Sınırlı harekatlar, beklenmedik sonuçlar: İsrail'in 1982'deki Lübnan işgali bize ne anlatıyor?

İsrail ordusunun Lübnan'ın güneyinde "sınırlı, lokal ve hedefli" kara saldırılarına başlandığını duyurması, bundan 42 sene önce “sınırlı” olacağı ilan edilen Lübnan işgalini hatırlattı. 1982 işgalinin kısa hikayesi ve beklenmedik sonuçları...
Sınırlı harekatlar, beklenmedik sonuçlar: İsrail'in 1982'deki Lübnan işgali bize ne anlatıyor?

Spektrum

Spektrum

Her perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.

6 Haziran 1982’de İsrail ordusu Lübnan’ı 1978’den sonra ikinci kez işgale girişti. Londra Büyükelçisi Şlomo Argov’un Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ) dışındaki, Irak’ta yerleşik Abu Nidal’in örgütü tarafından bir suikast teşebbüsüyle ağır yaralanmasını bahane eden dönemin Başbakanı Menahem Begin hükümeti “Operation Peace for Galilee” (Celile’ye Barış) operasyonunu başlattı. FKÖ ile alakası olmayan bir örgütün cürmünü 1981’de İsrail ile FKÖ arasında yapılmış ateşkes anlaşmasının ihlali olarak gördüğünü söyleyerek de işgali meşrulaştırmaya çalıştı. 

  • FKÖ ateşkesi ihlal etmemişti ve sonradan ortaya çıktığı üzere dönemin ABD Dışişleri Bakanı Alexander Haig, olaydan önce İsrail Savunma Bakanı Ariel Şaron ile bir buluşmasında gerekçe çıktığı taktirde olası bir operasyona en hafifinden sarı ışık yakmıştı. 

Şaron ve dönemin Genelkurmay Başkanı Raful Eytan’ın birlikte hazırladıkları harekat planı Şaron tarafından kabineye “sınırlı” ve 40 kilometrelik güvenlik alanı yaratmayı hedefleyen bir harekat diye sunulmuştu. Halbuki nihai hedef Beyrut’tu. Harekatın planlanması 1981’in ortalarında yani o yılın yaz ayında çıkan çatışmalardan ve Amerikan özel temsilcisi Philip Habib’in FKÖ ile yapılan ateşkes anlaşmasında kotardıklarından çok önce başlamıştı. 

Şaron daha önceki Begin hükümetinde Tarım Bakanı olarak görev yapıp, o güne dek bir hayli ölçülü giden Batı Şeria’daki yerleşim inşaatlarını hızlandıran yayılmacı bir siyasetçiydi. İsrail’in Mısır ile yaptığı barış antlaşmasının ardından yeni bir devletlerarası savaş ihtimali sıfıra indiğinden Filistinliler ve Lübnan konularında elinin çok rahatladığını düşünerek bu savaşla yeni bir düzen oluşturmayı hedefliyordu. Şaron’un dört temel hedefi vardı: 

  • Yaz aylarında yapılması gereken Lübnan Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde İsrail’e sıcak bakan bir Maruni lideri seçtirmek bunların ilkiydi. Bunun için en güçlü aday Falanjistlerin silahlı kanadı “Lübnan güçlerinin” komutanı ve İsrail ile dirsek temasında olan, Lübnan iç savaşının eli en kanlı liderlerinden Beşir Cemayel idi. 
  • İkinci hedef Lübnan’daki Suriye birliklerinin ülkeden çıkmasını sağlamaktı. 
  • Üçüncü ve temel hedef, FKÖ’nün Lübnan’daki askerî varlığını, siyasal ve kültürel altyapısını yok etmek ve bu şekilde örgütün kolunu kanadını da kırarak işgal altındaki topraklarda yaşayan Filistinlilerin korumasız bırakılmasını sağlamaktı. 
  • Lübnan’da devlet içinde devlet konumunda olan ve giderek güneydeki Şii nüfusu da daha fazla rahatsız eden FKÖ’den kurtulduktan sonra dördüncü hedef olarak da İsrail ile Lübnan arasında bir barış antlaşması imzalamak belirlenmişti.

Sonuçta bu hedeflerden yalnızca biri gerçekleşebildi. FKÖ, Beyrut’ta yoğun bombardıman altında iki ay kadar direndikten sonra, ABD’nin kotardığı bir anlaşma sonucu Filistinli savaşçılar, Ağustos ve Eylül aylarında Lübnan’ı terk etmek zorunda kaldılar. Yapılan anlaşmaya aykırı şekilde İsrail onların ardından Batı Beyrut’a girdi. İstendiği şekilde ve ABD’nin de desteğiyle Cemayel cumhurbaşkanı seçildi. Ancak görevi devralmadan, partisinin genel merkezinde yapılan bir toplantı sırasında, binayı yerle bir eden bir bomba patlaması sonucunda öldü. 

Suikastı muhtemelen Suriye örgütlemişti. İki gün sonra İsrail’in kuşatması altında olan Sabra ve Şatila, Filistin mülteci kamplarına giren Lübnan Güçleri, komutanlarının intikamını üç gün boyunca öldürdükleri sivillerden aldılar. Dokuz ay sonra, 17 Mayıs’ta İsrail’in çok istediği ilişkilerin normalleşmesi anlaşması imzalandı. Ancak üzerine yazıldığı kağıt kadar değer taşımayan bu anlaşma çok kısa sürede kadük oldu. 

  • Bu durumda İsrail, hedeflediklerinden sadece birisini, FKÖ’nün Lübnan’dan çıkmasını gerçekleştirebildi. 

İsrail ordusu Lübnan’a girdiğinde, FKÖ’den yaka silken ve örgütün varlığından kurtulmak isteyen güney Lübnan Şiilerinin de tasvibiyle karşılandı. Ne var ki, oradaki işgal süresi uzadıkça daha sonraları en büyük ve etkili hasmı hâline gelecek Hizbullah’ın kuruluşunun ve serpilmesinin de önünü açmış oldu. 

1982’den itibaren Hizbullah, İran’ın da desteğiyle kısa sürede müthiş terör eylemleri düzenleyebilen bir güç hâline geldi. Barış gücü olarak Lübnan’a gelen Fransız ve Amerikan birliklerine yönelik çok kanlı terör saldırılarının yanı sıra pek çok suikasta, rehin alma eylemine karıştı. Giderek elindeki silahlı gücün de etkisiyle tarihsel olarak Lübnan’ın en ezilmiş cemaatini oluşturan Şiilerin ülke güç dengesindeki ve siyasetindeki etkileri arttı. 

  • Lübnan iç savaşı nihayet sona erdiğinde Hizbullah, tüm silahlı güçler içinde işgalci İsrail’e karşı direnişin başını çektiği gerekçesiyle, ama aslen gücü ve arkasındaki Suriye-İran desteği nedeniyle silahlarını bırakmayan yegane örgüt oldu. 

Nasrallah efsanesi ve gücün sarhoşluğu

Hizbullah kurulduğunda 22 yaşında olan Hasan Nasrallah, 1992’de hayli genç bir yaşta, İsrail’in örgütün o zamanki lideri Şeyh Abbas Musevi’yi öldürmesinin ardından liderliğe seçildi. Onun liderliğinde Hizbullah, İran’ın “direniş ekseni”nin en güçlü üyesi hâline geldi. Yeni lider daha etkili ve mücadeleyi tırmandırmaya istekliydi. Nasrallah liderliğindeki örgüt 1990’lı yıllar boyunca İsrail’e işgal ettiği bölgede kök söktürdü. 

  • Nihayet 2000 yılında Ehud Barak başbakanlığında İsrail ordusu apar topar ülkeden çıktı. Bu gelişme de Hizbullah’ın meşruiyetine ve Nasrallah efsanesine ciddi bir katkı yaptı. 

Ne var ki, hemen tüm örneklerden de bilindiği gibi güç sahipleri bir zaman sonra o gücün sarhoşluğuna kendilerini kaptırırlar. En azından önlerindeki gerçekleri daha nesnel şekilde değerlendirme, güç dengesini doğru okuma, yaptıklarının sonuçlarını tam olarak kavrama becerilerini yitirirler. Bugünlere varıldığında Nasrallah’ın da başına gelen aslında buydu. Bir yandan direniş ekseninin ana unsuru hâline gelirken Lübnan içindeki artan gücü, o ülkedeki yerleşik oligarşik düzene karşı çıkarak benliğini ve kimliğini bulmuş örgütü de dönüştürdü. 

Müttefikleri İran ve Suriye adına kendi ülkesine, onun çıkarlarına zarar verdiği gibi hasımlarına karşı acımasız da davrandı. Nasrallah, gücünü Hizbullah'ın 1985 tarihli tebliğinde kınadığı mezhepçi siyasi sistemi sömürmek ve ona hâkim olmak için kullanmaktan veya partiyi eleştiren Şii muhalifler de dahil olmak üzere muhaliflerini korkutmak ve bazen de öldürmekten çekinmedi. 

  • Hizbullah, Lübnan’ın iç savaştan sonra toparlanmasının mimarı Refik Hariri’yi Suriye diktatörü Beşar Esad’la işbirliği yaparak katletti. 2020’deki liman patlamasının sorumluluğu da Hizbullah’taydı. Ancak Nasrallah’ın hiçbir tercihi, Suriye iç savaşında Esad rejiminin yanında yer alması kadar kendisinin ve örgütünün algısına zarar vermedi.  

Hizbullah hakkında kitap da yazmış olan Thanassis Cambanis, İsrail’in Nasrallah’ı öldürmesinden sonra Foreign Policy dergisinde çıkan yazısında şu tespitte bulunur: 

“Nasrallah'ın son dönemi, kibir, stratejik yanlış hesaplamalar ve içi boş ama tehlikeli olan gelişmiş askeri altyapının inşası ile karakterize edildi.”

Kibirle karışık kendine güven Nasrallah’ın, Hamas’ın 7 Ekim saldırısından sonra eski deneyimler üzerinden bir karar vermesine ve sınırlı şekilde de olsa olaya Hizbullah’ı dahil etmesine yol açtı. Son üç haftanın gelişmelerine ve ortaya çıkan gerçeklere bakıldığında, tıpkı kendisinin de daha sonra itiraf ettiği gibi 2006’dakine benzer ama ondan daha da vahim bir hesap hatası yaptığı anlaşılıyor. Aradan geçen 18 yılda köprülerin altından çok sular aktığını hesap etmeden ve ne yapacağını iyi kestirdiğini sandığı hasmının elindeki teknolojik imkanları, Suriye savaşı sırasında örgütünün daha kolay sızılabilecek bir hâle geldiğini, Lübnan’ın kendisinin de katkısıyla yaşadığı ekonomik krizin yarattığı tahribatın sonucu olarak istihbarat zaaflarının artmış olabileceğini hesap edemedi.  

  • Financial Times gazetesinin fevkalade bir araştırmacı gazetecilik örneği olarak yayınladığı bir yazıdan da anlaşıldığı kadarıyla İsrail istihbarat örgütleri neredeyse 20 yıldır Hizbullah’ı çökertmek için kendilerine gerekli verileri toplayarak eylemlerini planlıyordu. Çağrı cihazlarının silah olarak kullanılması daha 2022’de planlanmış bir hamleydi. 

Öngöremediği ya da bilemediği bu bağlamda Nasrallah, İsrail etrafındaki “ateş çemberi”nin en güçlü üyesi olarak Hamas’ı desteklemek amacıyla temkinli şekilde İsrail’le atışmaya başladı. İsrail’in kuzeyini bombalayarak oradaki nüfusun boşalmasına yol açtı. Hamas ile ateşkes yapıldığında duracağını da söyledi. 

  • Ne var ki İsrail’in asıl hedefinin, gerçek tehdit diye değerlendirilen Hizbullah olduğunu göremedi. Son üç haftada birbiri peşi sıra gelen hamlelerle İsrail Hizbullah’ın neredeyse tüm yönetici kadrolarını öldürdü. Hizbullah’ın hamisi ve Nasrallah’ın sadık olduğu İran rejimi ise bugünkü koşullarda kendisini riske atmak istemediği için Hizbullah’ın bu en zorlu anında, Lübnanlı Şiilerin belki bir daha asla evlerine dönemeyecek şekilde İsrail saldırılarıyla kendi ülkelerinde mülteci hâline geldikleri ortamda İsrail ile savaşı tüm İslam alemine havale ederek kendisini kolladı. 

Hizbullah şahsiyetlerle kaim bir örgüt değil ya da en azından öyle olmadığını iddia ediyor ama Nasrallah sıra dışı yeteneklere sahip bir liderdi. Yerinin kolayca doldurulamayacağına şüphe yok. Onun ölümü Hizbullah için ölümcül olmasa da çok büyük bir darbe sayılmalı. Haniye’nin Tahran’da öldürülmesine halen bir yanıt veremeyen, Nasrallah’ın öldürülmesinin ardından pasifliği iyice göze çarpan İran için de büyük bir yenilgi oldu. 

1982’de İsrail’in Filistin Kurtuluş Örgütü’nü zayıflatmak, Filistin davasını/milliyetçiliğini yok etmek için giriştiği işgal, herhalde planlayıcılarının beklemediği yukarıda sıralanmış gelişmelere yol açtı. Eklemek gerekir ki 1987’de işgal altındaki Batı Şeria’da başlayan Filistin ayaklanması, “İntifada” da Lübnan işgalinin sonuçlarından birisi sayılmalıdır. O dönemde İsrail, FKÖ’yü zayıflatmak için Hamas’ı destekleyip güçlendirmişti. 

Bölgesel savaş ihtimali

7 Ekim’in birinci yıldönümü gelirken İsrail bir kez daha Lübnan’a giriyor. Ortadoğu’da hem 1982’de ortaya çıkan dinamik hem de ABD’nin 2003 Irak işgalinden sonra şekillenen jeopolitik güç dengesi çatırdıyor. Bölgesel savaş beceriksiz ve giderek İsrail’in suç ortağı hâline gelen bir ABD yönetiminin karar ve tercihleriyle belki de kaçınılmaz hâle geliyor. 

42 yıl önce de Amerikan yönetimi arada bugünküne göre daha sert eleştirilerde bulunup bazı gelişmeleri engellemeyi becerdiyse de sonuçta desteğini esirgememişti. Amerikalı yorumcuların neredeyse tümü Ortadoğu barışı için bir fırsat penceresinin açıldığından bahsederek ne kadar mühim bir işin başarıldığından bahsediyorlardı. Tıpkı bugünkü gibi... 

Yukarıdaki hikaye kısa vadedeki “muhteşem” başarıların aslında uzun vadede nelere yol açabileceğini gösteren bir örnek hikaye sayılmalı. Düşünebilenler için...

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

Spektrum

Spektrum

Her perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.

NEREDE YAYIMLANDI?

Aposto GünsonuAposto Günsonu

BÜLTEN SAYISI

PREMIUM'A ÖZEL

📬 NATO’da devir teslim, Lübnan’ın işgali

Hollanda Başbakanı Mark Rutte, NATO Genel Sekreteri olarak görevi Jens Stoltenberg'den devraldı. İsrail dün gece 02.00'de Lübnan'a "Kuzey Okları" adlı "sınırlı, bölgesel ve hedefli" bir kara harekatı başlattı.

01 Eki 2024

BBC

YAZARLAR

Soli Özel

Akademisyen. Kadir Has Üniversitesi Uluslararası İlişkiler bölümünde öğretim görevlisi.

Spektrum

Her perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.

İLGİLİ OKUMALAR

SpektrumSpektrum

HİKAYE

Başka bir kader yoksa: Çocuklara verilecek cezaların artırılmasının sonuçları ne olabilir?

Bir tarafta çocuğunu kaybetmiş aileler, suç makinesine çevrilmiş çocuklar, çocukları bünyesine alan çeteler; diğer tarafta cezaların ağırlaştırılmasının çok daha fazla çocuğun suça karışmasına yol açacağını, sorunları çözmeyeceğini dile getiren uzmanlar. Tüm bu tartışmaların ortasında iktidar, çocuklara verilecek cezaların artırılmasını içeren bir yasa teklifini TBMM’ye sundu. Peki bunun sonuçları ne olabilir?

Başka bir kader yoksa: Çocuklara verilecek cezaların artırılmasının sonuçları ne olabilir?
SpektrumSpektrum

HİKAYE

Zalim iyimserlik: İktidar, muhalefet ve topluma Anadolu’dan bakmak

19 Mart sonrasında Türkiye’de kurulan yeni siyasal düzen, muhalefeti bütünüyle susturmayı hedeflemiyor. Onu ahlaki bakımdan iktidardan farksız, örgütsel olarak parçalanabilir, yerel aktörleri iktidarın saflarına çekilebilir ve seçim kazansa bile iktidara gelemeyecek bir yapı olarak yeniden tanımlamaya çalışıyor.

16 Tem 2026

Zalim iyimserlik: İktidar, muhalefet ve topluma Anadolu’dan bakmak
SpektrumSpektrum

HİKAYE

Ahbap Derneği olayı: Türkiye’de dernek ve vakıflar nasıl denetleniyor?

Kamuoyunda yardım ve bağış kampanyalarıyla adından çokça söz ettiren Ahbap Derneği ve kurucusu Haluk Levent’in deprem bağışlarının kullanımı, şaibeli para transferleri ve usulsüz mali işlemleri hakkında soruşturma başlatılması şu soruyu gündeme getirdi: Türkiye’de dernek ve vakıfları kim denetliyor? Prof. Dr. Murat Batı’ya göre güçlü bir mali denetim yok, ne görev verilen mülki amirler ne de Vergi Denetim Kurulu bu kurumları denetleyebiliyor.

Pelin Cengiz

·

15 Tem 2026

Ahbap Derneği olayı: Türkiye’de dernek ve vakıflar nasıl denetleniyor?
SpektrumSpektrum

HİKAYE

İstanbul Barosu raporu: Kuyu tipi cezaevlerinde neler yaşanıyor?

Komedyen Deniz Göktaş'ın Çorlu Karatepe Yüksek Güvenlikli Cezaevi'ne gönderilmesiyle yeniden gündeme gelen "kuyu tipi" cezaevlerine ilişkin İstanbul Barosu raporu, tutukluların maruz kaldığını belirttiği ağır tecrit koşulları ile havalandırma, sağlık hizmetleri ve temel haklara erişimde yaşanan sorunlara dikkat çekiyor.

Melisa Gülbaş

·

13 Tem 2026

İstanbul Barosu raporu: Kuyu tipi cezaevlerinde neler yaşanıyor?
SpektrumSpektrum

HİKAYE

Bir bakışın arkası: İzlanda'nın 'ekonomist' başbakanı Kristrún Frostadóttir'i anlamak

Ankara'daki NATO zirvesinde İzlanda Başbakanı Kristrún Frostadóttir'in Külliye önündeki şaşkın bakışlarının görüntüleri, sosyal medyada hızla yayıldı. Kısa süre içinde Frostadóttir'in Instagram hesabına on binlerce Türk kullanıcı ulaştı. Öte yandan İzlanda'nın onu başbakan yapmasını sağlayan, bir anlık görüntü değil uzun yıllara yayılan bir güven inşasıydı.

Uraz Kaspar

·

12 Tem 2026

Bir bakışın arkası: İzlanda'nın 'ekonomist' başbakanı Kristrún Frostadóttir'i anlamak