Sinan Ateş duruşmalarından geriye kalanlar: 'FETÖ yaptı', 'Alacak meselesiydi' ve diğer iddialar

SpektrumHer perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.
AKP ile MHP arasında gerilime yol açan, siyasetin gündemini belirleyen eski Ülkü Ocakları Başkanı Sinan Ateş’in Ankara’da öldürülmesine ilişkin davanın duruşmaları hem soru işaretleri yarattı hem de birçok gerçeğin açığa çıkmasını sağladı. Sanıkların duruşmalardaki anlatımları, 2013’te Hasan Ferit Gedik’in vurulması dahil, birçok silahlı saldırının bu isimlerce düzenlendiğini ortaya koydu.
Buna karşılık, suçun azmettiricisi olduğunu söyleyen sanıklardan Doğukan Çep, Ateş’i, alacak meselesi nedeniyle bacağından vurdurtmak istediğini, öldürülmesi talimatı vermediğini öne sürdü. Ülkü Ocakları’na yakın isimler ise davanın FETÖ kumpası olduğu iddiasında bulundu.
- Duruşmalarda, iddianamenin kapsamı nedeniyle siyasi bağlantı iddiaları tartışılamadı.
Ankara Sincan Cezaevi Kampüsü’nde görülmesine Pazartesi günü başlanan davanın ilk duruşması öncesi tansiyon yüksekti. Ancak MHP lideri Bahçeli’nin, MHP adına davayı sadece avukatların takip edeceğini açıklaması, salon dışındaki tansiyonun düşmesini sağladı.
Buna rağmen üst düzey güvenlik önlemleri vardı. Sinan Ateş’in eşi Ayşe Ateş duruşmaya çelik yelek ve beş ayrı korumayla geldi. Ateş’in duruşmada CHP lideri Özgür Özel ve eski Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu ile yan yana oturması da günün en ilgi çekici görüntülerinden birini oluşturdu. İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu ile eski Ülkü Ocakları Genel Başkanları Atila Kaya, Suat Başaran, Hakan Ünser ve Alişan Satılmış da yan yana oturarak duruşmayı izledi. Bu görüntü, sosyal medyada Ülkü Ocakları mensuplarının tepkisine yol açtı.
Aralarında tetikçi Eray Özyağcı, azmettirici olduğunu söyleyen Doğukan Çep ile eski Ülkü Ocakları yöneticisi Tolgahan Demirbaş'ın da bulunduğu tutuklu 22 sanıktan 8'i ilk gün savunma yaptı.
Duruşmanın hemen başında MHP avukatları, davaya katılma talebinde bulundu ancak suçtan zarar görmedikleri gerekçesiyle heyet talebi reddetti. Bu karar salonda alkışlarla karşılandı.
Doğukan Çep gerginliği
Duruşmaya damga vuran isim, sanıklardan Doğukan Çep’ti. Salona getirildiğinde "Bay Kemal nerede" diye bağırınca önce salondan çıkartılan sonra geri getirilen Çep, duruşmaya ara verildiğinde gazeteci İsmail Saymaz’a sataştı; Ateş’in yakınlarıyla diyaloğa girmeye çalıştı.
'Bu isimleri vurdum'
Duruşmada, sanıkların Ülkü Ocakları ve MHP’yi olayın dışında tutmaya özen gösteren savunmalar yapmaları dikkati çekti. En çarpıcı ifade de yine Doğukan Çep’e aitti. Çep, sözlerine, vurduğu insanları anlatarak, şöyle başladı:
"2013 yılına dönmem lazım. 2013 yılında İstanbul Gülsuyu’nde Gezi olaylarında kırmızı fularlı kız Ayşe Deniz Karacagil, Sinan Sağırlı, Cebrail Günebakan’ı vurduk. Bunlar MLKP terör örgütü üyesi. En son ESP’nin (Ezilenlerin Sosyalist Partisi) derneğine giriyoruz 10 kişiyi vuruyoruz. O zaman ESP’nin başında Figen Yüksekdağ var, eş başkanı da Selahattin Demirtaş. Gazi mahallesinden, oradan buradan DHKP-C’liler geldiler mahalleye yürüyorlar. Hasan Ferit Gedik ölüyor. Gedik, sosyalist bir gençmiş; uyuşturucuya karşı yürüyormuş. Biz yakalandık, yargılanmaya başladık. Google'a Hasan Ferit Gedik yazın, Allah için tabutun üstüne bakın: DHKP-C bayrakları. Biz bunları vurmuşuz."
'Vurun dedim, öldürün demedim'
Çep, Sinan Ateş’in vurulması konusunda şu yorumları yaptı:
“Çıktım cezaevinden. İki sene sonra ceza aldım. Tahliye oldum. Aranıyordum. Aziz Mahmut Hüdai Camisi’nde namaz kılıyor, zikre katılıyordum. Bir gün sabah namazı çıkışında Sinan Ateş geldi. Yan yana namaz kıldık, zikir yaptık. Ben de DHKP/C’li vurmuşum, yardım istedim. 2013’te Hasan Ferit Gedik’ten ceza almışım. ‘Bana yardım edebilir misin’ dedim. ‘Elimden geleni yaparım’ dedi. Telefon numaramı verdim. Ayrıldık. 20 gün sonra aradım. ‘Sen bizim hayallerimizi gerçekleştirdin kardeşim, elimden geleni yapacağım’ dedi.”
Çep, Ateş’e, iki yıl içerisinde bu dava için üç kez 200’er bin lira ödeme yaptığını iddia etti. Ancak sonrasında telefonlarına çıkmayınca Sinan Ateş’i bacağından vurmaya karar verdiğini söyledi:
"Ben bunu dedim ayaklarından vuracağım, Ankara’ya gidiyorum’ dedim. Eray da yanımda. ‘Abi' dedi 'ben gider vururum… Ben öldürmeye gönderseydim, öldürmeye gönderdim derdim. Ölmesini de istemezdim, nasıl öldüğünü de bilmiyorum. Delikanlı gibi öldürdüm derdim. Suikast yapmaya gelen insan silahı böyle tutmaz. Nasıl öldü bilmiyorum, şoke oldum. Dünyam başıma yıkıldı, bütün film bitti. Dört gün sonra yakalandım… Halk TV, Sözcü gazetesi suikast dedi. Biz daha dosyaya vakıf değilken, gizlilik kararı olan dosyadaki bilirkişi raporlarını Asuman (T24 muhabiri) diye bir kadın yayımlıyor. Anlamış değiliz. Halk TV, Sözcü daha hiçbir şehit ailesinin haberini yapmış değil. Ayağından vurduruyorum, yere düşüyor ama karnında kurşun var. Eray'ın yere düştüğünde karnından vurması mümkün değil. Karakolda mermiler farklı yazdılar. O açı Selman'ın (Sinan Ateş öldüğünde yanında olan ve omuzundan vurulan akrabası Selman Bozkurt) açısı. Bence Selman'ın mermisiyle karnından vuruldu, Eray'a yazıldı. Bastığımız mermiyi biliyoruz, aptal değiliz."
Tetikçi sanık Eray Özyağcı da, “Doğukan Abi’yi aradım, ben ayaklarından vurdum ama ‘Reisi vurduk’ diye arkadan ses geldiğini söyledim. 'Bu işin içinde iş olmasın' dedim” savunması yaptı.
FETÖ operasyonu
Çep’in bu iddialarına karşılık, tutuklu sanık eski Ülkü Ocakları yöneticisi sanık Tolgahan Demirbaş, operasyonun FETÖ tarafından yapıldığını iddia etti. Ateş’in adres bilgilerini emniyet mensuplarından öğrenme çabasını, Ateş'in evinin önüne pankart astırmak niyetiyle açıkladı:
"Yaşanan üzücü olaylar nedeniyle maktule karşı camiada bir tepki oluşmuştu. Maktulün evinin önüne pankart asılacaktı. Herkes bu konuda bir çaba sarf etmiştir, ben de ettim. Cep telefonumdan çıkan bilgilerin maktule ait olduğu iddia ediliyor. Ben o bilgilerin maktule ait olduğunu bilmiyorum, kimseye atmadım. Maktule ait uçuş bilgilerini kimseye atmadım. Bizim ülkemiz kabile devleti değildir. Ricayla emniyet müdürünü de arasan kimse kimsenin güncel konum bilgisini veremez. Ben bunu bir polis çocuğu olarak biliyorum. Telefondan çıkan, art niyetli olduğuna inandığım bilirkişi raporunda, olaylar 8 ay öncesine ait olduğundan, bu olayla ilgisi olmadığı su götürmez gerçektir."
İki ana hat
Sanıkların çizdiği iki ana hat bu iki ifadeye paraleldi. Sonraki günlerde tetikçiyi Ankara’ya taşıyan iki polis dinlendi. Her ikisi de işkence gördüklerini, tetikçinin Sinan Ateş olayı ile bağlantısını bilmediklerini söyledi. Ülkü Ocakları’na ait çakarlı araçla tetikçinin kaçırılması konusunda ifade veren sanıklar, aracı kendilerinin kullandığını, tetikçiyle ilgili bilgi sahibi olmadıklarını öne sürdü.
İddianamedeki eksiklikler duruşmaya yansıdı. Ayşe Ateş’in ifadesinin yer almadığı, Ülkü Ocakları’na ulaştığı iddia edilen görüşme trafiğini gösteren bilirkişi raporuna yer verilmeyen iddianameyi gerekçe gösteren mahkeme, eski MHP Vekili Olcay Kılavuz’un olaydaki rolünü, MHP yöneticileri ile kimi sanıklar arasındaki bağlantıyı sorgulamadı.
Sanıkların performansı Sinan Ateş’i yanındaki kişilerin öldürdüğü ya da FETÖ kumpasının söz konusu olduğu yönündeydi. Duruşmalar da Ayşe Ateş ve yakınları ifade verene, diğer iddialar açıkça konuşulana kadar bu yönde sürecek gibi görünüyor. Davanın ve paralel devam devam eden soruşturmaların yeni siyasi gerilimler yaratmaya aday olduklarını söylemeye gerek yok.
Sinan Ateş davası, her yönüyle şimdiden siyasi tarihe geçtiğini ve daha da geniş yer alabileceğini ortaya koydu.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
SpektrumHer perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.
YAZARLAR

Gökçer Tahincioğlu
Gazeteci ve yazar. 1997-2018 yılları arasında Milliyet Gazetesi’nde muhabir, haber müdürü ve köşe yazarı olarak çalışan Tahincioğlu, 2019’dan beri T24 internet sitesinde Ankara Temsilcisi ve yazarlık görevlerini üstleniyor.

Spektrum
Her perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.
İLGİLİ OKUMALAR
Bir tarafta çocuğunu kaybetmiş aileler, suç makinesine çevrilmiş çocuklar, çocukları bünyesine alan çeteler; diğer tarafta cezaların ağırlaştırılmasının çok daha fazla çocuğun suça karışmasına yol açacağını, sorunları çözmeyeceğini dile getiren uzmanlar. Tüm bu tartışmaların ortasında iktidar, çocuklara verilecek cezaların artırılmasını içeren bir yasa teklifini TBMM’ye sundu. Peki bunun sonuçları ne olabilir?

19 Mart sonrasında Türkiye’de kurulan yeni siyasal düzen, muhalefeti bütünüyle susturmayı hedeflemiyor. Onu ahlaki bakımdan iktidardan farksız, örgütsel olarak parçalanabilir, yerel aktörleri iktidarın saflarına çekilebilir ve seçim kazansa bile iktidara gelemeyecek bir yapı olarak yeniden tanımlamaya çalışıyor.
16 Tem 2026

Kamuoyunda yardım ve bağış kampanyalarıyla adından çokça söz ettiren Ahbap Derneği ve kurucusu Haluk Levent’in deprem bağışlarının kullanımı, şaibeli para transferleri ve usulsüz mali işlemleri hakkında soruşturma başlatılması şu soruyu gündeme getirdi: Türkiye’de dernek ve vakıfları kim denetliyor? Prof. Dr. Murat Batı’ya göre güçlü bir mali denetim yok, ne görev verilen mülki amirler ne de Vergi Denetim Kurulu bu kurumları denetleyebiliyor.

Komedyen Deniz Göktaş'ın Çorlu Karatepe Yüksek Güvenlikli Cezaevi'ne gönderilmesiyle yeniden gündeme gelen "kuyu tipi" cezaevlerine ilişkin İstanbul Barosu raporu, tutukluların maruz kaldığını belirttiği ağır tecrit koşulları ile havalandırma, sağlık hizmetleri ve temel haklara erişimde yaşanan sorunlara dikkat çekiyor.

Ankara'daki NATO zirvesinde İzlanda Başbakanı Kristrún Frostadóttir'in Külliye önündeki şaşkın bakışlarının görüntüleri, sosyal medyada hızla yayıldı. Kısa süre içinde Frostadóttir'in Instagram hesabına on binlerce Türk kullanıcı ulaştı. Öte yandan İzlanda'nın onu başbakan yapmasını sağlayan, bir anlık görüntü değil uzun yıllara yayılan bir güven inşasıydı.




