitli ulusal ve uluslararası yayın kuruluşlarına serbest gazeteci olarak katkıda bulundu. Kampanya bazlı siyaset ve stratejik iletişim danışmanlığı yapıyor, uluslararası ve ulusal askeri tatbikatlarda StratCom ve medya SME olarak çalışıyor. resaid’in kurucularından.

Spektrum
Her perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.
İLGİLİ OKUMALAR
Bir tarafta çocuğunu kaybetmiş aileler, suç makinesine çevrilmiş çocuklar, çocukları bünyesine alan çeteler; diğer tarafta cezaların ağırlaştırılmasının çok daha fazla çocuğun suça karışmasına yol açacağını, sorunları çözmeyeceğini dile getiren uzmanlar. Tüm bu tartışmaların ortasında iktidar, çocuklara verilecek cezaların artırılmasını içeren bir yasa teklifini TBMM’ye sundu. Peki bunun sonuçları ne olabilir?

19 Mart sonrasında Türkiye’de kurulan yeni siyasal düzen, muhalefeti bütünüyle susturmayı hedeflemiyor. Onu ahlaki bakımdan iktidardan farksız, örgütsel olarak parçalanabilir, yerel aktörleri iktidarın saflarına çekilebilir ve seçim kazansa bile iktidara gelemeyecek bir yapı olarak yeniden tanımlamaya çalışıyor.
16 Tem 2026

Kamuoyunda yardım ve bağış kampanyalarıyla adından çokça söz ettiren Ahbap Derneği ve kurucusu Haluk Levent’in deprem bağışlarının kullanımı, şaibeli para transferleri ve usulsüz mali işlemleri hakkında soruşturma başlatılması şu soruyu gündeme getirdi: Türkiye’de dernek ve vakıfları kim denetliyor? Prof. Dr. Murat Batı’ya göre güçlü bir mali denetim yok, ne görev verilen mülki amirler ne de Vergi Denetim Kurulu bu kurumları denetleyebiliyor.

Komedyen Deniz Göktaş'ın Çorlu Karatepe Yüksek Güvenlikli Cezaevi'ne gönderilmesiyle yeniden gündeme gelen "kuyu tipi" cezaevlerine ilişkin İstanbul Barosu raporu, tutukluların maruz kaldığını belirttiği ağır tecrit koşulları ile havalandırma, sağlık hizmetleri ve temel haklara erişimde yaşanan sorunlara dikkat çekiyor.

Ankara'daki NATO zirvesinde İzlanda Başbakanı Kristrún Frostadóttir'in Külliye önündeki şaşkın bakışlarının görüntüleri, sosyal medyada hızla yayıldı. Kısa süre içinde Frostadóttir'in Instagram hesabına on binlerce Türk kullanıcı ulaştı. Öte yandan İzlanda'nın onu başbakan yapmasını sağlayan, bir anlık görüntü değil uzun yıllara yayılan bir güven inşasıydı.




