Shakespeare'in müphem belleği

Vasat bir hayat hikayesine sahip olduğu, çok kitap okumadığı, dolaşımdaki eserlerden malzeme topladığı söylenen birinin hayal gücü ve edebi olmayan kimliği hakkında insanlık neden bu kadar çok düşündü?
Shakespeare'in müphem belleği

Gençliğin taze baharında doğru kavrayamadığım piyeslerindeki lirik cümlelerini seslendirmeye çalışırken kadim zamanlardan süzülüp gelen ruhu, titrek hayallerime eşlik ederdi. Havada asılı kalmış gibi ansızın biten tumturaklı cümlelerine bakakalırdım. Ne yaşadığı çağda ne de sonraki 500 yıl boyunca kimsenin tam olarak tanımadığı o yüce “hayaleti” tahayyül etmek eğlenceli bir oyundu doğrusu. Borges’in dediği gibi güzel bir dize insanı gerçekten de yüksek sesle okumaya davet ediyordu. 

Shakespeare seven, onu her yönüyle merak eden herkesin iyi bildiği gibi ebedi şöhretini sadece güzel söz söyleme sanatına borçlu değil elbet. Hakkında yazılan binlerce kitaba, eleştiriye, akademik incelemeye, değerlendirmeye, efsaneye rağmen hâlâ pek çok yönüyle “bilinmeyen” olarak kalabilen tek yazar olduğu söylenebilir. “Bin yılın yazarı” yakıştırmasının esas sebebi, hem kendisinin hem de yarattığı karakterlerin fazla “gerçek” olması. 

Eleştirmen Harold Bloom’a göre Shakespeare’in oyunları “insanın icat edilmesinin” birebir ifadesi. İçgörüsü böylesine güçlü karakterler yaratabilmek için arzu, ihtiras, kin, intikam, ıstırap, korku ve zaaflar gibi insanı şekillendiren duygu çeşitliliğini bütün çelişkileriyle yaratıcı oyunlara yansıtabilmesi insanı anlatmaktaki benzersiz maharetini gösteriyor. Ve elbette bilincimizi, benliğimizi kavramadaki yolu nasıl inşa ettiğini. 

Kaderin çatallanan yollarını değiştiren sürprizleri, dilinin tekinsiz kıvrımlarıyla şiirin doğasına davet eden anlatımı, benzersiz karakterlerinin trajik sonlarıyla aslında “gizemli” addedilen ruhunu olabildiğince çıplak bırakmış Shakespeare. İnsanlık hallerine, hayata, sanata, dünyaya böylesine açık ve cesur metinler yazabilen bir şairin, oyun yazarının kuytusuna sokulma çabasındaki paradoks ironik değil mi? 

Peki, ilginç olmayan vasat bir hayat hikayesine sahip olduğu, çok kitap okumadığı, dolaşımda olan eserlerden malzeme toplayıp o müthiş enerjisiyle tarihî oyunlara, komedilere, trajedilere, şiirlere, sonelere dönüştürebildiği söylenen birinin hayal gücü ve edebi olmayan kimliği hakkında insanlık neden bu kadar çok düşündü? 

  • Yüzlerce farklı cevabı olabilir. Benimki basit: Efsanelerle, tarihle, mitlerle beslediği hikayeleri, karakterleri hayatın olağan akışında gerçek kılabilme yeteneğinin özünü merak ettiler. 

Daha da sıradan olanı, oyunlarını iyi bir iş insanı becerisiyle oyuncularla beraber dönemin tiyatrolarında sahneleyebilmek. Biletleri halka satabilmek. Dramatik değerlendirmeler yaparken yeteneğinin bu boyutunu biraz küçümsüyorlar sanki. Tiyatronun sahibi, yöneticisi, oyun yazarı ve hatta kimi zaman oyuncusu olan Shakespeare, sadece Kraliçe 1. Elizabeth ve saraylılar için piyes yazmıyordu elbet. Edebiyat tarihçisi Eliot Engel anlatıyor:

“Shakespeare’in tiyatrosu Thames nehrinin güney kıyısında, Londra’nın oldukça berbat bir mahallesindeydi. Buranın gündelik ahalisi fahişeler, soyguncular ve katillerden oluşuyordu… Hayatını kazanabilmek amacıyla halk için de yazması gerekiyordu. Halk ise genellikle cahildi; bu yüzden mümkün olduğunca düşük düzeyde birilerine hitap edecek biçimde yazmalıydı. Araştırmacılar Shakespeare oyunlarını izleyen ahalinin yüzde 40’ının ancak günümüzdeki ortaokullara denk bir eğitim almış olabileceğini söylüyor. Yine de izleyici Shakespeare’i seviyordu ve piyesleri tıklım tıklım doluyordu. Yoksul ve cahil halk eğlence için adam başı bir peni ayırabiliyordu.” 

Bilinenlerin üzerinden yüzyıllar geçmiş olmasına ve hakkında yapılan yorumlar çoğalmasına rağmen belirsizlikler onu daha da “kutsal” kıldı. Mektupları, günlükleri, hatıratı, söyleşileri, notları, müsveddeleri bugüne kalabilseydi ve eğer biyografi yazarları bütün o belgeleri tarasalardı umdukları “tanrısal” kişiliğe ulaşamayacaklardı. Bir-iki sıkıcı bürokratik belge (doğum yeri, okulu, vaftiz olduğu, evlendiği, çocuklarının dünyaya geldiği tarihler) kendinden sekiz yaş büyük bir kadınla evlenmesi (Anne Hathaway), annesinin bir çiftçinin kızı olması, babasının tüccarlığı. İkiz çocuklarından erkek olan Hamnet’in 11 yaşındaki ölümü ve bazı tuhaf söylentiler. Bir de satın aldığı mal, mülk ve parayla ilgili açtığı davalara dair kağıt parçaları. 

  • Shakespeare uzmanları hayatının ilk 30 yılını hakkındaki “mitlerle” doldurmaya çalışsa da geriye kalan büyük boşluğu anlamlı kılan, oyunlarından ve şiirlerinden asırlardır süzülen gerçeklik hissi. 

O hissi içselleştirmek için oyunlarını okuyabilir, duyguları vantrilok misali uyandıran muhteşem replikleriyle oyuncuların coşkusuna eşlik edebilir, oyunlarından uyarlanan filmleri izleyebilir ya da biyografilerinden birkaçını okuyabilirsiniz. 

“Shakespeare’den iki yüz yıl önce yazılmış olmasına karşın hiç kimse ‘Canterbury Hikayeleri’nin yazarı o mudur değil midir diye sorgulamıyor. Hayır, mesele başka: Shakespeare’in ölümsüz piyeslerinin yazarı olmayacağını iddia edenlerin yaklaşımları fena halde züppelik” diyen Elliot Engel’e katılıyorum. 

Hayatı hakkında bilinmeyenlerin bolluğuyla nedeniyle güvenilmeyen malzemelerle uğraşmak yerine (Onların toplandığı bir kitap da var; Shakespeare Mythos - E. K. Chambers) dili ve şiirsel yeteneği, eserlerinin tarihsel çerçevesi, oyunlarının temaları, karakterleri, tiratları ele alan bir kitap okumak başlangıç için isabetli bir tercih olabilir. 

Yetişkinler İçin Shakespeare’in (Shakespeare Hakkında Bilmeniz Gereken Her Şey) iddiası uzmanlık değil. Yazarları Elizabeth Foley ve Beth Coates keşfettikleri ilginç olgu ve hikayeleri paylaşma arzusuna kapılmış okurlar olduğunu söylüyorlar. Bu yaklaşımı da önemsiyorum. Yazının başından beri anlattığım kaotik gerçeklik, onun duygu dünyasıyla, edebi dehasıyla tanışmak isteyen okuru kolayca vazgeçirecek kadar meşakkatli. O yolun neden yorucu olabileceğini başında açıklıyorlar; 

“Ozanımızla ilgili kötü bir başlangıç yapmışsanız bu sizin onunla yetişkinlikteki buluşmalarınızı da etkileyebilir. Kış Masalı’nı izlerken uyukluyor musunuz? Romeo ve Juliet’teki parmak ısırtacak olaylar kafanızı mı karıştırıyor? Kral Lear ve Othello’nun ünlü tiratlarındaki laflar içinde kaybolup duruyor musunuz? Merak etmeyin bu konuda yalnız değilsiniz. Günümüzde okula giden her çocuk İngilizce derslerinde bir şekilde Shakespeare’in yapıtlarıyla mutlaka karşılaşıyorsa da Birleşik Krallık’taki yetişkinlerin çoğu bir ya da iki oyunundan fazlasını görmemiştir. Üstelik yakınlarda yapılan bir araştırma sonucunda 18-34 yaş arasındaki İngilizlerin yüzde beşinin Shakespeare’in en ünlü oyununun ‘Sindrella’ olduğunu zannettiği, aynı grubun yüzde ikisinin ise ünlü ozanın kurgusal bir karakter olduğuna inandığı ortaya çıktı.” 

1616 yılındaki ölümünden itibaren İngiliz edebiyatı tarihindeki en büyük yazar olarak kabul edilen Shakespeare’in eserlerinin Birleşik Krallık’taki tanınırlık seviyesi buysa dünyadakini tahmin etmek zor değil. Oysa garip bir şekilde herkes tarafından çok iyi bilindiği varsayılır. Eski ya da Orta dönem İngilizcesinin değil de Modern İngilizcenin ilk büyük yazarı olması da şaşırtıcı. 

Yaşadığı dönemin toplumsal dinamiklerini, oyunları aslında onun yazmadığını söyleyenlerin iddialarını ve karşıt görüşlerini, çehresini değiştirdiği İngiliz tiyatrosunun geleneklerini, çağdaş yansımalarını, icat ettiği kelimeleri ve deyimleri, espri anlayışını, komedyaların, tarihî oyunların, tragedyaların işleyişini içeren metinlerin kolayca okunup anlaşabildiği bir kitap hevesli okurun/seyircinin bakışını da esnetecektir. Piyeslerin olay örgüsünün veya temalarının anlaşılır anlatımı, Hamlet’in gizli hayaleti olduğu söylenen büyük bir ozanın edebi dünyasını kavramak için yeterli olmayabilir ama mutlaka işlevsel bir yol haritası çizer. 

Belki okuduğunuz bilgece sözlerini kendinize fısıldar ya da Hamlet’i kendi dilinden ilk okuduğumda hissettiğim gibi onun bir parçası olduğunuzu düşünürsünüz. O artık sadece bir oyun karakteri değil bizle birlikte her daim yaşayan bir insandır. Tıpkı yazarı gibi tam anlaşılmamış olduğu için gerçekliğine içtenlikle inandığımız biridir belki. O vakit Menon’un söylediği gibi “Hepimiz Hamlet’iz; onun gibi her şeyi erteleyerek, yüzümüzü maskeleyerek yaşıyoruz” dersiniz. 

Eleştirmenlerden bazıları, kendine hiç benzemeyen yüzlerce karakter yaratan Shakespeare’in, Hamlet’i konuştururken ona kendi yüreğindekileri söylettiğine, yaşamını en iyi yansıtan karakter olduğuna inanıyor. İlk defa 1602’de sahnelenen Hamlet karakteri, söylendiği gibi ilk modern insansa Shakespeare aslında kimdi? Ya da Shakespeare sahiden nasıl Shakespeare oldu? 

1709’da hayatını anlamak isteyen, oyunlarının ilk baskısını hazırlayan Nicholas Rowe’dan bu yana Shakespeare’in hayatı ve eserleri hakkında binlerce kitap yayımlandı ancak hâlâ hiçbiri onun ölümsüz mısraları ve oyunları kadar etkili değil. Beş asır sonra insanların kaynağını tam bilmedikleri  şu replikleri gündelik hayatta şakalaşmak için kullandıklarını bilseydi epey şaşırırdı herhalde. Bu da hakiki sanatın acı ironisidir belki. 

“Var olmak ya da olmamak; bütün mesele bu; 
Zihnimizin katlanması mı soylu olur; 

Acımasız kaderin taşlarına, oklarına, 

Yoksa silahlanması mı, karşısındaki belâ denizlerinin 

Bitmesi için direnmesi mi? Ölmek uyumak, 

Dahası yok; uyuyarak bitirebiliriz

Yürek acılarını ve binlerce sarsıntıyı..” (Hamlet, Üçüncü Perde, Birinci Sahne) 

Borges hatırlatıyordu: 

“Rastlantılar veya yazgı Shakespeare’in karşısına her insanın bildiği türden önemsiz, korkunç şeyler çıkarmış. O bunları öykülere, o düşleri kuran renksiz adamdan çok daha canlı, birçok kuşağın dillerinden düşürmeyecekleri mısralara, sözlü müziğe dönüştürmeyi başarmış.”

O muhteşem sözlü müziğin ebedi yankısını duymak isteyenler için Shakespeare’in hayatının belgelerinden daha kıymetli olan eserlerinden süzülüp yaşamaya devam eden kelimelerin anlam dünyasıdır. Gerisi hayal gücünün karanlık kuyusunda biriken uğultular.

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

İLGİLİ BAŞLIKLAR

NEREDE YAYIMLANDI?

Aposto GünsonuAposto Günsonu

BÜLTEN SAYISI

PREMIUM'A ÖZEL

📬 TFF seçimleri, Shakespeare’in müphem belleği

TFF seçimlerinde Büyükekşi'nin kaybetmesini, "Erdoğan'ın adayı kaybetti" şeklinde yorumlamak doğru mu? Shakespeare’in hâlâ pek çok yönüyle “bilinmeyen” kalabilmesinin sırrı nedir?

19 Tem 2024

AA

YAZARLAR

Esra Yalazan

1965'de Ankara'da doğan Yalazan, 1989'dan beri haftalık, aylık dergilerde, gazete ve eklerinde, süreli yayınlarda muhabir, editör, yayın yönetmeni, yayın danışmanı olarak çalıştı. 2008’den itibaren periyodik yayınlarda edebiyat üzerine değerlendirmeler yazıyor. "Yasemin Mürekkebiyle" ve "Kelimeler ve Kader" adlı iki kitabı var.

Aposto Kitap

Kitap incelemeleri, edebiyat haberleri, editörden okuma önerileri.

İLGİLİ OKUMALAR