Sezonun Ardından Öne Çıkanlar! w/İngiliz Haftası

- Şampiyon Manchester City’i bu unvana taşıyan en büyük etken sence neydi? Sence bir ‘hanedanlık’ söz konusu mu?
Arhan Ata Pilavoğlu: Pep Guardiola’nın lig performansı. 38 hafta boyunca sağlıklı ve istediği şekilde kurulmuş bir Guardiola takımını mağlup edebilmek futboldaki en zor görevlerin başında geliyor.
Hanedanlık konusuna gelince… Son 11 sezonda alınabilecek potansiyel şampiyonlukların yarısından fazlasını almak bir hanedanlık işareti midir? Muhtemelen evet. Ancak son 11 yılda Manchester City’yi özel kılan esas noktanın kazandıkları altı şampiyonluktan ziyade, geri kalan beş şampiyonluğun dört farklı takım tarafından alındığını düşünüyorum. Bu durum, hem City’nin sürekliliğini işaret ederken hem de diğer kulüplerin onların seviyesine çıkmakta hayli zorlandığını da gösteriyor. Bu nedenle eğer ortada bir hanedanlık söz konusu ise bu City’nin son 11 sezonda altı kez mutlu sona ulaşmasından ziyade, geri kalan takımların onların yarısı kadar bile şampiyon olamamasından kaynaklanıyor olabilir.
- Şampiyonluk yarışında sezonun kırılma anı veya haftası sence hangisiydi?
Arhan Ata Pilavoğlu: Bir kırılma anı mı bilmiyorum ancak sezonun bu kadar heyecanlı bir şekilde son bulmasında City’nin Palace deplasmanında kaybettiği iki puanın önemli bir pay sahibi olduğunu düşünüyorum. Zira o döneme kadar hayli formda şekilde gelen Liverpool, muhtemelen Selhurst Park’tan çıkan sonuç sonrasında kanın kokusunu iyiden iyiye almaya başladı ve Londra’da başlayan tedirginlik havası West Ham ile Aston Villa maçlarına kadar yansıdı.
- Bu sezon beklentinin üzerine çıkmayı başaran takım veya takımlar hangileriydi?
Güner Çalış: Düşününce pek de böyle bir takım bulamadım gibi. O yüzden bu soruya daha ziyade sezon başında beklentimin düşük olduğu ama sezon sonunda beni yanıltmış olan takımlardan söz ederek cevap verebilirim. Wolves’un geçtiğimiz yıllardaki ivmesini koruyamayacağını ve Crystal Palace’ı çok zor bir sezonun beklediğini düşünüyordum. İkisi de sezonu sıradan orta sıra takımları olarak geçirdiler.

Görsel: Eurosport
- Sezon ortasında takım devralan Jesse Marsch, Eddie Howe, Antonio Conte, Frank Lampard ve Steven Gerrard gibi menajerlerden hangisi daha büyük bir işe imza attı?
Arhan Ata Pilavoğlu: Yukarıda ismi geçen hemen her teknik direktörün takımlarını pozitif yönde ivmelendirdiğini söyleyebiliriz. Gerrard’ın Rangers’taki sistemini ilk maçtan takıma empoze etmesi, Conte’nin derin blok savunmasında ustalaşarak geçişlerde keskinleşmesi, Howe’un Joelinton’dan bir orta sahaya yaratması, Lampard’ın çalkantılı Everton sezonunda denemeler yaparak en sonunda en pragmatik çözümle ayakta kalması ve Marsch’ın radikal Leeds yapısını biraz bozup biraz daha özgürleştirerek sonuçlar alması bu antrenörler hakkında aklıma ilk gelenler.
Ancak birini aralarından ayırmam gerekirse, karşısında dönem dönem ligin en formda takımı olmayı başarmış Arsenal’ı varlıklarıyla hataya zorlayıp Şampiyonlar Ligi yarışından saf dışı bırakmış Antonio Conte’yi söylemem gerekebilir.
- Sence yılın menajeri kimdi? Graham Potter’ın aday gösterilmemesini nasıl yorumluyorsun?
Güner Çalış: Brighton bu sezon iki ayrı dönemde galip gelememe serisi yaptı: sezonun ilk yarısında, ekimle kasım arasında iki ay ve yakın dönemde, mart ayı süresinde tek bir lig maçı kazanamadılar. Biraz daha açarsak, ilk yarıdaki seri on maç; ikinci yarıdaki ise yedi maç sürdü. Böyle bakarsak, Potter’ın aday gösterilmemesini son derece olağan görebiliriz. Ligi iyi bir noktada bitirdiklerine ve kendi tempolarında, kendi stillerinde iyi bir iş başardıklarına elbette katılırım. Ama sikluslar hâlinde ilerleyen bir takım oldukları ve bu sezonun da ‘dikkat çekici’ olmadığı söylenebilir. Örneğin Burnley’nin yedinci bitirip Avrupa’ya gittiği veya West Ham’ın Moyes’la bir anda ilk altı yarışına dahil olduğu sezonlar hakikaten ödül gerektiren dikkat çekiciliktelerdi.
Ben kolay bir cevap olarak, hele ki Şampiyonlar Ligi’ni de kazanmaları hâlinde, Jürgen Klopp diyebilirim. Aşağıdaki takımlardansa Thomas Frank’in adı geçiyor ama o denli büyük bir iş başardığına emin değilim.
- Sence bu yılın en çok gelişme kaydeden oyuncusu kimdi?
Güner Çalış: Aslında aklıma çok net bir isim gelmiyor. Bir de bu soruya verilecek cevap, sorudan ne anladığımızla da ilişkili olabilir. Benim kafamda canlanan iki farklı oyuncu tipi oluyor: birincisi, ligin büyüklerinden birinde oynamayıp gösterdiği performansla kendini o klasmana atan ve hatta milli takıma da çağrılmaya başlayan bir oyuncu. Geçtiğimiz yıllardan Grealish, Rice, Phillips; biraz daha eskilerden Vardy gibi. İkincisi ise beklenmedikliği ile öne çıkan, sürpriz faktörünün öne çıktığı bir oyuncu. O oyuncu bu sezon için Leicester’dan Dewsbury-Hall veya Villa’dan -benim de bayıldığım- Ramsey olabilir örneğin. Ama soruyu birinci oyuncu grubu üzerinden cevaplamak bence daha doğru.
Dediğim gibi, kesin olarak ‘şudur’ diyebileceğim bir isimde uzlaşamasam da Jarrod Bowen diyorum.
- Arsenal için olumlu izlerin bırakıldığı sezon mutlu sonla tamamlanmadı. Uzun vadede bunun ne gibi sonuçlar doğurmasını beklemeliyiz?
Arhan Ata Pilavoğlu: Orta vadede yıpratıcı Şampiyonlar Ligi sonuçları almamak, kadro yaşı genç ve tecrübesiz olan bu oyuncu grubunun iyiliğine bile gelmiş olabilir. Big 6 içerisinde – Liverpool ve Manchester City hariç – akıbeti en belirgin olan kulüp olmaları, onların bir sezon daha Şampiyonlar Ligi futbolundan uzak olmalarından bence daha değerli. Oralarda oldukları sürece yeniden Devler Ligi’ne dönmemeleri için hiçbir sebep yok.
- Ferguson sonrası dönemin en kötü Manchester United’ı bu sezonki miydi? Erik Ten Hag’ın ilk sezonundaki gerçekçi hedefi ne olmalı?
Güner Çalış: Evet. Lig sonu sıralamasından ziyade kulüp içindeki -her zamankinden de fazla olan- kaos ve olağanüstü otorite boşluğu sebebiyle en ‘manasız’ sezonun olduğunu söyleyebiliriz. Kulüp, sezon sonu ödül törenini dahi iptal etti.
İlk iki sıranın kesinlikle ulaşılamaz olduğunu biliyoruz. Conte’nin durumuna göre, Tottenham’ı da geri kalanın en güçlüsü olarak sayma durumumuz olabilir. Şu hâlde, belirsizlik içindeki Chelsea ve yönetimden alacağı transfer desteğiyle bu sezonun üstüne koyma ihtimali çok yüksek olan Arsenal’ı United’ın gelecek sezonki esas rakipleri olarak sayabiliriz. Ben ikisini de geçme ihtimalleri olduğunu düşünmüyorum. Gerçekçi lig sonu sıralaması beklentisi bence yine 5. veya 6. sıra olabilir.

Görsel: Sky Sports
Bununla beraber ‘hedef’i sıralamadan bağımsız bir şekilde değerlendirmek, United açısından bence daha doğru olabilir. Bu durum için Pochettino’nun Tottenham’daki ilk sezonunu örnek gösterebilirim. Yeni bir oyun sisteminin denendiği, altyapıdan pek çok genç oyuncunun takıma girdiği, yabancı tabirle kültürel resetin aldığı bir sezondu. Ten Hag’ın esas çözmesi gereken ve ilk sezon itibarıyla değerlendirmeye tutulacağı kısım bence burası: takımdan kimler gidecek, kimler kalacak, kalanlarla nasıl bir oyun inşası başlayacak? Antrenörleri biraz da politikacılar gibi görmemiz gerek diye düşünüyorum. İlk sezon sonunda belli bir vaadi gerçekleştirmekten ziyade bir değişimin başladığına ‘inandırması’ gerekecek Ten Hag’ın.
- Leicester’dan yeni bir sıçrama beklemeli miyiz?
Arhan Ata Pilavoğlu: Şampiyonlar Ligi potasını zorlayacak kadar büyük bir sıçrama beklemek artık kolay gözükmüyor. Zira Arsenal ve Tottenham’ın da oraları zorlayabilecek yapılanmaları en azından şu an için mevcut. Bu nedenle Leicester için doğru soru, “Leicester’dan bu sezonkine benzer bir düşüş beklemeli miyiz” olabilir. Tilkilerin son yıllarda güçlerini savunmadan aldığını ve bu sezon takımın en önemli stoperlerinin durmadan sakatlandığını düşününce, benzer çalkantıda ilerleyen bir sezon yaşayacaklarını düşünmüyorum. Fakat var olan oyuncu grubu ve hoca ilişkisi de miladını doldurmaya yakın olabilir.
- Bir dönem ligin en iyi savunması olan Chelsea’nin sezonunu nasıl değerlendirirsiniz?
Güner Çalış: Savaş sonrası yaşananlar elbette sezonu Chelsea için bambaşka bir noktaya getirdi. O aşamadan sonra sezonu değerlendirirken ölçütleri başka noktalara koymamız daha doğru olur: ilk ikiden tamamen kopmalarından ziyade bir biçimde Şampiyonlar Ligi biletini almayı başarmaları veya ayrılan oyuncuların fazlalığından ziyade Tuchel’in bu süreçte üstlendiği, bana göre beklenmedik de olan, liderlik rolü gibi.
Esasında tüm bu süreç ciddi anlamda Thomas Tuchel’e yaradı. Önceki iki kulübü Borussia Dortmund ve PSG’de kulüp içi siyasetten etkilenmişti. Chelsea eğer alışıldık Abramovich metoduyla devam edecek olsa burada da basitçe bir teknik personelden fazlası olmadan bir sonraki kulübüne geçebilirdi. Şimdiki yeni yönetimle ise Klopp veya Guardiola örneklerindeki gibi kulübü şekillendirecek bir role ve zamana sahip olabileceği söyleniyor.
Kısacası Chelsea de başkalaşacak ve yirmi yıldır alışık olduğumuz kulüp düzeninden başka bir şey ortaya çıkacak. Sahipleri tanımadığım için bu konuda şu an bir yorum yapmak istemiyorum ama eski yönetimden Granovskaia ve Buck’ın kulüpte kalışını son derece olumlu bir adım olarak görüyorum.
- David Moyes ve West Ham’ın bu ivmeyi koruyabilmesi için ne yapması gerek?
Güner Çalış: Transfer yapacaklar. Everton dönemine benzer şekilde, dört koldan çok çeşitli profillerin peşinden gidiyorlar: bonservis bedeli ödemeden alabilecekleri olgun yerli oyuncular, nispeten ucuza alabilecekleri deniz aşırı transferler, alt ligden gençler gibi. İşin enteresan yanı, Moyes’ın genellikle düşük bedelle yapılan transferlerde daha başarılı bir görüntü sergiliyor olması. Mesela Vlasic’in bu sezonki etkisizliği, bana yine Everton döneminden Bilyaletdinov transferini hatırlattı.
Bu yaz en az 3-4 nitelikli transfer yapıp kadroyu zenginleştirecekler gibi duruyor. Belki de gerekli olan sadece budur. Oyun stillerinde dramatik bir değişim olacağını sanmıyorum. Moyes tam da bu tür işlerde, takım planlamasında ve uzun vadede aynı rotada kalmada çok başarılı bir antrenördür. Ben gelecek yıl da yine Avrupa Ligi yarışı vereceklerini zannediyorum.
- Southampton ve Wolverhampton gibi sezon sonunda kendi seviyesinin altında kalan takımlar mevcut. Sizce bunun sebebi ne?
Arhan Ata Pilavoğlu: Southampton kadrosunun Premier Lig standartlarında yerinin 10-15 olduğunu düşünen kesimlerdenim. Bu nedenle o kadronun bu sezon aldığı derece beni çok fazla şaşırtmadı. Ek olarak Ralph Hasenhüttl’ın oyun yapısının getirdiği mental yoğunluk ve yorgunluk, her zaman bu gibi sonuçlar doğurmaya devam edecek. Avusturyalı hocanın takımını ne zaman izlesem, “Bu kadar iyi oynayan bir takım nasıl bu sıralarda oluyor” sorusu aklımdan geçiyor. Bence bu da fena bir başarı sayılmaz.
Wolves’a gelince… Açıkçası bu sezonun gol beklentisi açısından şanslı takımlarından sayılırlar. Kalelerinde görmeleri gereken gol beklentisinden çok daha az gol yediler. Bu nedenle bulundukları dereceden biraz daha aşağıda da olabilirlerdi. Fakat genel hatlarıyla takımın Big 6 sınavlarını ve maç maç taktiksel planlarını çok değerli buluyorum. Teknik direktörlük kariyerine analist olarak başlayan Bruno Lage’ın Premier Lig’de kalmaya devam ettiği sürece, Molineux’nün zorlu bir deplasman olarak kalacağına şüphe yok.

Görsel: Molineux News
- Leeds, Burnley ve Everton’ın yarışı ligin en dikkat çeken mücadelelerinden biriydi. Küme düşmesi için hangisini bekliyordun? Sürpriz oldu mu?
Güner Çalış: Dyche’ın kovulması sonrası Burnley’i, son haftaya girerken Leeds’i bekliyordum. Burnley’nin işi son haftaya kadar taşıyabilmiş olması benim için sürpriz oldu.
Kulübü çok büyük bir borç altına sokan ama havalı projelerin peşinden koşmayı da sürdüren yeni sahipleri ile Burnley’nin orta vadedeki geleceğini sahiden pek iyi görmüyorum. Parasızlıktan dolayı uzun yıllar yeni bir sahip bekleyip sonra o yeni -çoğu kez zengin- ama başarısız sahiple daha kötü günler geçiren çok kulüp oldu. Doug Ellis sonrası Amerikalı sahibi Lerner ile küme düşen Villa veya bu sezon hemen yanı başlarındaki yer alan Everton, bu açıdan iyi örnekler. Burnley, büyük ihtimalle birkaç sezon içinde yeni bir Huddersfield veya Norwich olmak istiyor; ama bunu başarabileceklerini sanmıyorum.
- Crystal Palace ilk 10 hedefini gerçekleştiremese bile ortalamada iyi bir sezonu geride bıraktı. Sizce onlar adına en iyi sezon muydu?
Güner Çalış: Crystal Palace, 2012-13 sezonunun sonunda Premier League’e yükseldi. O dönemden bu yana üst üste dokuzuncu sezonu da bir alt lige düşmeden tamamlamış oldular. Esasında bu başlı başına önemli bir başarı. Nihayetinde 2002-03’ten bu yana, yani Premier League’in son yirmi sezonuna bakıldığında, tekrar bir alt lige dönmeden en uzun süre varlığını sürdürebilen dört takımdan biri Crystal Palace. Premier League’e yükselen takımların yarıdan fazlası, ilk iki sezonun sonunda Championship’e geri dönüyor.
Palace, bu dokuz sezonun hiçbirini ilk 10 sırada tamamlayamadı. Ama daha da önemlisi, bu serüvenin ilk kısmında, 2013-2017 yılları arasındaki dört yıllık dönemde, hemen hemen her sezon ancak sezon ortasındaki hoca değişimi sayesinde ligde kalmayı başardı (tek istisna 2015-16’yı tamamlayan Pardew). Eski bir Palace oyuncusu olan Roy Hodgson, bir başka Londra kulübü olan Fulham’da seneler önce yaptığına benzer biçimde, Palace’a stabiliteyi getiren isim oldu. Hodgson’ın dört sezonluk döneminde, Palace bilindik küme düşme adaylarından biri olmaktan uzaklaştı ve kulübün ligdeki kalıcılığını pekiştirmesi, yatırımcı çekerek veya altyapıyı ve stadyumu geliştirerek kulübü büyütme planlarını adım adım gerçekleştiren yerel ikili Steve Parish ve Dougie Freedman’a da rahat bir nefes aldırdı.

Görsel: Sky Sports
Peki Patrick Vieira bu hikayenin neresinde kalıyor? Öncelikle pragmatik bir yol izlemesi gereken Palace, dokuz sezon boyunca küçük bir istisna dışında hep eski tip hocalarla çalışmıştı. Bir noktada kendilerini yenilemeyi de istediler elbet; ama dört maç süren acı Frank de Boer tecrübesi, öncelikle başka şartların oluşması gerektiğini ve kulübün devrimden ziyade evrime ihtiyacı olduğunu daha net göstermiş olmalı. İşte Vieira, özellikle de Hodgson döneminde oldukça yaşlanan kadroyu yenilemesi, daha modern bir takıma evirmesi ve bunu yaparken de küme düşme korkusunu yaşatmamış olmasıyla sessiz sedasız bir biçimde bana göre son derece başarılı bir sezonu geride bıraktı. O hâlde evet, en iyi sezon diyebiliriz.
Açıkçası sezon başında onların şu anda Burnley’nin başına gelenleri yaşayabileceğini düşünüyor ve Vieira’nın iddialı bir tercih olduğunu düşünüyordum. Ama yanılmış olduğuma memnunum; Palace’ı kendi olanaklarıyla aşama aşama gelişen bir kulüp olarak oldukça beğeniyorum.
- Bu sezon özelindeki hayal kırıklığınız ne oldu? Maç, futbolcu veya menajer seçebilirsiniz.
Arhan Ata Pilavoğlu: Açık ara Romelu Lukaku.
Güner Çalış: Bunun yerine takım seçsem? Manchester United ve Everton. Üstelik sezon başında ikisine dair de olumlu beklentilerim vardı.
Belki unutuluyor ama geçtiğimiz sezonu ikinci bitiren takımın üzerine ciddi eklemeler yapmış olarak sezona başlamıştı United. Açıkçası Chelsea’nin konumuna benzer şekilde tepeyi zorlayabileceklerini, doğrudan şampiyonluk yarışı vermeseler de ‘oralarda olacaklarını’ düşünüyordum. Ama diğer yandan, bir önceki menajer Mourinho’nun da gidişi böyle olmuştu: City’nin arkasında ikinci bitirilen sezon sonrası, sezon ortasında kovulma ve yeni baştan başlangıç. Zaten Glazerlar yönetimindeki United biraz böyle bir kulüp.
Diğer tarafa gelirsek, düşük bütçelerle çalışmaya alışkın Benitez’in tam da Everton’ın aradığı isim olabileceği şeklinde bir yanılgıya kapılmışım. Orada gerçekleşecek doku uyuşmazlığını tahayyül edememek ciddi bir öngörüsüzlükmüş gerçekten…
Not: Arhan Ata Pilavoğlu ve Güner Çalış'ın Premier League podcasti İngiliz Haftası'nın tüm bölümlerine buradan ulaşabilirsiniz.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
NEREDE YAYIMLANDI?
Güner Çalış ve Arhan Ata Pilavoğlu'yla geride kalan Premier League sezonunu konuştuk.
26 May 2022

YAZARLAR

Umut Öztürk
Premiercast.

This Is England
Premier League gündeminden öne çıkan gelişmeler ve eşsiz yorumlar mail kutunuzda.
İLGİLİ OKUMALAR



